19 Kasım 2007


Radyoyu karıştırırken çok sevdiği bir parçayı bitmek üzereyken yakalamış gibi. Aslında kaçırmak denirdi buna. Bulduğunu sandığında bilmiyordu çok şey kaçırdığını. Üstü kapalı anlatımlarıyla üzerini örtmeye çalıştığı hislerinden sıyrılabildiğinde anlayabildi bunu ancak. Ama çoktan anlamını yitirmişti. Hayatın tadına varmak yerine yalnızca karnını doyurmak için gittiği işinin dışında uyuyarak geçirmek oldu boş zamanlarını yaşamak dediği. Yaşamak denirse. Ağzının tadı bozulmuştu bir kere. Ölmekse uğraş vericiydi. Sevdikleri açısından zor bir karardı. Üstelemedi o yüzden de.
En yalnızlığını kimseyle hemfikir olamamaktan alırdı. Desen desen deli gömlekleri vardı. Her gün birini giyerdi. Eli kolu bağlı. Neyi anlattığına değil ne şekilde kurduğuna bakılsa cümleleri mantıklı gelebilirdi dedikleri. Çoğu yalan olsa da.. Yalan olmayanlar da yalan olmuştu. Başka şeyler çıkarılmasın konuşmalarından. Çok zorlandı severken. Başka yere çekmeyin. Her gün biraz daha yenildi. Bunu yenmek için kendi başına kalmak istedi bir süreliğine. Arkasını döndüğünde baktı ki kimse kalmadı. Görmezden geldi. Baştan beri biliyordu her şekilde yalnız olduğunu ama yine de kararını etkiledi.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:39 ÖS

1 yorum  

14 Kasım 2007


Dünya üzerinde bulunan bütün küfürleri savuruyorum
Dünya kadar mutsuzum

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:37 ÖÖ

0 yorum  

12 Kasım 2007


Yabancılık çekmek niye yanında. Saat farkımızın git gide artmasına ne demeli. Kafanı dağıtmak istemene. Benim kafam yeterince dağınık değil miydi sence bir de sen dağınıklık etmeli miydin. Aklıma kazınman niye. Niye kazıyamamam. Sadakat tek başına ne işe yarar. Önce bir sorman gerekmez miydi kendine. Önce bir sorman gerekmez miydi bana. Sorsaydın söylerdim. Keşke bir sorsaydın.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:22 ÖS

2 yorum  

Köprüye gelmeden önceki son çıkışı kaçırdığından beri yolları karıştırdı..
bilmiyor nereye gittiğini gidişatım
Seninse çok olmuş köprüyü geçeli
Sürdükçe ve ayağımızı yerden kestikçe aşkımız iki yakamız bir araya gelmeyecek gibi
Açıkça belirtilen ama yeri belirlenemeyen her düşüncenin karşı yakasında durmuşuz
Biraz daha lafa tutsak yerini saptayabilirdik, kesmesek birbirimizin sözünü..
bilhassa da sen
Aynı anda konuşmasak..
Uzaktan bir el sallayarak yürütemezdik değnekleri olmadan sallantıda kalmışlığımızı
Sakat kalmıştı aldığı ilk darbeyle
Gece daha uzunsa da cezbetmiyordu yarıda kesilmiş sevişmeleri
Aklımızı başımızdan almıyordu hayatımızdan erotik sahneleri çıkardıkça öfkemiz
Daha aklı başında bir şeylere ya muhtaç kalmıştı ya biz muhtaç bırakmıştık..
ya da ikisi de aynı yere çıkıyordu..

Ayağımızı yerden kesse yeter sandık oysa aynı hızla sürdürülmezmiş onu anladık..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:50 ÖS

0 yorum  

10 Kasım 2007


Arka tarafa bakıyor penceremiz
Gerçekleri göremedikçe romatizmalarımız azıyor
Gördüklerimizse resmiyete dökülmüş haliydi
Haliyle mesafeliydik birbirimize..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:53 ÖS

1 yorum  

Lüks içinde elleri kirli hepsinin. Para dediğin işte. Yalancılıkla suçlayacağım sizi yanlış anlamazsanız. Siz değil miydiniz ki her taşın altından bir yalan çıkaran. Kaldırın bakalım taşların altını kim zararlı çıkacak. Bu size dokunur mu. Zarar ziyan edilir mi. Soru(n)larla yarına çıkılır mı. Biraz zor derim ben. Siz ne dersiniz bilemem. Tatminkarlığınızın yanından geçemeyeceğim kesin. Böyle bir yüzden üstelik. Hiçbir şeyi kabul etmezsiniz. Siyah desem beyaz dersiniz. Paraya para demezsiniz. Bütün terimler değişir o pis ellerinizde. Peki ne dersiniz. Yanlışım varsa yanlış anlamakta serbestsiniz. Bana bakmayın. Daha dün ne dediğimi unutuyorum ben.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:49 ÖS

0 yorum  

Vuracağınız yerin altına diğer avucunuzu koyduğunuz için size döndü yine tokatınız. Çekirdek çıtlatmakla geçmezdi aileyle yaşamak. Koruduğunuz yetmedi bir de kolladınız. Acımak size düştü hep. Kandırıktan bir eh sana eh sana yapmakla söz dinletilmezdi ama. Yine de gözleri korkmuştu. Kılığıyla kıyafetiyle ilgili olmaktan içlerini göremediniz. Tek başlarına yendiler korkularını. Ve ilk işleri yüzünüze vurmak oldu tokat gibi hiç acımadan korkarken diyemediklerini. Öyle sarmıştınız ki boy atamamamıştılar. Yer bırakmamıştınız büyüyecek. Birden patladılar sonra büyüdüler sıkıntıdan, bu yüzden yıkıldı duvarlar, bu yüzden darmadağın oldunuz.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:48 ÖS

0 yorum  

İçinizi göstermeyen astarınız var sizin. Bense tranparanlıktan ele veriyorum kendimi. Yakışmıyorum yanınıza almayın beni. Neyle giyilsem müstehcen kalıyorum. Gizli bir hayranınızım sizin. Hayran kalıyorum göstermedikçe siz kirli çamaşırlarınızı. Her şeyin yanında bir astar istiyorsunuz. Olur da üstünüzdeki eskir bir yeri aşınır. Ödünüz kopuyor bir yeriniz gözükecek diye. Ters düşüyorum sizlere. Biliyorum çok göz önündeyim. Bana maruz kalıyorsunuz yıllar yılı. Olsun ama stres atıyorsunuz sayemde. Gücünüz bana yetiyor bir tek. Aman alınmayın sakın. Ne demek lafı mı olur aramızda.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:46 ÖS

0 yorum  

06 Kasım 2007


Sizli bizli konuşmaktan alamıyorum kendimi. Sanki bir hastalığa yakalandım ve ettiğiniz tek bir sözle yataklara düşüyorum. Bu hastalıktan kurtulamıyorum. Araba giderken dışarıya dalmak gibi. Ne gözümü alabiliyor ne sabit kalıyordu baktığım yer. Bu yolculuğu sürdürmek zoruma gidiyordu. Sizin anlayacağınız göz yoruyordu aşkınız. Sizse öylesine zor. Çaba böyle sarfedilmezdi. Ziyanlıktı. Uyduruktan bir hissetmekle, uyduruktan bir gece geçirmekle, uydurulan şeylerle sağlanmazdı uyum. Uydurulmazdı böyle şeyler. Gerçeği en çok hak eden hislerdi kafanızdan attığınız. Yavaşça bir yere koymalıydınız oysa ki. Böyle değil. Fırlatıp atmamalıydınız kalbinizi ok zannedip. Aynı işi görür sandınız. Yanıldınız. Gelişi güzel bir duyguydu sizin bana bahşettiğiniz. Sizi bilmem ama bana hiç güzel gelmedi. Size öyle gelmiş olmalı. Yalandan yere gelmemi beklediniz. Yalandan yere övgüler yağdırdınız. Belki de hiç bilmediğiniz belki de hiç olmayan bir yerdi. Sözledikleriniz yersizdi. Üzgünüm. Ama gitmeliyim. Sizin olmadığınız bir yere.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:59 ÖS

0 yorum  

05 Kasım 2007


Her gece başka biriyle yatınca daha zinde kalkanlarınızın hiç midesi kalkmaz mı. Başınızı kaldıracak haliniz mi yok yoksa. Artık kalkma vakti. Ovalayın gözlerinizi. Uyanın asırlık uykunuzdan. Hiç olmazsa bir süreliğine. Çocukluğunuza inin arada bir de. İnsan olmaya yetmez ama duygu kıpırtısına rastlarsınız bakarsınız. Bir düşünün. Aradaki yüzlerce farkı bulun. Parmağınızla gösterin. Bu seferlik de böyle olsun. Biliyorum ayıp denildi parmakla göstermek, ancak öyle gösterebilip, ne olduğunu öğrenebilmişken cisimlerin. 'Aç ağzını' dediler bebekken habire, şimdi ağzımızı kapatmaya çalışıyorlar tek bir söz edecek olsak. Bütün alışkanlıklarımızın yerine ayıplar, günahlar kondu. Yerimize kondular bize yer kalmadı onlardan. Ne çok korkutulduk küçükken incir çekirdeğini doldurmayacak konular hakkında. Hala incir yerken sütü değer de yara olmaktan korkarız. Öcüleri kötülediler ama asıl insanlarmış korkmamız gereken. Olmadık, olmayacak şeylerle büyütüldük. Oysa herkes mantıklı bir açıklama bekliyordu bizden. Hiç mantık kuramadık ki küçüklükle büyüklük arasında açıklayabilelim. Ya baştan söylenmeliydi gerçekler ya da saklanmalıydı. Siz ne yaptınız, sır tutmayı bilemediniz ama hiçte sırrınızı açıklamadınız. Güya iyi yetiştik ama bir tek sırrınızı bile bilmeyiz. Aslında çok haklısınız. Kendiniz gibi gördünüz. Hiç ayırmadınız kendinizden. Siz neyseniz biz de oyduk gözünüzde. O yüzden de paylaşmadınız sırrınızı söyleriz diye.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 4:04 ÖS

0 yorum  

02 Kasım 2007


Uykusu bölünmesin diye yolunu uzattı. Canını sıkmasın diye yürüdü dünya kadar yolu. O n'apardı onun için bakar körlüğünden ödün vermemek dışında. Bas bas söylemeden anlamazdı O, anladı. Kendi başının çaresine yine kendi baktı. Kendi kadar düşünceleri yüklenip. Leb demeden anlayabilirdi ağzından çıkanı ne var ne yoksa. Arada bir dokunmasını bile o hatırlatırken nedense unutmuşluğunun içine her daim dahildi. Kılını kıpırdatması yeter de artardı ne de olsa onun için. Arta kalan için fazla söze gerek yoktu. Her ne kadar sözü söz olmasa da söz sözdü. O'nun kapalı kutular ardına iteklemesinin aksine apaçık ortadaydı sevgisi. Şikayetçi miydi bu durumdan veya olsa n'olurdu. İçini dökerdi yine kendi silerdi. İçiyle beraber dökülecek bir incisi yoktu nasılsa. Ertesi gün olduğunda yine en çok o düşünecekti O'nu. Yine en çok o özleyecekti. Yüzüne bakınca yüz vermeme süreci kısaldıkça kısalıyordu ne de olsa. Ve de olan olmuştu.

İçini dökerdi yine kendi silerdi akan yaşlarını, kurursa hiç çıkmaz diye.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:20 ÖS

0 yorum  

Efsane geri döndü..

Yeni hayallerin barınacağı, bir evden diğerine taşınılan en ağır eşya sayılabilecek hatıraların tozunun alınmayacağı, yeni yaşanmışlıkların dolduracağı, artık aşkların kalıcılaşacağı, yeni yeni insanların misafir olacağı, dostların da evi sayılacağı yepyeni evimize daha alışma safhasındayken birkaç kez gözüme bir şey ilişti. Küçük kara bir şey. Spidi Gonzales hızında. Yok dedim. Olamaz dedim. Psikolojine işlemiş dedim. Göz yanılması dedim. Yok artık daha neler dedim. Dedim ama ta ki saygıdeğer kuzenim sabah işe hazırlanırken önümden fare geçti diyene dek. O anda kendimi bir duvardan ötekine vurmak istedim. Ne güzel kandırıyordum kendimi ben. Kaç kere bir karartı geçti önümden de kondurmadım. Sana öyle gelmiştir diyordum içimden. Her gerçeğe açığım ama bu gerçekle yüzleşmek istemiyor canım. Başıma gelmesini isteyebileceğim en son şeydi bu fare. Bundan öncekinin bir önceki evimden vazgeçme nedenimin baş kahramanıydı. Ya o gidecekti ya ben. Terkettim evi. Küçüklüğümden beri anneannemin bahçesinden evine adım atmamam hep o kapana sıkışırım korkusu, ben sıkışmasam fare yakalanır derdi. Kalbim dayanmaz. Yeni bir kapan kuralım kurmayalım krizi daha yaşamak istemiyorum ki ben. Kriz atlatılamadı. Hamza bizimle yaşamaya kararlı anlaşılan. Bu ne sevgi ah bu ne ızdırap.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:32 ÖÖ

0 yorum  

01 Kasım 2007


Üstünlük kurun üzerimde
Arka tarafımdan, belimin oradan kuruluyorum
Baştan söyleyeyim de boşuna uğraşmayın bulmak için
Bakın kolaylık da sağlıyorum size
Dileyin benden ne emrederseniz

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:31 ÖS

0 yorum  

29 Ekim 2007


Sefilleri oynamaya başlamıştık seninle ama kendine özgü bir izleyici kitlesi oluşturmayı başaramadık
Elimizin altındaydı her şey, kaldırmadık ellerimizi üzerinden, özgür bırakmadık hiç
Saniye farkıyla kaçırmıştık vuslatı
Azıcık bir mesafe kalmıştı ama geçemedik çizgiyi
Onlar geçti önümüze ya da sadece benim önüme geçti 'o'..
İyi bakamamıştık orası doğru fakat erken teşhis hayat kurtarmıyordu her zaman..
Zaten kısa ömürlüyse..
İlk görüşte saptanmışsa da yaramıyordu görülen tedavi
Üç günlük ömrü kalmıştı..
Doğasında vardı
Umut kesilmezdi
Kestik
Aşıktık
Alıştık

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:32 ÖS

0 yorum  

Küçüklükten beri büyüttüğü bir şey vardı. Çok büyütüyordu. Ne olduğunu bilmeden. Bir gün bir de baktı kendisi çıktı. Meğer kendisiymiş. Bilseydi büyütmezdi hiç. Ama ne yazık ki bir şartla verilmişti ona hayat.
Alışveriş sırasında, sepete attığı herhangi bir şeyin kasada fiyatını okutup, gereksiz pahalılıktaysa 'tamam kalsın' derdi babası kasiyere, küçük yaşına. İçini burkardı babasının o sözü. Ne fedakarlıklarla kasaya kadar götürmüşken, çok dokunurdu o olmadan çıkmak oradan. Şimdiyse kendi kendine yapar oldu aynı şeyi. Büyüdükçe en çokta kendisine karşı acımasızlaştırmıştı onu hayat şartları.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:56 ÖÖ

0 yorum  

26 Ekim 2007


Bir haresi eksikti oysa dünyaya geldiğinde..

Yıllardır cevabının verilemediği uzaylılar var mıdır yoksa yok mudur tatışmasından doğdu. Sonra bir meleğin haresine vuruldu. Bir melekle uzaylıyı aynı karede görüntülemek ne kadar zorsa o kadar zordu ona sahip olması. Ama tüm şekilsizliğine rağmen bunu başardı. Elde etmek en kolayıydı. Elinde tutmaktı mühim olanı. İkisi arasında ne kadar bir ilişki kurabiliyorsanız onlar da o kadar kurabildi. Dünyalı değillerdi. Yaşam alanları kısıtlıydı. Aynı çerçeveye sığmaları gerekliydi. Ondandı uzaylının boynu büküklüğü. İlişkilerinin sınırları baştan çizilmişti.
Kurulabilecek en devrik cümleyi karşılıklı kurmuşlardı birbirlerine. Her şey üzerlerine devrilmişti. Bütün sözleri. İmla kılavuzu görmüştü onları bir tek. Ancak o anlayabilmişti çektikleri sıkıntıyı cümleleri bir türlü toparlayamasalar da. Yetileri yetmiyordu dünyaya. Büyüyü yapan o falcı biliyordu bir tek gerçeği. O da yedirememişti kendine kendinin verdiği o şeyi geri alamamayı. Beyazdı başta ama dünya pisletmişti, kararmıştı büyü. Okunmuyordu yazılar. Artık heceleyerek geçmeliydi zaman.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:04 ÖS

4 yorum  

25 Ekim 2007


Bir mağazaya girdiğini görüp, içerde ne deneyip beğendiğine bakıp, senden sonra mağazaya girip, gizlice alıp hediye etmesi elbette ki değil incelikten kastım. Fırlattılan bakışın ne anlama geldiğini anında anlaması. Birine bir şey anlatırken cımcık attığında lafı çevirebilmesi. O hep istenilen yalnızca kendi varlığını değil senin varlığını da hissettirmesi. Ama ne mümkün. Kavgada bile söylenmeyecek laflar ettikçe birbirimize, iltifatlar yerine ne geçer elimize. Bir tutam bensizlik bir tutam sensizlik. Dilimize sakız ettiğimiz aşkımız. Acılarını da tekerlemeye çevirmişiz başka dillerde söyleyip duruyoruz. Karşımızdakini elbette düşünürüz ama kendimizi düşünmeden asla. Kaç kat sürdüğünü unutup ojeyi üstüne de yama yapmakla meşguldür insaniyetimiz. Ondan olmasın sakın insanlık dışı ilişkilerimiz. Ondan olmasın bu pervasızlığımız.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:54 ÖÖ

2 yorum  

22 Ekim 2007


Romantik bir ortam yaratmıştım şömine eşliğinde,
ayı postunu hiç aratmadın sense..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:46 ÖÖ

0 yorum  

17 Ekim 2007


Dilini bilmezsem anlayamam seni. Anlatmaya kalksam dilim dönmez, anlamazsın. Vazgeç desen dilim varmaz söylemeye..

Dünkü yabancı, günler önceki sarılışım. Çok ağır konuşmanın üzerinden geçen süre boyunca artan yalnızlık. Azalması gerekirken. Başka başka konuşmacılar dediklerini hafifletmiyor. Sana katılsalar dahi. Haklı çıksan dahi. Ve bunlara rağmen bakmamalısın bana öyle. Bunlara rağmen aynı aynada yansımamalıyız. Bunlara rağmen bunlar olmamalı. Tanımadın tam anlamıyla tanıyabilecek kişiyken. Lafımı ağzımdan alabilecek kişiyken. Bunun için miydi kızgınlık. Bu yüzden geçmiyor olmasın. O ileri geri düşüncelere katılabilecek son kişiydin. Hiç değilse benim için öyleydin. Bir kulağımdan girip bir kulağımdan çıkar mı zannettin. Söz dinlemezdim ama seni dinlerdim. Defalarca haklıydın. Doğruları söylerdin. Belki en doğruları. Dilin mi sivrildi. Ben mi köreldim. Nasıl söylendiğiyle doğru orantılıdır doğruların doğruluğu. Hiç düşünmedin mi. Tanımazlıktan gelinir şimdi tanışıklığımız, sarılışımız, anlayışın. Dilini bilmeden konuşmaya çalıştım, dilim dönmedi, ne desem olmadı. Her sözün beni sevmediğini söyledi. Duymazlıktan gelmek de neyin nesi. Sözlerim kendine kilitlenmiş gözlerim sana kitlenmiş giderken dur durak bilmeyen her düşüncemde boğuluyorum bir kaşık suda. Kabaca anlatıtılır, açıklanır ama kabaca sevilmez hiç duymadın mı.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:49 ÖS

0 yorum  

15 Ekim 2007


Yeni alınan giysiler gibidir bazen. Dizleri çıkar. Önce evde giymeye başlarsın sadece, sonra belki bir toz bezi, en sonunda atılır gider. Ya kullanmayı bilmediğimizden ya kumaşından. Sen olsan n'apardın. Yavaşça zamana bırakmak mı, bir anda kesip atmak mı sana göredir. Ya da bir gün bir bakarsın lekelenir. Kimbilir belki ilk günden leke olur. İnsanlık halidir. Sana göre de öyle değil midir. Ama bazı lekeler vardır çıkaramazsın n'apsan da. Üstünü başka şeylerle kapatırsın. Süse gerek yoksa aslında, göze batmaya başlar bu sefer de. Kabullendiremeyiz kendimize. Baştan aşağı çamaşır suyu döküp tekrardan bir renk vermeyi hiç denemedik, yanılacağımızdan korktuk belki de.
Yeniydi, güzeldi ama dizleri çıktı belki kumaşından belki giymeyi bilemedik.. O değil de, çıkmayan lekelere benim sözüm.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:37 ÖS

3 yorum  

Bayram gezmelerinde gidilen evlerde hep bir tatlı karmaşası yaşanır. Genelde baklavadır bu tatlı. Her oturduğunuz evde önünüze bir tabak tatlı konur. Kimimiz gık demez yer ve bayaramın ikinci günü mide bulantısı geçirir. Kimimiz de kendini bilir ilk gittiği evlerde yer sonrakilerde ben almayayım daha önce uğradığım evlerde yedim, der, akıllılık eder. Ben de aslında ne uzatılan çikolatadan alırım ne şekerden. Öyle tatlıları da sevmem oldum olası zaten. Ama nedense daha şimdi kalktığım evde yedim, diye bir yalana ihtiyaç duyarım. Ağzım mı alışmış gerçekten yiyenlerden ne.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:29 ÖS

0 yorum  

?

11 Ekim 2007


Öldüremezdi onu çünkü kalbine gömmüştü. Çok önceden öldürmüştü. Şiddet içeren aşklardan arta kalan yine yalnızlığa mahkum aşklardır. Kimden peydahlanır düzeylilik. Kimden peydahlanır açık görüşler. Bir bilen var mı. Herkes kendi aleminde kral mı zannetmiş kendini. Yaşadığımız bir ormansa neden olmasın. Peki kaç çeşit hayvan türü var yok mu bilen.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:40 ÖÖ

2 yorum  

09 Ekim 2007


Havaya karışırken sözlerimiz o havalara binmekle meşguldür. Başkasına söz hakkı verdiyse bilin ki başka ne diyeceğini düşünür. Durup da dinlemez. Ne konuşur. Havadan sudan. Konuşmak için konuştuğu için çenesi düşer tutamaz. İyi bir laf ettiği görülmez sadece laflar. Her şeye söyleyecek bir lafı vardır muhakkak. Bilip bilmeden konuşurluğu da katma değer vergisi. Es kaza soracak olursan bilmediği yoktur. Yalanı da çoktur. Yakalasan da kaçırır daha başka bir yalana doğru. Ne kimselere benzer ne kimseye benzetilebilir. Bilinirliği olmayan her şeyde bilir kişiyi oynamakta üstüne yoktur. Güzelliği de çoktur. Sesini epeyce yükseltir bilmeyenlere duyurulur. İlahtır o. Eşine benzerine rastlanmaz. Doğada en çok duyulan la sesidir o.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:32 ÖÖ

7 yorum  

08 Ekim 2007


Kuruttum anıların her birini saklıyorum en ücra köşelerde ufalanıp dökülene kadar. Naftalin kokulu kışlıklar gibiyim. Bilirsin kolay kolay sinmez üstüne giysilerin, kimbilir kaç kıştır kaldırılmış duruyorum dolabın en diplerinde. Kime gideceğimi bilmediğimden bu çarpıtılmış sözlerim. Kime gideceğimi bilmediğimden bu kırıp dökmelerim. Yaşamanı bile istemezken ben yaşattığım için affet. Konuşma, gülme, görme ama affet. En iyi şekilde anlayabilecekken anlamazlıktan gelmeyi, hiçbir şey olmamış gibi yüzüne bakabilmeyi, gözlerimi kaçırmayı, çekinerek konuşmayı.. neyi nasıl açıklarım. O kadar iyi anlarken seni kendimi anlayamadığımdan bunlar. Ne bir açıklama ne bir telafi. Üzgünüm demekle ödeşmiş olunur mu. Hemen ödenir mi. Bilmez miyim hiç. Tanışıklığım yoktu elini uzattığında, tanımak istememden geri kalır bir yanı yoksa da.. Beni anlar gibi olursun belki bir gün. Bilirim ne niyetle yapıldığı önemsizleşir sonucunda tedavisi olmayan bir yara açılmışsa. Affet. Ama önce iyileş.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:12 ÖS

0 yorum  

Sinek ısırıklarıyla uyanmışlığın verdiği kaşıntıyla geçirilmeye başlanan zamanları dize getirir de saatin kaçı olursa olsun kendimize ayırdığımız zamandan çalarız. Üstüne üstüne gidilen, ilişkiyi götürme çababız vardır. Bir yerden sonra cabası olur hangi harekette bulunsak. Çarpışan otolara döneriz görünüşte hasarın olmadığı ama darbe üstüne darbe aldığımız. Sarsılır güvenimiz her çarptığımızda. Sorsan farkında bile değilizdir. Gözümüzle görsek konduramayacağımız kadar güçlüdür inançlarımız da ondan. Sarsıntı geçiririz çarpıştıkça, ondandır allak bullaklığımız. Çok bir şey değil, geçmiş günlere ilaveten yaşamak olur artık görüp göreceğimiz. Ne de olsa görmüş geçirmişliğimiz vardır sanki başkasına görünmeyen sadece bize gözüken. Geçmiş günlere eklenerek eksilen günlerimizi sayarak geçirdiğimiz güne kadar yaşanmışlık diyemesek de vardır bizim de bildiklerimiz. Her hatanın bir ertesi gün hapı olsa ne iyi olurdu cozutmek. Henüz üretilmediği için biz de iyi kötü cozutuyoruz sırası gelmişken. Bütün hesapları karıştıran da biz hesabını iyi bilen de. Daha ne olduğumuzu kestiremezken insan sarrafı olmuşuz. Bir çiçekten medet umduğumuzu, seviyor sevmiyorlarla aşk yaşadığımızı ne çabuk unuttuk da bilmişlik taslar olmuşuz. Her kopardığımız yaprak nasıl da çıkardı acısını büyüdükçe aşklarımızdan yalan mı. Yaprak yaprak dökülürken hissedilenler olan yine doğaya olmuş o ayrı değişmeyen tek şey olarak.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:45 ÖÖ

0 yorum  

03 Ekim 2007


Sen hala beni büyümedim zannet. Orada kaldı sanırsın. O günlerde. Kaç kere daha üstüne düştüm o yaranın. Kaç kere daha kanattım dizlerimi. Gözlerimde yaş kalmayana kadar ağladım. Kaç kere daha aşındı dirseklerim. Belli etmedim bile. Daha kaç kere yenileceğim kendi kendime. Kaç yük daha binecek omuzlarıma. Kaldıramadığım. Kaç suç daha atılacak üzerime. Kaç kaç bitecek beraberliklerim her yanından çekiştirilirken. Nasıl hala sıkıca tutacağım. Bir gün bir yerde salıvermez miyim. Kolay mı sanıyorsun. Kanım çekildi her resti çektiğimde sana. Ben yaşıyor muyum ki. Kanlı canlı bir hayat mı sürdüğüm. Bana sorarsan süründüğüm. Ben mi istedim o kadar borca girmeni. Ben mi istedim her konuda ayrı düşmeyi. Ben mi istedim bağırış çağırış geçinmeyi. Ben mi istedim her hareketime mana bulmanı. Ben ister miydim sevgini hiç göstermemeni. Oturup konuşmamayı. Hep kendi odama çekilmeyi. Huzur içinde huzursuzluk çekmeyi. İster miydim seni ağlatmayı. Sana öyle geliyor. Hiç istemezdim oysa. Sen hala beni büyümedim zannet baba. Halbuki giderken küçük kızını yanıma almamıştım.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:44 ÖÖ

2 yorum  

01 Ekim 2007


Düşüncelerinde gezer tüm şikayetleri. Bir şeyciği yoktur yoksa. İşinden ayrılır ayrılmaz kalmaz ağrısı sızısı. Evlilik yapmıştır bir de kendine. Kolay kolay da beğenmez. Evlenir ama evini beğenmez, gider ama dönmek ister, sever ama belli etmez. Hemfikir değildirler pek, ayrılırlar pekçok konuda ama güçlüdür bağları. Aslında elindedir. El sürmez. Mutludur da bir bakıma. Dedikoduluk bir şeyler çıkarır elindekilerle. Ertesi güne saklamaz bugünden kurar her cümlesini.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:54 ÖÖ

2 yorum  

24 Eylül 2007


Hiç anlayamamışımdır, kovboy filmlerinde niye vurulacak adam nişan alınmaz da vurulacak olan nişan nerede alınmışsa orada vurulur. Tek dertleri karizmatik bir silah çekiş gerisi hikaye midir. Çok şey var nedenini bilmediğim. Lades yapıldığında birine düşen kalın parçanın oyundaki rolünü hala anlayabilmiş değilim mesela. Sonra şunu da hiç anlamamışımdır, neden araba giderken kurulan hayaller araba bir yerde durduğu an yarıda kesilir ve neden gözlerini kapatıp sinek ilacı arabasının arkasından koşar her çocuk.. İşte seninle olmak da buna benziyor. O zehrin arkasından koşmak. Şivesi bozuk aşkımızın tam arkasından. Körü körüne sürüklenmek peşinde. Neyse ki deli kuvveti var bende.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:38 ÖÖ

0 yorum  

20 Eylül 2007


Toparlayamıyor ağzını bunca işin gücün arasında. Sığamıyor kabına. Beni de sokmaya çalışıyor yetmezmiş gibi. Kaşları çatık. Her hareketimde bana çatıyor. Diyorum bu halimle istemedin mi beni. Şimdi niye, ne diye bu çatışma. Diyor seni tanımadan gördüm ben. Dıştan göründüğün içindi diyor ama dışın çok başkalaşıyor günden güne. Çok pişman. Bunu görebiliyorum. Zapt edemediğim hareketlerime sözü. Söz geçiremedikçe ağırlaşıyor sözleri. Bense söz dinleyemeyişimin yanına geçtim. Sabitçe duruyor fikirlerim. Değişemiyorum diyorum. Ne de senden cayabiliyorum. Olmayacak gibi diyor. Oldurmak istiyor. Ama olmadıkça olmadıkça zarar görüyor beklentiler. Neresinden dönersek dönelim zarardayız diyor. Zaman aşımına uğruyor vazgeçebilitemiz. Aşınıyoruz daha tamamlanamadan. Ne desem basmıyor kafası. Konuşma şeklimden tut hissedişime kadar. Yaran mı var diyor. Benim yaram hiç kapanmaz ki diyorum. Bu yüzden çantamdan hiç eksik etmem yara bandını. Saçmaladığımı düşünüyor. Doğru bildiğim ne varsa yalanlıyor. Ak dedikçe ben karartıyor içimi. Anlamıyor. Anlamıyorum. Anlaşamıyoruz.
Çünkü arada bir unutuyorum ilaçlarımı almayı..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:44 ÖÖ

0 yorum  

18 Eylül 2007


http://uyuyanguzel.blogspot.com/2006_09_01_archive.html

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:43 ÖÖ

0 yorum  

XXL

06 Eylül 2007


Büyüyünce de giyebilmek için bir beden büyük almaktı giysileri dilimize dolanan. Bu yüzden giyemedik zamanında. Hep büyük geldi. Hazır yeri gelmişken diyemedik demek istediğimizi. Bir şey paylaşırız seninle ama herkes bir ısırık atma çabasında. Kupkuru iftiraların eşiğinde ayağımıza dolaşır. Takılır düşeriz tam istedikleri gibi. Sağlam bassakta düşmesek diye düşünürken bir çelme de senden gelir. Gücenik bir zaman diliminde ışığın vurduğu yerin yanıdır hissettiklerin. Karanlıkta kalmıştır o zamandan bu yana. Açıkça söylemek her şeyi, soruları eksiksiz yanıtlamak olur seninle ayrı düşmemiz. Çocukluğuma kadar dayanır. Bir sözüme bakar. Hakaret ede ede bu hali aldırdığımız ruh halimi görmezden gelerek sevmeye başlarız birbirimizi. Sana layık değil ama karanlık yüzüdür geçmişim sevgimizin. Sık sık uğrarız. Hiç belli etmeyiz sarmaş dolaş yürütürken ilişkimizi ama yarasıdır ikimizin de. Baka kalırız her geçmişin ardından. Sessizlik çöker epey ağır. Kıyamet kopar sonra en alakasız bir şeyde. Peşi sıra gelir kısıtlamalar. Hakaretli sözlerinin doğruluk payını çıkarana dek içinden, maruz kalmaktır benim görüp görebileceğim. Paydası alındığında tek başınalığına ağlayan biri kalır duvara yaslanmış. Bölüne bölüne bana kalsan da ayırır bizi kesir çizgisi.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:01 ÖS

0 yorum  

03 Eylül 2007


Ucu sana dokunacak orası kesin ama görünüşe göre benim üzerime kalacak. Bu yıkım da bu aşk da. Evet ilişkimiz iyi gidiyordu, ta ki sen o kösele ayakkabıları giymeyene kadar. Topuğunla ayak altında dolaşan kalbimi ezmeyene kadar. Başkalarını aramıza sokmayana kadar. Kanıtlanabilirliği olmayan belli edişinle neyi nasıl anlayabilirim ve ona göre hareket edebilirim, söyler misin bana. Ya da bir işe yara, unuttuğum çocukluğumu hatırlat. Babamın yanına her gidişimde mazgalın arasına sıkışan incecik bacağımın çamurlu suya bulanışından, ağlaya ağlaya babamın beni kurtarışını beklememden bahset. Mazgalların altında beslediğimiz tatlı su balıklarından, oradaki köpeğimizin beni her gördüğünde eve kadar bırakışından, yol boyunca yavrusunu araba ezdiğinden önümüze çıkan her arabadan havlayarak beni koruyuşundan, muhabbet kuşumuzun annemin ses tonuyla Caaaavit deyişinden, sırf gözlük takmak için iyi göremiyorum bahanesiyle, habire doktora götürmelerini tutturup, ne kadar sorduğu sayıları yanlış cevaplasam da, gözlerimde bir şey olmadığını doktorun her seferinde anlamasına şaşırıp kalışımdan, küstüğümde küçük bir bavul hazırlayıp, dudağım bükük bir şekilde evde dolanıp, sokak kapısını bir açıp bir kapayıp, anlasınlar da durdursunlar diye evden kaçacağımı belli edişimden.. Unutursam hatırlat.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:43 ÖÖ

0 yorum  

01 Eylül 2007


Yağlı boyalı bir tablonun tam ortasına geçmiş birkaç süslü söze kanmak için hırsından deliye dönmüş bir fırça darbesiyim şimdi. Her darbede biraz daha işliyorum içine. Sana renk kattığımdan bihabersin. Nasıl bu kadar renksiz kaldın bu zamana kadar, nasıl bu kadar kaldın bilemiyorum. Bilene kadar da son fırçayı vurmaya niyetim yok.
Sende ne bulduğumu mu merak ediyorsun? Bir anda olan, bir tek şeyin, ufacık bir şeyin başlattığı, birçok şeyle büyüyen, yeşeren şeyin bana sırrını mı soruyorsun? Onda ne bulduğunu bilmezsin. Zaten o şeyin ne olduğu bilsen koparıp atarsın aklından. Kökünü kurutursun. Ama hiçbir zaman bilemeyeceksindir. Çaresiz solmasını beklersin kendiliğinden. Sulasan da sulamasan da, çölün ortasına düşse de. Kaktüs gibidir, kendi suyunu kendinden alır. Çok benzer yanları vardır. O da batar o da acıtır. Dokunulmazlığı vardır her aşkın. Kimse de karışamaz, çıkarıp atamaz. Hala bana sende ne bulduğumu soracak mısın?
Düşünüyorum da, bir tarafına girsin istediğim işlediğin suçlarınla tam ağzına layıksın onların. Beni de korkutan o ya. N'olmuş endişeliysem. Ve n'olmuş sıkıyorsam seni. Biraz daha dönme ki kötü bir hisse daha kapılayım. Biraz daha dönme ki paronoyalarıma bir yenisini daha ekleyeyim. Biraz daha dönme ki kesin hükümler vereyim. Biraz daha dönme ki seni sevdiğimden emin olayım..
Biliyorum çok zorladım. Peki ya döndüğünde de yok bilmenin orada yok bil dediğimden farkı ne. Benim dediğimle mi olacak veya var mıydım ki. Beni bilmemenin benimle hiçbir ilgisi yoktu seni sevmemin sadece beni ilgilendirdiği gibi. Çıkmaza sokan sen değil misin. Döndür şimdi yolumdan. Erkeksen döndür. Ben son darbeyi vurmadan resme.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:39 ÖÖ

2 yorum  

Haftalardır bizimle yaşayan Hamza'dan bahsetmek istiyorum size. Onu pek gören olmadı. Genelde karanlıkta çıkar ortaya. Seyyar ışığımızı yakmadığımız ya da ampulünün patladığı zamanlarda. Ben ilk görenim. Pır diye geçmişti yanımdan. Başka gören olmasa inandıramazdım kimseye. Küçücüktü ilk geldiğinde. Şimdi bir görseniz, kocaman olmuş. Genelde mutfakta takılır. Yalnızlığını sever. Hiç arkadaş edinmedi geldiğinden beri. Otlakçıdır da. Hiç alışveriş yaptığını görmedim eve. Kiraya da katılmıyor zaten. İşi gücü bir kuytu köşede bir şeyler kemirsin. Korur da kendini. Kapana kısılmadan yeme becerisine sahiptir salatalığı. Kimse dur diyemez ona. Ağır abidir de aynı zamanda. Yaş ilerledikçe, evde geçirdiği zaman artıp da hala başına bir iş gelmedikçe kendine güveni geldi. Aheste aheste yürür karanlık kuytu köşelere eve dönüp ışık yakınca biz, nereden çıktınız siz der gibi. Kuyruğunu savura savura geçer gider yanımızdan. Kafasını çevirip şöyle bir bakmaz bile. Uyurken uyuşturucu etkisi gören nefesiyle kulağımızı ya da burnumuzu kemirmese iyi. Tek korkum o. Bir sabah bir parçamı kopmuş görmek. Sever ama beni. Yapmaz. Konuşurum ben onunla yalnız kaldığımızda. Sessizce dinler. Aslında söyleyecek çok şeyi vardır ama dinler sadece. Biliyorsun o kapanı ben kurmadım sana. Ama dinletemedim işte. İyiki de kurtarmışsın yakayı. Sen rahatına bak Hamza. Biz alıştık sana. Ev sana emanet.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:08 ÖÖ

4 yorum  

30 Ağustos 2007


Pelerinini giymiş küçük bir kız edasında yolda yürürken rastladığı kötü kalpli kurt onu midesine indirmeden önceki son sözleriydi bunlar. Önce anneannesini yiyemezdi; çünkü kimsesizdi kız, vakit kazanamayacaktı. Olaylar biraz farklı gelişmişti. Kurttan kaçmaya çalışmamıştı hiç. Birlikte yürümüşlerdi kestirme yoldan. Uzun uzun yürümek isterdi aslında ama o kadar vakit yoktu. Kurdun niyeti belliydi. Kız da biliyordu bunu okuduklarından, o haliyle sevmişti. O kısacık yolu yürümeden de önce, yolda ilk karşılaştıkları anda aşık oluvermişti kızcağız. Söylenecek pek bir şey yoktu. Ustaca oynadı gene de. Kaçmaya çalışır gibi yaptı. Elinden kurtulamamış gibi yaptı. Masala uydurdu kısmen de olsa. Ve vakit geldi. Tıpkı olması gerektiği gibi, bir anda kurdun midesinde buldu kendini. Bir tek sonu aynı değildi bu masalın. Kimse gelip kurtarmamıştı. Kimsesizliği sürüyordu. Taşlar yerli yerindeydi. Ama kız öyle bir midesine oturmuştu ki kurdun. İşte şimdi taşlar yerine oturmuştu. Kurt pişmandı. Hem de çok pişmandı. Çünkü artık hep içinde taşıyacaktı bu acıyı.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 4:28 ÖS

0 yorum  

07 Ağustos 2007


Yaptığı yanlışlıklar göbek adına kadar dayanır. Onun için her şey yanlışlıklaydı. Yanlışlıkla bulmuş, yanlışlıkla tutmuş, yanlışlıkla öldürmüştü. Olan biten ne varsa yanlışlıkla olmuştu. İşin aslı o yanlışlıkla gelmişti dünyaya. Bu yüzden yaptığı tek doğru ölmekti ve bu yanlışlıkla olmamıştı.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:27 ÖS

0 yorum  

Bu kadar çabuk aklına gelmiş olmaktan şeref duyar, bir telefonuna bakmaya bakarken tatminkarlığı üstüne de para almayız. Biz de az değiliz hani. Azaldığımızdan muzdaribiz. Onun için hava hep hoştur. Bizim içinse boş. Sesisini, ismini, cismini, nefesini duyup görmediğimiz, hissetmediğimiz her ana yayarız kahkahamızı. Kahkaha atmak isteriz denize sıfır bir manzaradan aylardır atamadığımız sıkıntımızla. Ne mümkün. Ziyan eder öyle döneriz. Bugün var yarın yok adamlarla ne başa ne yola çıkılamayacağını daha öğrenememişizdir. Dağları delecek kadar değildir katiyen ama öyle büyüktür ki aşkımız içip sızmak istetir. Bir kadehte sarhoş eder her istediğini yaptırmak için. Üstelik sırf istekleri ertelememek adına içmek de var işin içinde. Kim sorarsa unutmaya içiyoruz. En büyük yalan. Her aşkı elimize yüzümüze bulaştıralım ki değmediği yer kalmasın. Değsin yani. Havalar hep güzeldir giyinmeyi bilene, her hava değişimi kendi mevsiminde yaşadığı sürece ama mevsimler de şaşırdı, dört mevsimin üçü gitti biri kaldı buralarda. Peki ya sizin oralar?..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:18 ÖÖ

0 yorum  

28 Temmuz 2007


Hayat uykusunu getirirmiş. Mışıl mışıl sersemletmiş. Uykusunu kaçırsın diye elini ihanete bulamış. Uykusunu kaçırsın diye sırttan vurmuş. Uyurgezer düşüncelerle uykuya dalmış. Hayat şart koşmuş. Birileri birilerine girişirken lafa girişmeye kalkışmış. Yine zamansız. Dikkate alınmamış söyledikleri bu zamansızlığı yüzünden. Gözü varmış yarında. Şimdiyi es geçip yarına sarkmış. Hep yarında gözü. Başta oturmak istemez ama sonra bir yorgunluk kahvesi yapta içelim der cinsten bir naz eder, kendini ondan korur, yabancılardan sakınmaz. Çünkü gerçekler rtük kararıyla hep utanır kendinden ona göre. Önce aynasız yaşama deneyimi sonra ışıksız. Böyle böyle iyi edermiş kendini. Sonra yine ışıklar sönmüş teker teker, ardındansa aynasını kırmış biri. Pek iyi gitmezmiş ilişkileri. Kurduğu her ilişki son günlerini yaşarmış. Her birinde geri sayım başlarmış başlar başlamaz. Bir aralar işe vermiş kendini belki bir işkolik, belki düşünecek vakit yokluğu. Kırık dökük bir kaç satır karalamak olsa da ilk işi ilk iş gününde. Kendini ondan ayrı kılabilmek içinmiş hep matemi. Oysa o olmadan da üzülebilir, o olmadan da ikiye ayrılabilir, o olmadan da bir bütünlük sağlayabilir zamanla zamanı gelince. Daha ne ağlamalar zırlamalar bekliyordu onu. Bunu bildiği için dimdik ayakta ve ruhu çökük. Kaldıran olsa da ruh tutulmaz kayardı elden, biliyordu. Günler sonra gelen ama ona yıllar geçmiş gibi gelen aramalarından arındırıyordu karışıklığı taşlarını ayıklar gibi. Bir küçük not defterine sığacak kadar anı. Bir şeyler karalaya karalaya karalar bağlar, üzerine bir çizik atar. Çok havasız kalmıştı aşkları, havasını aldı başka kimliklerin vücudunda. Günden güne netliğini kaybetmiş, biraz karıncalı, biraz karartılı, bir elini dolduran geçmişte yürümüş bir aşk kaldı elinde. Yüzük sende oyunuyla el değiştirir ve o zaman rahat bir nefes aldırırdı ikisine de ayrı ayrı havalarda..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:00 ÖÖ

0 yorum  

24 Temmuz 2007


free music

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:49 ÖÖ

0 yorum  

17 Temmuz 2007


Altta kala kala öğreniyoruz güreşmeyi. Şu an üste çıksak ne çıkar rakibin ağırlığı üzerimizde. Koymuş bir kere ağırlığını. Daha zamanı var. Sadece ninnlilerle mi sanki, bak kuş uçuyorlarla, neler nelerle uyutulduk. Neyi kaçırıyorduk birbirimizden, görünmeden, göstermeden. Bir varmış bir yok olmuşlara inandık kuş sevdamız yüzünden. Gerçeklerle aramızda bir şey olmadı ki hiç yalanla ilişki kurmaktan çekinelim. Sevgiyle öfke bu kadar iç içe geçmişken biz niye ayrılmaz ikiliyi oynadık. Burada durup neyi izledik. Nasıl mızıkçılık yapıldığını mı. Kayda değer konuşmalar sarf etmedik hiç. Kayda geçmeden sabah olduğundan. Ki zaten sabaha karşıydı her buluşma. Bir nakavt edilişi daha görüyorum güçlü kuvvetli umarsızlığında. Gecekondular hep mi yıkılmaya mahkum. Bir çadır kuruntusunda yaşamak olmaz mı duyguları. Kimbilir kaç karakterli duygularım. Hiç inandırıcı değil. Sevdim ama ne desem az kalır yanında, bu yüzden dilimin ucunda tutuyorum diyeceklerimi. Gerçek olmayan hiçbir şeyi hissetmez, yürek derler buna. Ama siz yine de yalanlayın hatırım kalır. Hep bir ağızdan konuşmaya özen gösterin ama, inandırıcılığını yitirir ne me lazım. Anlatmaya kalksan yerinden kalktığına değmez. İlk bakışta zor görünür. Çevir kafanı tekrar bir bak. Ama dur eğlenmene bak. Bir yere ayrıldığım yok henüz.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:37 ÖS

0 yorum  

16 Temmuz 2007


Eski yıllara ait, yıllanmış aşklar duygularını cenaze törenlerinde açığa vururlarmış. O güne değin yaşanmış her şey sanki bir sır açığa çıkmayı çokta beklemeyen. Kendinden emin. Eski yıllara aitleşmiş sahici aşklar. Yorgunluk üzüntüyü aratmazmış yolculuklardan, bir şehirden başka şehre geçişlerden. Çarpacak bir katsayı bırakmadık ki mutsuzluğu, kaçla çarpsak da denk gelmediğinden. Baştan sona kuşe kağıda olsun diye hayatları, başkalarının hayatına mal olan hayatları var kimilerinin, ama bizim onlara diyecek bir şeyimiz nedense yok. Uzun soluklu zamanlara nefesimiz yetmez olmuş, keşke duvara toslasak da geri tepsek, geriye döndürebilsek gereksizliklerle doldurduğumuz, nefesimizi boşa harcayıp anlatmaya çalıştığımız bazı anları. Hala bile aradığımız kişiye hiçbir an ulaşılamıyor bu karışıklığın içinde, çeken bir yere gidilse bile. Görmeyince felçli gibi olduklarımız var bir de, hiçbir şey yapasımız gelmez görmeden, o ise anlamaz. Yanındaki halini alıp ters çevirse anlayacak ama anlamazlıktan gelmese.. Hiçbir ilişkide bitişik yazılmıyor isimler bu devirde, herkesin kendi hayatı oluvermiş bir tek sandığımız hayat. Sahipsiz sevgilerden usanmış, sahici hayallere dalmışız. Zaman geçerken uğradımlarla geçiyor bilmiyor musun sanki, bilmiyorsan al karşına saati bak dur, nasıl da atıyor tik tak diye diye kalbinin bir sonraki atışına sıra gelmeden. Hepimiz birer külkedisi oluvermişiz; bugünlere yetiştirebilsek işleri yarınlara katılabileceğiz.. Tabi kötü kalpli kardeşlerimiz de cabası.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:03 ÖÖ

0 yorum  

14 Temmuz 2007


Bir esinti daha geliyor. Özene bezene yaratılmış. Nereden estiler bilmem. İki arada bir derede kalınmış, varsayımlarla belini doğrultamamış zırvalıklar. Hem kırık hem dökük. Hem yırtık hem pırtık. Hem yara hem bere. Hem darma hem dağın. Hem arlı hem arsız. Hem yalan hem dolan. Hem eski hem püskü. Hem öte hem beri. Hem enine hem boyuna. Hem ıvır hem zıvır. Hem bata hem çıka. Hem yalan hem yanlış. Hem sağ hem salim. Hem öyle hem böyle. Bir aşağı bir yukarı ama katiyen değil hem doğru hem dürüst. Eserekli oluşundan mıdır bilinmez. Benim de aşağı kalır bir yanım yok. Adam olana çok bile. Birkaç göz göze gelme durumu kurtaracak değil ama işimi görür. Hatırlayabildiklerim şimdilik bu kadar. Sen sağ ben selamet.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 7:48 ÖS

0 yorum  

07 Temmuz 2007


Daha şimdiden özledi seni karaböceğin. Bildiği bütün duaları senin olsun. Yerini çiçeklerle donatsın. Şu an yüzünü güldüren her sözün, sağladığın her şey için, gözünde yaş kalmayana kadar sevdirdiğin için kendini minnettar kalacak karaböceğin. Küçük aklımla ben “dede bak ne sevimli” diyip fındık yedirmeye çalışırken, “ben de o fareyi arıyorum kaç gündür, her yeri kemirdi” diye söylenerek ayağınla ezdiğin ve eve gidip ağladığım o gün boyunca da, “nerede kaymaklar” dediğin zamanlarda da aynıydı sevgim. Huzur içinde uyu. Seni seviyorum.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:06 ÖS

0 yorum  

Meğer kesseler acımazmış şu saatten sonra. Senle beni. Sadece beni ya da seni. Veya yüreğimi. Dün şahit oldum bir hastalığın daha can verişine. Uzun zamandır hastaydım. Beni öldüremedi, kendi öldü. En ufak bir heyecan duymamak da başka bir şeymiş yanında. Sakin sakin pas vermeyebilmek. Hiçbir duyguyu bastırmadan hiçbir şey hissetmemek. Bir yerini yırta yırta bu hale getirdiğin bu çok değerli sonu kiminle paylaşırsan paylaş. Bana da tapan biri vardı diye kat hikayelerine görülen geçmiş zamanla.. Neren kırıldıysa ağzını da ben dağıtmak istiyorum şimdi. Yavşaklığından sert bir yerin kaldıysa. Sanıyorum elim içeri göçer her vurduğumda.

Dün son nefesini verdi, ben şahidim.. Öyle şahidim ki..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:42 ÖÖ

0 yorum  

04 Temmuz 2007


Heyecan almış başını gitmiş hiç dönmemek üzere. Vurmuş kendini yollara. Ne zamandır bu böyle. Ne iyi ne kötü hissediyorum. İşin özü hissetmiyorum. Şevkim kaçmış. O da vurmuş kendini oradan oraya. Halledilir bir yanı kalmamış işlerin. Hep aynı gün hep aynı mekan hep aynı zaman diliminde. Bilmem nesinin bilmem nesiyim kendimin. Çok uzaktan. Akraba bile sayılmam. Neyse ki hepimiz Havva'dan geliyoruz anadan doğma. Yoksa nasıl durulurdu bu kendine yabancı bedende. Bir ısırık atıp bırakılmış ilişkilerden arta kalan zamanlar uzun soluklu ilişkilere yetmiyor. Gözlüğü devamlı takmamaktan büyüyor göz numaramız. Bu yüzden net değil hiçbir şey. Gözümüzde büyütüyoruz.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:32 ÖS

0 yorum  

03 Temmuz 2007


Bu sabah günlerdir yaşanan bir şeyi yeni fark ettim. Meğer her gün işe gitmeden önce iş yerinin hemen bitişiğindeki o daracık büfedeki sesinden genç olduğunu tahmin ettiğim çocuğun yüzüne kafamı kaldırıp bir kere bile bakmamışım. Her sabah girip boğazımdan tatlı bir şey geçmesi için kinder bueno gelmiş mi diye şöyle bir göz gezdirişim, hepte görememenin verdiği bir hayal kırıklığı, yarım litre sütü hiç soğutmadıkları için küçük süt almak zorunda kalışım ve de onsuz içemediğim cappucinom. Her defasında başım eğik cüzdanımı çıkarırken ne kadar diyişim ve parayı uzatıp arkamı dönmüş çıkarken iyi günler dileğim. Her gün yüz yüze geldiği birinin yüzünü niye bilmesin ki insan, farkına varılmalıydı zaten bunun.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:38 ÖS

0 yorum  

13 Haziran 2007


Üzerinden geçte aşkımızın.. silinmesin. Bir kalem de sen vur. Kaza süsü verilemeyecek kadar ortadaysa da gerçek, aşk farz edelim bu zaafı. Seni var sayıp yalnızlık çekmemek geçmiş günlerde.. yaratana inanmadan yaşamak gibi. Gözüme o kadar çok şey kaçıyor ki bugünlerde, bazılarıyla yaşamaya alışıyorum, bazılarıysa yaş olup akıyor her düşlediğimde ve ben her seferinde düşüyorum denize düşüp yılana sarılmamak adına.
Günler hep gelip geçer, önüne geçilmez bunun. Biraz haksızlık etmiş olmaz mıydım hem daha önce hiç görmediğim bir günden bana acımasını bekleyerek. Koskoca bir güne daha yumdum gözlerimi. Oysa göz kapaklarımı jiletleyebilirdim eğer hiç uyumazsam yanımda kalacağını söyleseydin. Demedin. Bu yüzden birinden uyanıp öbürüne dalıyorum uykuların. Rüyaların tersi çıkması kadar aksi, gündüz görülen rüyalar kadar sıradan şimdi. Seni düşündüğüm anlar kısalsın, aklımdan bir an olsun çık diye rüyalara veriyorum kendimi ve seviniyorum rüyalarım hiç çıkmadığı için. Umutsuzluğa düşmek istiyorum yine sana sarılmamak adına.
Hadi bir cümle de sen kur, tozlanmış sandıkta saklayalım onu da. Bir daha hiç açılmasın aşkın konusu. Hatırlarsan ne zaman konusunu açmaya kalksam kapatmaya çalışırdın var gücünle. Şimdi de ben konuyu değiştiriyorum kim açmaya kalksa. İşte sandık dediğim şey de o.
Başka türlü geçmiyor vakit.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:31 ÖS

0 yorum  

08 Haziran 2007


Dün gibi hatırlarım,
ben bizim şarkımızı söylüyordum, sen kulaklarını tıkıyordun
Dün gibi hatırlarım,
kendi başıma bir anlam taşıyamıyordum
Dün gibi hatırlarım,
zaman geçiriyordum söz geçiremedikçe sana
Dün gibi hatırlarım,
söz geçiremiyordum ne de aklıma mukayyet olabiliyordum
Bugünden bir önceki gündü..
Tüm çabalarım ters tepip sana geçmişti
Konuşmamız gerekiyormuş..
Bak sen!
Sana zahmet bir ağzımı arar mısın? Belki diyeceklerim olabilir

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:27 ÖS

0 yorum  

02 Haziran 2007


Sizin gibiler bilirler, sevgi dağarcığı az olanlar işleri yoluna koymadan gönlünü almaz gönül verenlerin. Önce iş dersiniz. Bir koşuşturma içindesinizdir. Yoğun tempodan başınızı kaldırıp gözünün yaşına bakarsınız. Ama bakmakla görmek bir değildir işte. Düşünmeden de edebilir sizin gibiler. Sizin gibiler bilirler, övüne övüne söylersiniz ‘Ben duygusal biri değilim’ tümcenizi. Hesap kitapla o kadar meşgulsünüzdür ki sayılarınız alır harflerinizin yerini. Anlamlı bir cümle kurmaktan acizsinizdir. Sizin gibiler bilirler, acılı yersiniz en ufak bir acı duymadığınız halde. Benim için önemi yok dediğiniz her şeyin lafını edersiniz. Kendi malınıza sahip çıkar, sizin olmayanlara mal gibi davranırken hiç içiniz cız etmez. Sizin gibiler bilirler, her konuyla ilgili bir bilginiz, her şeye söyleyecek bir lafınız vardır her daim. Çok akıllısınızdır, taşar beyninizden, hislerinize yayılır, her yeri kaplar, anca sığar. Sizin gibiler bilirler, para için yaşar, ama biri soracak olursa paranın lafını bile etmezsiniz. Haklısınızdır, aramızda paranın lafı mı olur. Sizin gibiler bilirler, arabalardan ve de götürmekten konuşursunuz. İki lafınızdan biri yine parayla sahip olduklarınızdır. Hızlı kullanıyorsunuzdur her bir şeyi ve şeyinizi. Sizin gibiler bilirler, kart geçmezse diğer kartı geçirirsiniz, limitiniz hep doludur, kaldıramazsınız en ufak sorunu bile. Hemen halledilsin istersiniz etrafa emirler yağdırıp. Sizin gibiler bilirler, kim olduğunuzu soran kim olduğunuzu bilmiyordur, ondandır. Her şeyin ehliyeti vardır sizde, kim olduğunuzu bilen bilmeyen kimse de elinizden alamaz ehliyetinizi. Sizin gibiler bilirler yalnızca sizin bildiklerinizi. Sizin gibiler yaşayabilir yaşadıklarınızı. Bilmediğim için soruyorum, başınız göğe erdi mi?

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:41 ÖÖ

0 yorum  

21 Mayıs 2007


Sondan 3. gün:
Ne zaman suyla yüzleşse yüzünüz, akıtır makyajını, bütün foyasını
Gerçekleri söyleme pahasına
Tam da o sırada bir şey bir şeyleri hatırlatır, o bir şeyler de başka bir şeyleri..
Bir ses yüksek sesle konuşur
Lafın hangi gün sana geri döneceğini bilmezsin
Çocukluktan kalmadır kendi diyenin kendi olması.. çocukluğumuza dayanır kötü sözün sahibine aitleşmesi
Yüzümüze çarptırılmıştır, önce saf bildiğimiz su, sonrasıysa ağır cezaya çarptırılmak olur
Ya gürültü ya çevre kirliliğidir artık yaşanılan her şey
Hangi saatte burada olacağını, kaç treniyle geleceğini bilsek de bilemeyiz işin aslı işin aslını
Onun iner inmez yanımıza geleceği meçhuldür çünkü
Es de geçebiliri gösterir ihtimaller
Sesin nereden geldiğini bilmezsin, belki kulak asmazsın, ama işittiğin her ses onu çağrıştırır
İki seçenek vardır
Ya özlediğini açıkça dile getiren baş dönmesini pekiştirecek bir ayrılık ya da..
Ya da onun tam tersi
Ve eğer öyleyse sen de gardını al; çünkü artık hiçbir şey işlemez ona
Bu da ettiğin duaların Tanrı katına ulaşmadığını gösterir ki bu hiçbir şeyi açıklamaz
Çelik yeleğini giy, beddua zamanıdır şimdi
Dört odacıklı bir haznen vardır senin, kapanır kendi içine
Kendini dinlersin doktorculuk oynar gibi kaderinle, çocuk gibi küsersin
Aşkını dinlersin doktorculuk oynama bahanesiyle..
Steteskopu takar, sol göğsüne yerleştirir uzanırsın
O atar sense dinlersin
Her şeyin ötesinde iç sesindir o senin
Ve seni temin ederim zamanı durdurur, saniyelerin atmasına benzemez kalp atışın
Saat sesini aratmaz kalbinin çıkardığı sesler
Binlerce adam, yüzlerce kadın çığlığıdır duyduğun
Onunla birlikte zaman da durur her yeni yenilişte..
Geçmez vakit; öyle sanıyorsan aldanıyorsundur
Belirsizliği gösterir saatler..
Artık ayaklarını uzatabilirsin, çünkü çaban yersizdir

Onun başkalarıyla olamayacağı düşüncesi yerini usulca, olsa da seni daha bir hatırlatacağı düşüncesine bırakır kendini başka bedenlerde..
Koşar adımlarla oradan uzaklaşacağı, sana kucak açacağını düşlersin
Ama yüzyıllık bir geçmişi vardır her düşüncenin altında yatan acı gerçeğin
Ve bu düşüncelere daha önce kapılanlar bir tarafını açmış gülüyordur sana şimdi
Hala anlayamadın mı sen diyorlardır
Önce kalbini ardındansa zamanı bir celse de durdurursan dava düşer
Bütün sorun ortadan kalkar
Sense zamana aldırmadan döneceği günün hesabını yapıyorsundur, geç kalırsa hesabını verecekmiş gibi..
Yaklaşan her tren sesi kavuşma anına yaklaştırır gibi
Bunun yanında ona karşı değişeceğin günü iple çekmek ister canın, ipleri elinden kapıp
İplerin onda olduğunu bir kez daha hatırlatmaktan başka bir işe yaramaz bu can çekmesi kendine
Can çekiştikçe de canın daha çok çeker
Bu yüzden senden uzaklaşınca sanki için çekiliyormuş gibi olur
Bu yüzden canın yanar
Bu yüzden duramazsın yerinde
Bu yüzden sürüklenirsin peşinde her gittiği yere
Bu yüzden işte bir tren sesi daha deler geçer seni
Farkındalığını fark etmelisin artık, iplerin hepsini eline geçirmiş durumda
Durum böyle olunca da ters işler işler
Gürültü kopar, ışık hızını geçer
Onunsa tuzu kurudur, onu bağlamaz, sadece tutar
İpin ucundaki senden başkası değildir
Bir telefonun ucundan tatilini uzatır
Bir telefonun ucundan bir süre daha işlemek istiyordur cinayetini..
Onun özgürlüğü senin özgürlüğünün sınırlarını çoktan geçmiştir
Sensizliğin sınırlarını aşıyordur yine
Bu ne biçim şey değil midir?
İçilen her kahve sadeliğini koruyabilir mi sanıyorsun bizler burada dururken
Her çaydanlık kendi demliğinde demlenir
Düşünmek yerine içgüdüleriyle hareket edebilir canı isterse, kimse sen değildir
Bir kerecik bile kulak asmayabilir sana
Her şeyini eline tutuşturmakla tehdit edersin, çocukluk anılarını bile
Oysa kimse kimsenin anılarını taşımak istemez, atar elinden
Ve sevginin tükendiği noktada..
Sana söz; o noktaya gelinceye kadar unutmayacaksın onu..
O noktadan sonraysa ona düşecektir senin düştüğün haller

Sondan 2. gün:
Bu günlerde sevmez olmuş günleri
Giderken iyi de dönerken kötü geçmiş yolculuğu
Neymiş bekleyeni varmış
Çok bekletmiş
Beklemeyi bırakacağından değil de hala bekliyor olmasından korkarmış
Hiç istemezmiş arkada birini bırakmayı
Ama olmuş bir kere bekleyeni
Onun yanından ayrılıp çıkmış yola..
Yol boyu düşünmüş
Epeyce düşünmüş
Kararına varmış hataların, tam olacak derken
Yol bitmiş, varmış gideceği yere
Kaldığı gün sayısına endeksli çıkmış aklından aklına gelenler
Uzun yol işe yaramış yaramasına ama..
Uzaklık girmiş araya bu kez de
Varınca varacağı yere silinmiş akıl ettikleri
Sonra mı..
İyi kötü anıları kapıp çıkmış yine yola
Dönerken de düşünmüş yol boyunca ama..
.. son yanından ayrıldığını.. kim bilir kimi..

Bilmem kaçıncı gün:
..
Artık özgürsün.. dün geceden bu yana öyle özgürsün ki.. fakat artık onun (kimsenin) olmayarak.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:32 ÖS

0 yorum  

Üstüme üstüme gelen veya her ne ise benim üzerime kurulan cümlelerin karşısına geçip ses vermekten artık renk veriyorum. Soru cevap şeklinde değil bunlar. Bir adım geride durur mu suçlamalarınız? Nefes alamıyorum.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:32 ÖS

2 yorum  

30 Mart 2007


Orgazm taklidine kanan hayatlarımız var bir gün bir yerlerde. Her rengi denettik ona. Yeşil, kırmızı, mor.. Sonra birini bulduk elinden tuttuk sıkıca. Bir renk verdik renklerin içinden, renk kattığı gibi hayatımıza. Birdi bedenlerimiz. Bir örnek giyinirdik. Sonra sıkıldık, değiştik, başka bir renge büründük el ele diz dize. Her rengi denedik renklerden. Bazısını taşıyamadık. Bazısını bedenimiz tutmadı. Hayatla aramızı hep iyi tuttuk ama n’olur n’olmaz gene ona kalırız diye diye.. Ne de olsa bir gün herkes yalnız kalacaktı çok görmüşlerin, büyüklerimizin dediğine göre. Hayat banka hesabımızdı garantiye alınan. Sonra n’olduysa oldu mürdüm rengiyle mühürlendik. İki suskun olduk. Ağzımızı bıçak açmadı. Açık bir yaraydı bıçağın yapıp yapabileceği. Sıkıca tutmuştuk ellerimizi oysa, elimizi çabuk tutalım ki rengarenk kalmayalım en sonunda diye diye..
İşe yaramadı, fosforlu renklere döndük.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:44 ÖS

4 yorum  

Pamuk tutamaz yeni doğmuş bebekler. Hiç buna kafa yordun mu. Yormak gerek, bir şeyleri bir şeye yormak.. Bazı şeyler düşünülemez bile orası kesin. Ama ben düşündüm. Öylece kabullenilebilirdi. Kabullenmedim öyle hemen. Sana aşkımı veririm, tutmanı bekler, elinden atacağın günü beklerim. İşte böyle. Bebeğin pamuğu elinden atışını izlemek nasıl hoşa giderse öyle.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:53 ÖS

0 yorum  

Hayalleri fazla kaçırmıştı gene dün gece. Hala kalkamamıştı altından. Ayılamamıştı. Bunca duyarsız erkek kol gezerken niçin bu kadar çiçekçinin olduğuna şaşardı. Hiç anlamazdı. Uzun süren ilişkilere hayretler içinde bakardı. Yavaş ilerlemeliydi ona göre zaman, insanlar, makinalar. Sevgilileriyse yangından mal kaçırır gibiydi öpüşmeye başladıklarında o ısrarla yangından ilk kurtarılacak eşyalar dolabında saklamak isterken aralarında geçenleri. En önemlisi de kendince duyduğu aşkı. Onlara ayrılan sürenin sonuna gelinirdi bir anda. Geriye aldıkça o, sevgilileri ileriye alırdı saatleri..
Hayatının geri kalanını o merdivenlerde oturup beklemek isterdi. Geri kalanını oracıkta geçirmek. Başkalarıyla paylaştığında bu düşüncesini ‘neden olmasın’ demişti biri ama kendinin bile inanmadığı her halinden belliydi dediği şeye, o da bu kez düşüncesini kendine saklayıp ‘kuyruklu yalan’ diye yanıtlamıştı içinden..
Bütün sözler tutulmadan donup kalmıştı, sözlerin sahipleri de sözleri gibi donuktu. Ayağına giydiği her terliği her girdiği odada unutmak gibiydi onun için sevgililerini unutmak. Unuttukça üşüten, giydikçe unutturan. Bilirdi ama, ayaklar üşüyorsa kaç kat giyinirse giyinsin ısıtamazdı yüreğini..
Geriye aldıkça o hepsi ileriye alırdı saatleri..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:47 ÖS

2 yorum  

Takım elbiseyi çekeriz üzerimize, boynumuza da renkli kişiliğimizi yansıtan, içinde en cart renklerin bulunduğu bir kravat astık mı tamam, çünkü o da olmasa iyice içimiz geçmiş sanılacağız diye çok korkarız. Bir şekilde belirtmezsek günaha gireriz.
Gazetelerin üçüncü sayfasına manşetti insanlık ayıplarımız ama biz son sayfaların ayrıldığı spor haberlerini önemserdik daha çok. Biri bir şey diyecek olsa bahanemiz de hazırdı, iç karartıcıydı son sayfalara gelinceye kadarki sayfaların açılımı. Hele ön yüzüne büyük puntoyla yazılmış cinayet haberleri başlıkları aman aman, arka yüzünü döndürürdük hemen.
Kıyamet alametlerine sığınır olduk her durumda. İple çeker olduk sanki. Hızlandırmamız da cabası. Havalar biraz ısınsın sanıyoruz kesin deprem olacak. Hava değişiminin bütün suçlusu o. Hiç kendimizde aramak yok. Bir dur demek, önlem almak ne kelime. Küreselcek ısınıyorduk işte daha ne. Kendilerine yaradığını düşünenler de yok değildi hani ekonomisi canlananlar.
Eskiden olsa yaz gelmeden dondurma girmezdi evlere. Öyle bir kaseden çokta yedirtmezdi büyüklerimiz. Tahin pekmezi kış dondurması diye yuttururlardı, bizlerse yerdik. Eskidendi en sert kışlarda yiyebildiğimiz içimizi ısıtan kestane. Artık her köşe başında neredeyse dört mevsim kesintisiz. Havalar biraz güzelleşsin pikniğe çıkılırdı, şimdiyse sadece yemeğe çıkılıyor, tercihen terası olan restaurantlar. Piknik alanları desen kapıldı. Etrafı çevrildi. Sahiplenildi. Paraya döküldü. Fakat artık giden yok o ayrı.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:31 ÖS

2 yorum  

Övünecekken sınıf arkadaşlarımın annelerine, ataç bile kullanmaz benim kızım, derdi annem, defterinin yanları hiç kıvrılmaz, inci gibidir yazısı, diye eklerdi. Gün arkadaşları ise odasına çekilen, kendi başına sessiz sedasız bebekleriyle oynayan bir kız olarak bilir. İlkokul hocam, kızımız çok uslu ama ne zaman ders anlatmaya başlasam çantasını topluyor, derdi benim için. O zamanki aklımla hep şunu düşünürdüm, Barbie mi Sindy mi? Ben Barbie’yi tercih ederdim ama Sindy’i tercih edenler çoğunluktaydı. Sonra her ramazan kapımızı çalan hakikaten kibritçi kız olan kızı düşünürdüm, on bir ayın sultanı dışında n’apıyordu bu kız, kibrit satamazsa ne içer ne yerdi. Ne yaparsam yapayım içimden sayardım yapana kadar. Sayarken nerede kaldığımı unutacak kadardı fakat hafızam. Olmadık şeyleri hatırlardım ama şu an da olduğu gibi. Bir ayağımın baş parmağına yarı kapalı kadın, öbür ayağımın baş parmağına saçı sağ yana taralı adam suratı çizerdi annem, ben de hep tuttururdum yine çiz yine çiz diye. Bana şunu getir dediklerinde önce davranıp benden başkası getirmişse eğer, alır onu yerine geri koyar tekrar gidip getirirdim, yoksa çenemden kurtulamazdı kimse. Bugs Bunny başladığında hep havuç çekerdi canım. Bir gün annem mutfakta havuç rendeliyordu, az ağlamamıştım Bugs Bunny öyle yemez yapma diye. Çocuk aklı işte. İspiyoncu, müzevirci kısacası aynı anlama gelen bütün kelimeleri sırasıyla bağırırdı yüzüme ablam, gururuma dokunurdu o zamanlar bile, değilim derdim, bileğimi tutup bükerdi, ben de anneme gider o dediğinden yapardım. Ne zaman film izlemeye kalksam orta yerinde mutlaka şunu yaşardım, gözlerini kapa derdi annem de babam da ayıp sahnelerde, her türlü sese duyarlı olmuşum bu yüzden..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:36 ÖS

0 yorum  

22 Şubat 2007


En kötüsü de neydi biliyor musun; ayrılmak istediğini söyleyemiyor, güya çok bir şeymiş gibi başladı ya şimdi, verilen sözler, çiçekler böcekler, gelmeler gitmeler vesaire. Lafı ağzında geveliyor da geveliyor, çaktırmalar, imada bulunmalar falan filan. Bende de bir afralar tafralar, ‘bak ayrılmak istiyorsan söyle bileyim, öyle bir düşünce varsa yani kafanda’ demeler etmeler, ‘tamam üzülürüm ama nasılsa geçecek’ ve benzeri sözler. Seksen sekiz kez aynı bahaneyi tekrar edince en sonunda tak etti canıma dedim ‘ayrılmak mı istiyorsun?’ sustu pustu gözlerimin içine öyle istekli baktı ki.. Daha önce hiç öyle bakmamıştı, ‘evet evet! çok istiyorum!’ der gibi.
Başladım ağlamaya tabi, atıp tutmak kolay, yaşayınca bilir insan. Lafı ağzından almışım, ben de ne bileyim.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:26 ÖS

5 yorum  

Boğazına gelişi güzel bir şekilde dizilmiş birkaç defolu sözcükten ileri gidemezken, beni kelime haznendeki sayılı kelimeden alıkoyabiliyorsun demek. Benimse tüm diyeceklerim arkandan bakakalıyor. Saklıyorum en ücra köşelerime daha sonra duymak isteyebileceğini düşünerek. Her ne kadar inanmasa da olabilecekleri harfi harfine düşünmeli insan. Düşündükçe çoğalır, düşündükçe uzar gider açılıp kapanmalı umut dedikleri kendi gözüyle görenin hiç olmadığı tek başına bir anlam taşımayan şey. Abuk ve sabuk gibi. Bir açılır bir kapanır umut, beslenir de beslenir, tıka basa doyduğunda ise kapıyı çarpıp gider. Kapana sıkışır tüm hayatlar. İş güç sahibi olmadan dert sahibi olan beyinlerimiz hep ertesi güne kurar saatlerini. Saat çaldıkça günler sonraya ertelenir. Kapatmak kimsenin aklına gelmez. Kimse kapatıp şu anı yaşama gafletinde bulunmaz. Saat zamanında çalar çalmasına ama kimse de uyanmaz. Önlemini almaz, ertesi gün haplarına kanar bünyelerimiz. Kaldırmak epey zordur bazı şeyleri. Unutmak için ne kadar uyursan uyu, bir o kadar hatırlatır zaman uyanıklık edip sana uyanık olduğun her an geçenleri. Bir bir söylerler sen ne kadar gizlemeye çalışsan da, mutlaka biri çıkar, şikayet eder. Bir çırpıda silip süpürdüğümüz, özele indirgeyemediğimiz her aşkın altında ezilmeyi alışkanlık haline getirmişiz. Hadi hadi hemen yaşayalım hiç zaman kaybetmeden tüketelim, der gibi. Kendimizi kaybetmişiz zaman kaybetmemek için hızla hareket ederken. Oysa ki kaybedecek zaman yokmuş. Çünkü zaman diye bir şey kalmamış. Ne zamandır yokmuş zaman bak onu bilmiyorum ama. Bir nevi küllükte kendi kendini içen bir sigaradır artık parmak hesabı yaparken geçen zaman. Kanlı bıçaklı olduğumuz geçmişimizse gün yüzü göstermiyor gözden kaybolacak kadar gerilerde de kalsa. Araya sıkıştırıyoruz varla yok arası bir şeyleri, geveliyoruz ağzımızda geviş getirir gibi. Bir şeyler söylüyoruz öyle ortaya, sonra da çıkıp biri üstüne alınsın diye beklemekle geçiriyoruz günlerimizi. Her şey beklemekten geçiyor. Sabır demişler. Baş tacımız etmişler sabrı. Hafıza kartının eksikliğini duymuşuz bilmem kaç mb. Hap etkisi yaratan düşüşlerden birini gerçekleştiren tüm erkeklerin soyunu çürütmek için daha ne kadar zamanımız var? Dünden ıslamayı hep unuttuğum marifetlerimin olduğunu sana hiç söylemiş miydim? Aldırış etme, olacak, az kaldı, ama önce tekrar elden geçirmelisin, azının gidip çoğunun kaldığı görülmüş müdür hiç. Gittikçe yabanileştik yanlış seçeneği işaretledikçe. Bazı şeylere akıl erdirilemeyeceğini kabul edemedik bir. İnatla anlamaya çabalarken aklımızın ermediğini akıl etmeyi unutmuşuz başka şeyleri. İşin içine girmeden anlaşılmaz denilmiş, girmiş, çıkamamışız işin içinden. Sonra aklından çıkmadan akıldan atılmazmış kimse. Sen n’apmışsın? Daha birini aklından atamazken diğerine sulanmış. Doymuşsun ama gözün doymamış. Daha sözümü bitirmeden bakıyorum ayaklandık? İlk harfini at, sonra sonuna öbürünün son hecesini ekle tamam işte. Al sana bir çıkış yolu daha. Güle güle kullan bu dediklerimi. Sözcük dağarcığını da genişlet bari bir işe yarasın, boş boş oturma. Hayaller kur sonra oturduğun yerde lafı gevelemeden, ama sakın unutma sen de benim gibi dünden ıslamayı olur mu?.. Tamam o zaman.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:26 ÖS

4 yorum  

Ağırına gitmiş.. ağır gelmiş.. Yiyip bitirip karnımda taşımayı istemiştim, çünkü ancak o zaman büsbütün, her bir hücresiyle benim olabilirdi ve işte o zaman içimi rahatlatabilirdim; yedirmedi. Çok ağır laflar ettim. Bastıramadığım her histen daha ağır basıyorum şimdi. Biliyorum çok ağır konuştum. Beni istemediğini hissettiğim her an kemiklerini paramparça etmek isterken ilk defa öfkem sevgimi geçiyordu. Bu yüzden hemen uzaklaştım oradan. Hazmedemediğim, annesine karşı gelen bir oğlan çocuğundan başkası değildi sanki. Bu kadar açıklayabiliyorum içime sığmayan o şeyi. Başka bir örnek de gelmiyor aklıma. Beni havalara uçuran sana ağır gelen birliktelik, seni sorumlu hissettirmekle yetinen benimse sorumluluğumu yerine getirten..

Yiyip bitirip karnımda taşımalıyım seni, ancak o zaman içimi huzura erdirebilirim, demiştim. O kastettiğim şey.. her bir hücrenle seni yeniden doğurmayı dilemek.. O cümleyi hiç kurmamalıydım.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:26 ÖS

5 yorum  

15 Şubat 2007


Üç beş çiçek kar etmiyor biz bu denli ayrı düşmüşken. En iyi tanıdığımız için belki birbirimizi, her hareketimizin altından ağza alınmayacak şeyler çıkarmamız, kimi zaman birbirimizdeki yerimizi unutup her hangi birine olan tavrımızla karıştırmamız. Ve belki daha önceki vukuatlarımız. Yediğimizin ayrı gitmemesi güven eksikliğine dönüştükçe daha çok vururuz başımızı duvarlara. Sabıka kayıtlarına geçmediğini zannederiz ama ne dersek diyelim sabıkalıyız. Afın çıkıpta suçu hafifletmesini beklersek daha çok bekleriz. Hiçbir şey olmamış gibi değil, neyse cezamız çekip, sindire sindire barışmak lazım.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:39 ÖS

17 yorum  

10 Şubat 2007


Seviyor sevmiyor seviyor sevmiyor derken sapı elimde kalan tüm aşklarımın alnından öpmek istiyorum her gün elinde çiçeklerle gelen sevgilimin hatırına..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:48 ÖÖ

4 yorum  

O zamanlar dürüsttüm ikimizi de haklayacak kadar.. Şimdi değilim. Yine de üzüleceğinin yarısı kadar üzül bana yeter. Bütün yükü üstlenmen şart değil. Bilmediğin şeylerle kelime kelime anlamanı bekleyemem senden. Bigünah değilim. Bir anlama gelmiyor kelimelerim. Tek bir anlama gelmiyor ya da. Çok içtenliğimin içine ettiğim çok anlar oldu. Sözünü dinlemeyip. Hiçkimseyi dinlemeyip. Aslında ben.. değilim. İçtenliğim yeterli gelmez bu kez temize çıkartmaya ikimizi. Çok üzgünüm. Çokta pişman.
İçinden dilediğin sayıya kadar say, şarkı da tut aklına geldikçe. Öyle öyle hafifler. Hafifleriz. Hafife alabiliriz bildik, tanıdık ayrılığımızı.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:48 ÖÖ

0 yorum  

17 Ocak 2007


Sevgi sözcükleri kaç kelimelikti?..
Anne şefkati baba himayesi. Nerede kaldılar. Geçerken bana uğrayabilir mi içtenlik. Sahiplenebilir mi beni de biri. Bağırmadan çağırmadan öpüp koklayabilir mi. Kılıksız mıyım. Sanırım evet. Bundan çok önce kılıfından çıkardım bütün sözlerimi. Hepsine bir kılıf uydurdum. Sözümde durmamış olabilir miyim. Herkese vermemeliydim. Tutamadım işte. Hata ettiğimin farkındayım. Peki ya sen. Sen kim oluyorsun. Burada ne işin var. Ve niye ben. Dışarı çıkmak istiyorum. Cicilerim bicilerimle. Ama bir anlam bulamıyorum. Böyle değildi sanki buraları. Çok değişmiş. Evimin sokağı. Bu kadar uzun değildi sanki. Yürü yürü bitmiyor. Böyle duyusuz değildim ben. Duymuyorum sesleri. Sen miydin o. Görmeyeli özlemişim. Dışarı mı. Tamam çıkalım. Sonra ne olacak. Yine aynı eve mi döneceğiz gecenin sonunda. Niye çıkıyoruz o halde. Oturalım evde. Ne gereği var.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:37 ÖS

2 yorum  

 
>