17 Ekim 2007


Dilini bilmezsem anlayamam seni. Anlatmaya kalksam dilim dönmez, anlamazsın. Vazgeç desen dilim varmaz söylemeye..

Dünkü yabancı, günler önceki sarılışım. Çok ağır konuşmanın üzerinden geçen süre boyunca artan yalnızlık. Azalması gerekirken. Başka başka konuşmacılar dediklerini hafifletmiyor. Sana katılsalar dahi. Haklı çıksan dahi. Ve bunlara rağmen bakmamalısın bana öyle. Bunlara rağmen aynı aynada yansımamalıyız. Bunlara rağmen bunlar olmamalı. Tanımadın tam anlamıyla tanıyabilecek kişiyken. Lafımı ağzımdan alabilecek kişiyken. Bunun için miydi kızgınlık. Bu yüzden geçmiyor olmasın. O ileri geri düşüncelere katılabilecek son kişiydin. Hiç değilse benim için öyleydin. Bir kulağımdan girip bir kulağımdan çıkar mı zannettin. Söz dinlemezdim ama seni dinlerdim. Defalarca haklıydın. Doğruları söylerdin. Belki en doğruları. Dilin mi sivrildi. Ben mi köreldim. Nasıl söylendiğiyle doğru orantılıdır doğruların doğruluğu. Hiç düşünmedin mi. Tanımazlıktan gelinir şimdi tanışıklığımız, sarılışımız, anlayışın. Dilini bilmeden konuşmaya çalıştım, dilim dönmedi, ne desem olmadı. Her sözün beni sevmediğini söyledi. Duymazlıktan gelmek de neyin nesi. Sözlerim kendine kilitlenmiş gözlerim sana kitlenmiş giderken dur durak bilmeyen her düşüncemde boğuluyorum bir kaşık suda. Kabaca anlatıtılır, açıklanır ama kabaca sevilmez hiç duymadın mı.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:49 ÖS

 

0 yorum:

 
>