27 Mayıs 2010


İçinden ucunu çekip balını yediğimiz çiçeğin kokusunu nerede olsa alırım. Baksana daha o günlerden başlamışız zarar ziyana. Ayıp etmişiz arılara. Dolayısıyla doğanın dengesine. Neyse işte balını afiyetle yediğimiz o çiçeğin oradayım. O kokuyor ben dikiliyorum. İlerlemek yok ki içimde. Ne de halim var. Çok önceden gördüğüm için ne varsa. Kaç adım attım sorsan bilmem bu yaşıma dek ama nereye varsam başka yere varmak isteyeceğimi adım gibi bilirim. Hoş, dünyanın bin türlü hali unutturur mu unutturur adını. Sonra sen geldin aklıma. Bilerek bugüne sakladım ki diyeceklerimi haklı çıkarayım seni. Sakladım sakladım öyle hakladım. İçimi açıp açıp baktım bir kabul gördü halimi sonunda.

Çiçek diyorum güzel kokulu kaf dağına kaçsam da duyarım kokusunu.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:17 ÖS

0 yorum  

24 Mayıs 2010


Boğazından geçenleri fazla kaçırmışsın gibi
Mantığın yakınından geçmiyor söylediklerin ve daha söyleyeceklerin
Ağzından çıkanları hür iradeden değil de kaçırıyormuşsun gibi
Yakına biraz uzak kalmış benimse kendimi sana yakın görüşüm
Belgeliyorum tüm bunları
Pek bir okunaksız, pek bir silik
Çünkü sen eczacı
Kandırman kolay nasılsa okuyamıyorum
Verdiğin her ilacın doğruluğundan şüphem yok
Oysa açık söz iyidir,
erken teşhistir,
hayat kurtarır

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 7:16 ÖS

0 yorum  

17 Mayıs 2010


Yorumlar getiriyor sonra da oluruna bırakmamı istiyorlar. Bırakamıyorum ki. Demir atmış değil ki daha en başında helalleşmiş hiçbir aşk, bir gün bitebilir, ahı tutabilir kaygısını açık denizlere taşırken. Her limanda bir sevgili bırakan düşüncelerinizin denizinde boğulmamaksa el becerisi olarak takılıyor boğazıma. Hal böyle olunca iyi kulaç atmam lazım beyninizin derinliklerinde. Sizse o derinliğe inemeyecek kadar korkak çıktınız kıyıya doğru yüzerken zaten boyunuzu aşmayan sudan. Oldu bittiğe getirirken en aheste ellerle hazırlanmış verebileceklerimle dolu olan vakitleri. Daha vurmadan kıyıya aşk mektubunuz. Bana uyar. Huzurum yerinde öylece duruyor. Ama şu da var ki her bir korunağımı kendi isteğimle tekmeleyebilirdim tek bir imanızla. Her bir adımı karalayabilirdim kumların soğumaya başladığı bir anda batan bir gemiye dönüşen aşkınızla. Evet ben geminin kaptanı. Gemisini terketmeyen. Ruhsatı kaptırabilirdim bir damla alkol almadan ruhsatsız aşkınız uğruna. Yani yapabilirdim bunların hepsini. Diri diri sokmanıza izin verebilirdim beni yerin dibine. Kimseye değil hissettiklerime hayran kalırdım hormonlarımın her karşı atağa geçişinde. Hayat sadece öpücüğü verse yaşamam için bana yeter dirilirdim kan dolaşımımın damarlarıyla olan yarışını her tamamlayışında. Ama dur... bu anı daha önce yaşamıştım... biri kalırsa biri gider doğru ya, aşılmaz kural.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:41 ÖS

0 yorum  

10 Mayıs 2010


Asılsız bir gerçeğin izinden geliyor hissetmediklerim
Kuvvetsiz bir hafızanın aklına getirebildiği kadar yaşanmamışlıklarım
Öyle iyi biliyor ki kendini değişkenliğim,
ne zaman alt üst olacağını her şeyin,
ne zamana ne yere ne göğe meydan okunabileceğini bulunduğu durumun
Ucu bucağı yok on ikiden vuramamanın,
ve vurulamamanın
Yok dur durağı bekleyişlerin
Neye karar vermekte mi karşılığı,
yoksa neyi istediğini bilmekte mi?
Sana söyleyeyim,
hiçbiri düzeltmiyor eğilen boynunu,
kurtarmıyor durumu
Ben yine de son bir şans veriyorum şansını çoktan kaybetmişlere
Son bir şans veriyorum şansını değerlendiremeyeceklere
Son bir şans veriyorum...
Yalancı çıkarmıyorum desteksiz atışlarını kalplerinin
Ve hatta yararım da dokunuyor bazen,
kapanana kadar çaldırmasam da ısrarcı görünmemek için,
dayanamayıp aradıklarıma
Bu yaşa geldim oyun yapıyorum gerçekçi görünmemek için,
onlarsız yapamadıklarıma

Bir aşkın ilk günlerinden bahsederek başlayacaktım söze,
iyimser yaklaşacaktım henüz farkına varılamamış gerçeğe
Yine olmadı
Neyse,
başında da belirttiğim gibi,
uzun hikaye...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 8:36 ÖS

0 yorum  

08 Mayıs 2010


Anlatmak istediklerim farklıydı, o yüzden durmadım üzerinde anlattıklarımın. Yedek anahtar yaptırabilirdi evimin kapısını sonuna kadar açtıklarım, ne zaman isteğini yitirdi davetim? Ne zaman davet bekler oldu uzaklığınız? Ben ne zaman ısrar ettim de iki ettirdiniz sözümü? Siz geçerli nedenlerinizle değişirken ben neredeydim acaba? Olmadığım yerde nasıl oldu tüm bunlar? Olmak istediğim ama yanınıza almadığınız yerde nasıl yaptım o yanlışları? Evimde oturmuş beklerken aynı anda iki yerde nasıl olabildim, söyler misiniz?

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 6:39 ÖS

0 yorum  

03 Mayıs 2010


Talihsizliklerin birbirine kenetlenme zamanı
Biraz ondan
Biraz bundan
Bi sormaz ki nasılsın iyi misin
Sırası mı değil mi
Sormaz ki
En ince bağırsağıma saklıyorum dilimin ucundakileri
Farkedildiğinde çoktan kaburgaları kırılmış olsun,
görenin acabası kalsın
Ama ben bileyim
Elimi her attığımda yırtık yerden çıkan kemiği en ince derime batsın,
aşkını kanıtlasın
Didik didik edilen iki geçmişle gelecekten medet umarken,
şu yaşına varıncaya kadar edindiğin bütün fikirlerin,
birbirine bodoslama girme zamanı
Demiyor ki müsait misin
Bi telefon açıp demiyor ki geliyorum
Demez ki
Hangi zamana sığarsa artık,
ya da zamanla sınırlamak ne kadar doğruysa artık,
kırk yıldır onu bekliyormuşcasına üç günlük tanıdığın o kişinin özeline girme zamanı
Çok düşünülerek ortaya dökülen ne yazık saçmalıktan ibaret sözlerin,
parça pinçik edildiği yetmiyormuş gibi gelmiş geçmişlerin,
gözü kör yapısıyla yer yön kavramı geliştirme zamanı
Fısıldaşmaların yankılanıp kafana çarpıp durmasıyla çocukça bir inanışı sürdürerek,
her üfle dediğinde aldığın darbeleri hissetmeyip,
kaybederim korkusuyla üfleme zamanı
Onun, etrafında pervane olduğunu zannederken kendi etrafında dönüp durma,
hala tepsi şeklinde olabileceğine inanma,
aptallık etme zamanı

Bunları geç
İşin aslı aşk yırtık yerden çıkar gibidir,
zaman hikaye

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 7:51 ÖS

0 yorum  

 
>