Kapı deliğinin tam hizasında duran şeydir, etrafını görmezsin, tek taraflıdır. Kapı açıldığında görürsünki aşk. Yalanlar daha sert vurulur yüze gerçeklerden. Kırılan sadece tırnağım olsaydı ilk anda çok daha anlamlı olurdu görüntüyü bozan bir tırnak için bütün geceyi mahvetmek. Güzelliğin yanıldığını kendimden biliyordum, yine kendimde gördüm. Huyudur dediğim ilgisizliği isteyince gösterebildiğini, görmek bile istemediklerimi gördüm. Güldüğünü gördüm sonra. Otuz iki dişini birden görünce otuz iki yerimden bıçaklandıktan sonra bile gülebildiğimi gördüm. Hislerimi belli etmezken ne kadar yapmacıklaşabildiğimi. Dağıtmak isterken her yeri uslu uslu oturduğuma şahidim. Susmam gereken her cümlede yutkundum. Her lafın, her dilin, her şeyin karşılığı var hayatta; aşk hariç.
Cani olduğunu oradan anlamam gereken, hobi olsun diye içini oyduğu deniz kabuğuyum, cansızım belki biraz ama, güzelliğimden bir şey kaybetmedim.
28 Eylül 2011
26 Eylül 2011
Şubatı yirmi sekiz çeken bir yılda, kışı sağsalim atlatmıştım. Bazı sayfalarıysa atlamıştım. Düşüncesizce konuşmalarım, düşünmediğim bir an bile olmadığı gerçeğini tek yalanlayan şeydi hayatımda. Düşünmeden önce konuşmayı bir kenara bırakırsam hiç değilse bunun sebep açtığı düşüncelerden sıyrılabilirim. Önce düşünmeden önce konuşmayı bırakıyorum o halde, sonra beynimde kök salmış olanlara da sıra gelecek. Sırası gelince her birine yol vereceğim.
Haftanın ilk iş gününü atlatmış olmak günü kurtarmıyor beklediğin hiçbir şey yoksa. Benim yoktu mesela. Haftanın herhangi bir günü gibi başlayan günüm herhangi bir şekilde son buluyor. Bense hala bir çözüm bulamıyorum geçen zamana. Düzeltiyorum, boşa geçen zamana. Görebilecekken göremediğim özlediklerim ve özlemek için geçerli sebeplerim olanlar ikiye ayrılıyor sağ ve sol beyinciğimde. Kendim de onlardan biriyim. Ama hangi birisiyim bilmiyorum. Hangi birini özleyeyim ki. Özlememeyi seçiyorum bu yüzden. Özlem duymamak için de kulaklarımı tıkıyorum.
Biri kulağıma tehlike geçti diye fısıldasa mesela. Tehlike geçti artık sevebilirsin, tehlike geçti artık öpebilirsin, tehlike geçti artık güvenebilirsin, tehlike geçti artık kendini ona bırakabilirsin, tehlike geçti alışabilirsin... Çok fazla güvenlik görevlisine ihtiyaç var insan hayatında, insanlara karşı ve fakat görevliler de birer insan unutmamak kaydıyla.
Bazı evler temizliği göstermez. Temizlersin temizlersin pis görünmez ama temiz de görünmez. Yıllardan sonra bir evim temiz gösteriyor. Ve tabi üstün çabalarım sayesinde toplu da gösteriyor. Yani evimi seviyorum. Yerlere baktığımda parkelerin görüntüsü beni iyi hissettiriyor, tavanlar ve duvarlar da. Zaten bunlar bir evi gösteren ayrıntılar, daha doğrusu evin kabası ama onlar düzgünse fazla eşyaya gerek bile yok. Konular biraz birbirine giriyor konu ben olunca. Kafamı toparlayamıyorum ağzımı toplayamazken. İşine geleni işiten bir ihtiyar kadar sağırım kendime bir o kadar hassas.
Renkten renge bürünmüş tekrar kendi rengine dönmüşlüğün verdiği değişiklik hissi değişen her şey bu yaştan, saatten sonra. Çok bir değişiklik yok. Çok bir şey yok. Seçmeden konuşmaksa git gide zorlaşıyor yaş ilerleyince. Hani hiç yok değil ama deyiverince olmadık bir şey hemen bakışlar değişiyor. Küçücük çocuklar gibi alınmalar kayboluyor belki yaşıtlarınsa sözünü ettiğin ama öyle bile olsa yadırgamalar, yargılamalar başlıyor. Biri bitiyor biri başlıyor. Alınganlık hiç değilse sevildiğini gösterir. Yani alınıyorsa karşındaki sevilmişsin demektir. Büyüklerimiz, kendini büyük hisseden hissedarlarımız tuhaf tuhaf bakadursunlar yaş arttıkça azalan anlayış, söz konusu olan ters orantılık içlerini kemirip yetmezmiş gibi derilerini yüzüyor, mana vermekle o kadar meşguller ki, hissetmiyorlar bile.
Her şeyin adını koymak isterler sonra. Adını koyalım ne yaşadığımızı bilelim, adını koyalım insanlar yanlış bir şey düşünmesin, adını koyalım her çağırana gitmesin... Vakti gelen gider. Bu kadar basit. Her şeye bir isim takmaya pek bayılırsınız bilirim ama şunu da bilin ki ben en büyük aşkımı adsız yaşadım ve ölürken aşkımdan hiç takılmadım takma isimlerinize.
İnsan ayırmıyorum elbetteki hepimizin içinde bir çocuk. Dışlamıyorum sevgi her zaman içimizde. Evet bu doğru. Ama ne yazık ki aman zarar gelmesin aman nazar değmesin diye diye içinizde yaşatmaktan güneşe çıkamaz hastalığına yakalanıyor her birinizin içindeki o sevgi dolu çocuk. Mikroplardan öyle uzak tuttunuz ki en ufak bir mikropta kırılıyor direnci, kötüleşiyor. Oysa bünyelerimizin mikroba da ihtiyacı var.
16 Eylül 2011
Bi gün yanına uzandım, odayı kaplayan yer yatağında tavana bakıp dedi ki: "Hiç anlamıyorum bu eşyalar bu odaya nasıl sığıyor, tavana bakıp sığdırmaya çalışıyorum, nasıl koysam da sığdıramıyorum gözümde." Hayır hayır göz yanılması değil tamamiyle bakış açısıydı. Şimdi hangi odanın tavanına ne zaman baksam içime sığmıyor ona sevgim. Zannetmiyorum ki kimse sığdırabilsin. Hadi deneyin. Ama bunu ilk düşünen siz olmadınız. İşte ben asıl o zaman çözdüm sevmek problemini. Sonra mesafeler. Gitme dedi gittim daha anlaşılır olmaya. Anlamayan bi dünya insana. Oysa an meselesidir anlaşılmak. Bilmiyor mu bilmem ama o da anlatabilmeye vardı ben gittikten sonra. Beni anlatıyor ayrı dünyaların insanlarına, onu anlatıyorum ayrı dünyalarda. Kim anlasın ki. Kimse anlamaz ki. Ama olsun -bu kadarını bilirsiniz- dünya durmadan döner. İster aynı ister ayrı yine döneriz birbirimize.
15 Eylül 2011
Yıl 2006. Bir sitenin 'bu gece bitmezzz' başlığı altında iki yazı. Aslında 3 yaşından beri kötü hissettiğimin kesin kanıtı. Öncesini zaten hatırlamıyorum.
"Yirmilik diş azabında, kuyruğuna teneke bağlı kedi kıvranışında.. Geceler biter bitmesine de bizi de yanında götürür.
Son demlerini oynayan biri de bir bini de bir masallar. Gelsin bakalım ne getirecek bize gece. Buyursun gelsin. ister gecenin karanlığı ister sabahın kör saati görmek istedikten sonra. Benim uykum diken üstünde. Geldiği gibi de gider. Çok geç kalınmış bir konuşma eşliğinde. Yetmez ki onursuz olmasa aşk.
Günlerdir yakmadan içtiğim sigaramı yaktıracak olana benim sözüm. Gerisi vız gelir tırıs gider."
"Seriliyken beyaz saten çarşaf ister tepin üstünde ister at koştur denilmişse kirlenir yırtılır mahvolur düşüncesiyle huzur içinde uyuyamaz benliklerin kaç ev değiştirsen değişememenin verdiği akıl almazlıkla eşyaları atıp yenilerini almak da asılsız bir gerçek olarak kalır dublöre gereksinmemiz film şeridi gibi gözümüzün önünden geçip giden hayatımızdan ötürü henüz hava kararmadan geceye peşin hüküm vermek olursa olsun kaç gecenin bilinciyle geçmeyecek peşin peşin söylüyorum kime denk geleceğini bilir lafımı geri almalarım başı dönmüş tilkinin dönüp dolaşıp döneceği yer de kalmadı suni kürkler sarmış dört bir yanı ölmek en gücü inanılır gibi değilse de inceldiği yerden bir duygu sömürüsü
Huzurum yerinde kuruntularım yerin dibinde sadece biraz öksürük biraz nefes darlığı çekiyor dıştan görünüşüm ve de duyuyor bulaştıracak birinin eksikliğini şu anda şu anlık olduğunun bilincinde"
06 Eylül 2011
Giderken aklıma getirmediğim sen, nasılsa dönerken aklımı da alıyor yanına. Yalanını ortaya çıkaran tek bir söz ederken hiç mi kızarmıyor yüzün. Sana olan sinirimi kaça bölsem de azalmıyor. İşe giderken herkesin ayakları geri geri gider ama benim senden beri bir ileri iki geri gidiyor, bir adım senden, bir adım işten geri, bir adımsa sana doğru. İstemeyi hiç istemediğin bir şeyi çok istemenin duyurduğu utancı sen olsan kaça bölersin merak ediyorum. Bir de solucan gibi bir şeyse kaç parçaya bölünse de yaşamını sürdürebiliyorsa, sen olsan ne yapardın çok merak ediyorum. Ben olsamlarla başlayan bütün cümlelerimin başına seni geçirdim. Benden çıktı artık, kalbim. Sana sinir olmamla kendi sinirlerimin hiç ilgisi yokmuş gibi yapıp, bütün sorumluluğu sana bıraktım seni bırakırken. Aldığım son doğru karardı. O gün bugündür doğruların yerinde köşe kapmaca oynuyor yanlışlar, doymuyorum ayakta kalmaya. Öyle çok yalanladınki inanmak istediklerimi haklı çıkmak güç vermek yerine güç geliyor. Öyle çok doğruladınki çıkarımlarımı şapka çıkarıyor karşında sayısız tecrübem tersyüz ettiğin rüyama inat.
Ona ördek değil kuğu olduğumu anlatmayı denedim. Anlamak istemedi. Anlayışı kıt olana anlatış şekli işlemez, sadece nasıl bir cümle kurdum diyerek kendini iyi hissedersin. Ve en zor yoludur lafı dolandırmak onun gibilere.
Onun ördek değil de kuğu olduğumu farketmesini beklemiyordum. İkinciye anlatmadım o yüzden. Yolu sorduğumda, sora sora bulursun dediğinde, sora sora Bağdat da bulunur ama ben sana soruyorum derdim o ördeklerden biri gibi davranmasaydı. Herhangi biri. Konunun dışına çıkmayan, sırayı bozmayan, çizgiyi aşmayan. Her biriyle aynı güzellikte olduğundan. Yüzüne de söylerdim bunları ama şu an susmakla meşgulüm.
Ördek olmadığım için kuğu olduğumu bilmesini istiyorum. Ayak uyduramamamın bir sebebi olarak. Önüne bütün sebepleri yığsam da göremeyeceği ortadaysa da. Daha ne kadar susabileceğimi bilemesem de şimdilik bir susturucu daha takıyorum beynime dolayısıyla ağzıma.
Ben de bir ördek olsaydım her şey daha farklı olabilirdi ama kuğu olmamdan daha farklı bir şey olabileceğini zannetmiyorum. Ödleğin tekine vurulan hiç mi örnek görmedin. Bir örnek ve bir ördek olarak peşine takılmaktansa bir kuğu olarak ayrılmayı bugün olsa bugün de seçerdim o ayrı mesele.