24 Eylül 2007


Hiç anlayamamışımdır, kovboy filmlerinde niye vurulacak adam nişan alınmaz da vurulacak olan nişan nerede alınmışsa orada vurulur. Tek dertleri karizmatik bir silah çekiş gerisi hikaye midir. Çok şey var nedenini bilmediğim. Lades yapıldığında birine düşen kalın parçanın oyundaki rolünü hala anlayabilmiş değilim mesela. Sonra şunu da hiç anlamamışımdır, neden araba giderken kurulan hayaller araba bir yerde durduğu an yarıda kesilir ve neden gözlerini kapatıp sinek ilacı arabasının arkasından koşar her çocuk.. İşte seninle olmak da buna benziyor. O zehrin arkasından koşmak. Şivesi bozuk aşkımızın tam arkasından. Körü körüne sürüklenmek peşinde. Neyse ki deli kuvveti var bende.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:38 ÖÖ

0 yorum  

20 Eylül 2007


Toparlayamıyor ağzını bunca işin gücün arasında. Sığamıyor kabına. Beni de sokmaya çalışıyor yetmezmiş gibi. Kaşları çatık. Her hareketimde bana çatıyor. Diyorum bu halimle istemedin mi beni. Şimdi niye, ne diye bu çatışma. Diyor seni tanımadan gördüm ben. Dıştan göründüğün içindi diyor ama dışın çok başkalaşıyor günden güne. Çok pişman. Bunu görebiliyorum. Zapt edemediğim hareketlerime sözü. Söz geçiremedikçe ağırlaşıyor sözleri. Bense söz dinleyemeyişimin yanına geçtim. Sabitçe duruyor fikirlerim. Değişemiyorum diyorum. Ne de senden cayabiliyorum. Olmayacak gibi diyor. Oldurmak istiyor. Ama olmadıkça olmadıkça zarar görüyor beklentiler. Neresinden dönersek dönelim zarardayız diyor. Zaman aşımına uğruyor vazgeçebilitemiz. Aşınıyoruz daha tamamlanamadan. Ne desem basmıyor kafası. Konuşma şeklimden tut hissedişime kadar. Yaran mı var diyor. Benim yaram hiç kapanmaz ki diyorum. Bu yüzden çantamdan hiç eksik etmem yara bandını. Saçmaladığımı düşünüyor. Doğru bildiğim ne varsa yalanlıyor. Ak dedikçe ben karartıyor içimi. Anlamıyor. Anlamıyorum. Anlaşamıyoruz.
Çünkü arada bir unutuyorum ilaçlarımı almayı..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:44 ÖÖ

0 yorum  

18 Eylül 2007


http://uyuyanguzel.blogspot.com/2006_09_01_archive.html

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:43 ÖÖ

0 yorum  

XXL

06 Eylül 2007


Büyüyünce de giyebilmek için bir beden büyük almaktı giysileri dilimize dolanan. Bu yüzden giyemedik zamanında. Hep büyük geldi. Hazır yeri gelmişken diyemedik demek istediğimizi. Bir şey paylaşırız seninle ama herkes bir ısırık atma çabasında. Kupkuru iftiraların eşiğinde ayağımıza dolaşır. Takılır düşeriz tam istedikleri gibi. Sağlam bassakta düşmesek diye düşünürken bir çelme de senden gelir. Gücenik bir zaman diliminde ışığın vurduğu yerin yanıdır hissettiklerin. Karanlıkta kalmıştır o zamandan bu yana. Açıkça söylemek her şeyi, soruları eksiksiz yanıtlamak olur seninle ayrı düşmemiz. Çocukluğuma kadar dayanır. Bir sözüme bakar. Hakaret ede ede bu hali aldırdığımız ruh halimi görmezden gelerek sevmeye başlarız birbirimizi. Sana layık değil ama karanlık yüzüdür geçmişim sevgimizin. Sık sık uğrarız. Hiç belli etmeyiz sarmaş dolaş yürütürken ilişkimizi ama yarasıdır ikimizin de. Baka kalırız her geçmişin ardından. Sessizlik çöker epey ağır. Kıyamet kopar sonra en alakasız bir şeyde. Peşi sıra gelir kısıtlamalar. Hakaretli sözlerinin doğruluk payını çıkarana dek içinden, maruz kalmaktır benim görüp görebileceğim. Paydası alındığında tek başınalığına ağlayan biri kalır duvara yaslanmış. Bölüne bölüne bana kalsan da ayırır bizi kesir çizgisi.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:01 ÖS

0 yorum  

03 Eylül 2007


Ucu sana dokunacak orası kesin ama görünüşe göre benim üzerime kalacak. Bu yıkım da bu aşk da. Evet ilişkimiz iyi gidiyordu, ta ki sen o kösele ayakkabıları giymeyene kadar. Topuğunla ayak altında dolaşan kalbimi ezmeyene kadar. Başkalarını aramıza sokmayana kadar. Kanıtlanabilirliği olmayan belli edişinle neyi nasıl anlayabilirim ve ona göre hareket edebilirim, söyler misin bana. Ya da bir işe yara, unuttuğum çocukluğumu hatırlat. Babamın yanına her gidişimde mazgalın arasına sıkışan incecik bacağımın çamurlu suya bulanışından, ağlaya ağlaya babamın beni kurtarışını beklememden bahset. Mazgalların altında beslediğimiz tatlı su balıklarından, oradaki köpeğimizin beni her gördüğünde eve kadar bırakışından, yol boyunca yavrusunu araba ezdiğinden önümüze çıkan her arabadan havlayarak beni koruyuşundan, muhabbet kuşumuzun annemin ses tonuyla Caaaavit deyişinden, sırf gözlük takmak için iyi göremiyorum bahanesiyle, habire doktora götürmelerini tutturup, ne kadar sorduğu sayıları yanlış cevaplasam da, gözlerimde bir şey olmadığını doktorun her seferinde anlamasına şaşırıp kalışımdan, küstüğümde küçük bir bavul hazırlayıp, dudağım bükük bir şekilde evde dolanıp, sokak kapısını bir açıp bir kapayıp, anlasınlar da durdursunlar diye evden kaçacağımı belli edişimden.. Unutursam hatırlat.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:43 ÖÖ

0 yorum  

01 Eylül 2007


Yağlı boyalı bir tablonun tam ortasına geçmiş birkaç süslü söze kanmak için hırsından deliye dönmüş bir fırça darbesiyim şimdi. Her darbede biraz daha işliyorum içine. Sana renk kattığımdan bihabersin. Nasıl bu kadar renksiz kaldın bu zamana kadar, nasıl bu kadar kaldın bilemiyorum. Bilene kadar da son fırçayı vurmaya niyetim yok.
Sende ne bulduğumu mu merak ediyorsun? Bir anda olan, bir tek şeyin, ufacık bir şeyin başlattığı, birçok şeyle büyüyen, yeşeren şeyin bana sırrını mı soruyorsun? Onda ne bulduğunu bilmezsin. Zaten o şeyin ne olduğu bilsen koparıp atarsın aklından. Kökünü kurutursun. Ama hiçbir zaman bilemeyeceksindir. Çaresiz solmasını beklersin kendiliğinden. Sulasan da sulamasan da, çölün ortasına düşse de. Kaktüs gibidir, kendi suyunu kendinden alır. Çok benzer yanları vardır. O da batar o da acıtır. Dokunulmazlığı vardır her aşkın. Kimse de karışamaz, çıkarıp atamaz. Hala bana sende ne bulduğumu soracak mısın?
Düşünüyorum da, bir tarafına girsin istediğim işlediğin suçlarınla tam ağzına layıksın onların. Beni de korkutan o ya. N'olmuş endişeliysem. Ve n'olmuş sıkıyorsam seni. Biraz daha dönme ki kötü bir hisse daha kapılayım. Biraz daha dönme ki paronoyalarıma bir yenisini daha ekleyeyim. Biraz daha dönme ki kesin hükümler vereyim. Biraz daha dönme ki seni sevdiğimden emin olayım..
Biliyorum çok zorladım. Peki ya döndüğünde de yok bilmenin orada yok bil dediğimden farkı ne. Benim dediğimle mi olacak veya var mıydım ki. Beni bilmemenin benimle hiçbir ilgisi yoktu seni sevmemin sadece beni ilgilendirdiği gibi. Çıkmaza sokan sen değil misin. Döndür şimdi yolumdan. Erkeksen döndür. Ben son darbeyi vurmadan resme.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:39 ÖÖ

2 yorum  

Haftalardır bizimle yaşayan Hamza'dan bahsetmek istiyorum size. Onu pek gören olmadı. Genelde karanlıkta çıkar ortaya. Seyyar ışığımızı yakmadığımız ya da ampulünün patladığı zamanlarda. Ben ilk görenim. Pır diye geçmişti yanımdan. Başka gören olmasa inandıramazdım kimseye. Küçücüktü ilk geldiğinde. Şimdi bir görseniz, kocaman olmuş. Genelde mutfakta takılır. Yalnızlığını sever. Hiç arkadaş edinmedi geldiğinden beri. Otlakçıdır da. Hiç alışveriş yaptığını görmedim eve. Kiraya da katılmıyor zaten. İşi gücü bir kuytu köşede bir şeyler kemirsin. Korur da kendini. Kapana kısılmadan yeme becerisine sahiptir salatalığı. Kimse dur diyemez ona. Ağır abidir de aynı zamanda. Yaş ilerledikçe, evde geçirdiği zaman artıp da hala başına bir iş gelmedikçe kendine güveni geldi. Aheste aheste yürür karanlık kuytu köşelere eve dönüp ışık yakınca biz, nereden çıktınız siz der gibi. Kuyruğunu savura savura geçer gider yanımızdan. Kafasını çevirip şöyle bir bakmaz bile. Uyurken uyuşturucu etkisi gören nefesiyle kulağımızı ya da burnumuzu kemirmese iyi. Tek korkum o. Bir sabah bir parçamı kopmuş görmek. Sever ama beni. Yapmaz. Konuşurum ben onunla yalnız kaldığımızda. Sessizce dinler. Aslında söyleyecek çok şeyi vardır ama dinler sadece. Biliyorsun o kapanı ben kurmadım sana. Ama dinletemedim işte. İyiki de kurtarmışsın yakayı. Sen rahatına bak Hamza. Biz alıştık sana. Ev sana emanet.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:08 ÖÖ

4 yorum  

 
>