Sefilleri oynamaya başlamıştık seninle ama kendine özgü bir izleyici kitlesi oluşturmayı başaramadık
Elimizin altındaydı her şey, kaldırmadık ellerimizi üzerinden, özgür bırakmadık hiç
Saniye farkıyla kaçırmıştık vuslatı
Azıcık bir mesafe kalmıştı ama geçemedik çizgiyi
Onlar geçti önümüze ya da sadece benim önüme geçti 'o'..
İyi bakamamıştık orası doğru fakat erken teşhis hayat kurtarmıyordu her zaman..
Zaten kısa ömürlüyse..
İlk görüşte saptanmışsa da yaramıyordu görülen tedavi
Üç günlük ömrü kalmıştı..
Doğasında vardı
Umut kesilmezdi
Kestik
Aşıktık
Alıştık
29 Ekim 2007
Küçüklükten beri büyüttüğü bir şey vardı. Çok büyütüyordu. Ne olduğunu bilmeden. Bir gün bir de baktı kendisi çıktı. Meğer kendisiymiş. Bilseydi büyütmezdi hiç. Ama ne yazık ki bir şartla verilmişti ona hayat.
Alışveriş sırasında, sepete attığı herhangi bir şeyin kasada fiyatını okutup, gereksiz pahalılıktaysa 'tamam kalsın' derdi babası kasiyere, küçük yaşına. İçini burkardı babasının o sözü. Ne fedakarlıklarla kasaya kadar götürmüşken, çok dokunurdu o olmadan çıkmak oradan. Şimdiyse kendi kendine yapar oldu aynı şeyi. Büyüdükçe en çokta kendisine karşı acımasızlaştırmıştı onu hayat şartları.
26 Ekim 2007
Bir haresi eksikti oysa dünyaya geldiğinde..
Yıllardır cevabının verilemediği uzaylılar var mıdır yoksa yok mudur tatışmasından doğdu. Sonra bir meleğin haresine vuruldu. Bir melekle uzaylıyı aynı karede görüntülemek ne kadar zorsa o kadar zordu ona sahip olması. Ama tüm şekilsizliğine rağmen bunu başardı. Elde etmek en kolayıydı. Elinde tutmaktı mühim olanı. İkisi arasında ne kadar bir ilişki kurabiliyorsanız onlar da o kadar kurabildi. Dünyalı değillerdi. Yaşam alanları kısıtlıydı. Aynı çerçeveye sığmaları gerekliydi. Ondandı uzaylının boynu büküklüğü. İlişkilerinin sınırları baştan çizilmişti.
Kurulabilecek en devrik cümleyi karşılıklı kurmuşlardı birbirlerine. Her şey üzerlerine devrilmişti. Bütün sözleri. İmla kılavuzu görmüştü onları bir tek. Ancak o anlayabilmişti çektikleri sıkıntıyı cümleleri bir türlü toparlayamasalar da. Yetileri yetmiyordu dünyaya. Büyüyü yapan o falcı biliyordu bir tek gerçeği. O da yedirememişti kendine kendinin verdiği o şeyi geri alamamayı. Beyazdı başta ama dünya pisletmişti, kararmıştı büyü. Okunmuyordu yazılar. Artık heceleyerek geçmeliydi zaman.
25 Ekim 2007
Bir mağazaya girdiğini görüp, içerde ne deneyip beğendiğine bakıp, senden sonra mağazaya girip, gizlice alıp hediye etmesi elbette ki değil incelikten kastım. Fırlattılan bakışın ne anlama geldiğini anında anlaması. Birine bir şey anlatırken cımcık attığında lafı çevirebilmesi. O hep istenilen yalnızca kendi varlığını değil senin varlığını da hissettirmesi. Ama ne mümkün. Kavgada bile söylenmeyecek laflar ettikçe birbirimize, iltifatlar yerine ne geçer elimize. Bir tutam bensizlik bir tutam sensizlik. Dilimize sakız ettiğimiz aşkımız. Acılarını da tekerlemeye çevirmişiz başka dillerde söyleyip duruyoruz. Karşımızdakini elbette düşünürüz ama kendimizi düşünmeden asla. Kaç kat sürdüğünü unutup ojeyi üstüne de yama yapmakla meşguldür insaniyetimiz. Ondan olmasın sakın insanlık dışı ilişkilerimiz. Ondan olmasın bu pervasızlığımız.
17 Ekim 2007
Dilini bilmezsem anlayamam seni. Anlatmaya kalksam dilim dönmez, anlamazsın. Vazgeç desen dilim varmaz söylemeye..
Dünkü yabancı, günler önceki sarılışım. Çok ağır konuşmanın üzerinden geçen süre boyunca artan yalnızlık. Azalması gerekirken. Başka başka konuşmacılar dediklerini hafifletmiyor. Sana katılsalar dahi. Haklı çıksan dahi. Ve bunlara rağmen bakmamalısın bana öyle. Bunlara rağmen aynı aynada yansımamalıyız. Bunlara rağmen bunlar olmamalı. Tanımadın tam anlamıyla tanıyabilecek kişiyken. Lafımı ağzımdan alabilecek kişiyken. Bunun için miydi kızgınlık. Bu yüzden geçmiyor olmasın. O ileri geri düşüncelere katılabilecek son kişiydin. Hiç değilse benim için öyleydin. Bir kulağımdan girip bir kulağımdan çıkar mı zannettin. Söz dinlemezdim ama seni dinlerdim. Defalarca haklıydın. Doğruları söylerdin. Belki en doğruları. Dilin mi sivrildi. Ben mi köreldim. Nasıl söylendiğiyle doğru orantılıdır doğruların doğruluğu. Hiç düşünmedin mi. Tanımazlıktan gelinir şimdi tanışıklığımız, sarılışımız, anlayışın. Dilini bilmeden konuşmaya çalıştım, dilim dönmedi, ne desem olmadı. Her sözün beni sevmediğini söyledi. Duymazlıktan gelmek de neyin nesi. Sözlerim kendine kilitlenmiş gözlerim sana kitlenmiş giderken dur durak bilmeyen her düşüncemde boğuluyorum bir kaşık suda. Kabaca anlatıtılır, açıklanır ama kabaca sevilmez hiç duymadın mı.
15 Ekim 2007
Yeni alınan giysiler gibidir bazen. Dizleri çıkar. Önce evde giymeye başlarsın sadece, sonra belki bir toz bezi, en sonunda atılır gider. Ya kullanmayı bilmediğimizden ya kumaşından. Sen olsan n'apardın. Yavaşça zamana bırakmak mı, bir anda kesip atmak mı sana göredir. Ya da bir gün bir bakarsın lekelenir. Kimbilir belki ilk günden leke olur. İnsanlık halidir. Sana göre de öyle değil midir. Ama bazı lekeler vardır çıkaramazsın n'apsan da. Üstünü başka şeylerle kapatırsın. Süse gerek yoksa aslında, göze batmaya başlar bu sefer de. Kabullendiremeyiz kendimize. Baştan aşağı çamaşır suyu döküp tekrardan bir renk vermeyi hiç denemedik, yanılacağımızdan korktuk belki de.
Yeniydi, güzeldi ama dizleri çıktı belki kumaşından belki giymeyi bilemedik.. O değil de, çıkmayan lekelere benim sözüm.
Bayram gezmelerinde gidilen evlerde hep bir tatlı karmaşası yaşanır. Genelde baklavadır bu tatlı. Her oturduğunuz evde önünüze bir tabak tatlı konur. Kimimiz gık demez yer ve bayaramın ikinci günü mide bulantısı geçirir. Kimimiz de kendini bilir ilk gittiği evlerde yer sonrakilerde ben almayayım daha önce uğradığım evlerde yedim, der, akıllılık eder. Ben de aslında ne uzatılan çikolatadan alırım ne şekerden. Öyle tatlıları da sevmem oldum olası zaten. Ama nedense daha şimdi kalktığım evde yedim, diye bir yalana ihtiyaç duyarım. Ağzım mı alışmış gerçekten yiyenlerden ne.
11 Ekim 2007
Öldüremezdi onu çünkü kalbine gömmüştü. Çok önceden öldürmüştü. Şiddet içeren aşklardan arta kalan yine yalnızlığa mahkum aşklardır. Kimden peydahlanır düzeylilik. Kimden peydahlanır açık görüşler. Bir bilen var mı. Herkes kendi aleminde kral mı zannetmiş kendini. Yaşadığımız bir ormansa neden olmasın. Peki kaç çeşit hayvan türü var yok mu bilen.
09 Ekim 2007
Havaya karışırken sözlerimiz o havalara binmekle meşguldür. Başkasına söz hakkı verdiyse bilin ki başka ne diyeceğini düşünür. Durup da dinlemez. Ne konuşur. Havadan sudan. Konuşmak için konuştuğu için çenesi düşer tutamaz. İyi bir laf ettiği görülmez sadece laflar. Her şeye söyleyecek bir lafı vardır muhakkak. Bilip bilmeden konuşurluğu da katma değer vergisi. Es kaza soracak olursan bilmediği yoktur. Yalanı da çoktur. Yakalasan da kaçırır daha başka bir yalana doğru. Ne kimselere benzer ne kimseye benzetilebilir. Bilinirliği olmayan her şeyde bilir kişiyi oynamakta üstüne yoktur. Güzelliği de çoktur. Sesini epeyce yükseltir bilmeyenlere duyurulur. İlahtır o. Eşine benzerine rastlanmaz. Doğada en çok duyulan la sesidir o.
08 Ekim 2007
Kuruttum anıların her birini saklıyorum en ücra köşelerde ufalanıp dökülene kadar. Naftalin kokulu kışlıklar gibiyim. Bilirsin kolay kolay sinmez üstüne giysilerin, kimbilir kaç kıştır kaldırılmış duruyorum dolabın en diplerinde. Kime gideceğimi bilmediğimden bu çarpıtılmış sözlerim. Kime gideceğimi bilmediğimden bu kırıp dökmelerim. Yaşamanı bile istemezken ben yaşattığım için affet. Konuşma, gülme, görme ama affet. En iyi şekilde anlayabilecekken anlamazlıktan gelmeyi, hiçbir şey olmamış gibi yüzüne bakabilmeyi, gözlerimi kaçırmayı, çekinerek konuşmayı.. neyi nasıl açıklarım. O kadar iyi anlarken seni kendimi anlayamadığımdan bunlar. Ne bir açıklama ne bir telafi. Üzgünüm demekle ödeşmiş olunur mu. Hemen ödenir mi. Bilmez miyim hiç. Tanışıklığım yoktu elini uzattığında, tanımak istememden geri kalır bir yanı yoksa da.. Beni anlar gibi olursun belki bir gün. Bilirim ne niyetle yapıldığı önemsizleşir sonucunda tedavisi olmayan bir yara açılmışsa. Affet. Ama önce iyileş.
Sinek ısırıklarıyla uyanmışlığın verdiği kaşıntıyla geçirilmeye başlanan zamanları dize getirir de saatin kaçı olursa olsun kendimize ayırdığımız zamandan çalarız. Üstüne üstüne gidilen, ilişkiyi götürme çababız vardır. Bir yerden sonra cabası olur hangi harekette bulunsak. Çarpışan otolara döneriz görünüşte hasarın olmadığı ama darbe üstüne darbe aldığımız. Sarsılır güvenimiz her çarptığımızda. Sorsan farkında bile değilizdir. Gözümüzle görsek konduramayacağımız kadar güçlüdür inançlarımız da ondan. Sarsıntı geçiririz çarpıştıkça, ondandır allak bullaklığımız. Çok bir şey değil, geçmiş günlere ilaveten yaşamak olur artık görüp göreceğimiz. Ne de olsa görmüş geçirmişliğimiz vardır sanki başkasına görünmeyen sadece bize gözüken. Geçmiş günlere eklenerek eksilen günlerimizi sayarak geçirdiğimiz güne kadar yaşanmışlık diyemesek de vardır bizim de bildiklerimiz. Her hatanın bir ertesi gün hapı olsa ne iyi olurdu cozutmek. Henüz üretilmediği için biz de iyi kötü cozutuyoruz sırası gelmişken. Bütün hesapları karıştıran da biz hesabını iyi bilen de. Daha ne olduğumuzu kestiremezken insan sarrafı olmuşuz. Bir çiçekten medet umduğumuzu, seviyor sevmiyorlarla aşk yaşadığımızı ne çabuk unuttuk da bilmişlik taslar olmuşuz. Her kopardığımız yaprak nasıl da çıkardı acısını büyüdükçe aşklarımızdan yalan mı. Yaprak yaprak dökülürken hissedilenler olan yine doğaya olmuş o ayrı değişmeyen tek şey olarak.
03 Ekim 2007
Sen hala beni büyümedim zannet. Orada kaldı sanırsın. O günlerde. Kaç kere daha üstüne düştüm o yaranın. Kaç kere daha kanattım dizlerimi. Gözlerimde yaş kalmayana kadar ağladım. Kaç kere daha aşındı dirseklerim. Belli etmedim bile. Daha kaç kere yenileceğim kendi kendime. Kaç yük daha binecek omuzlarıma. Kaldıramadığım. Kaç suç daha atılacak üzerime. Kaç kaç bitecek beraberliklerim her yanından çekiştirilirken. Nasıl hala sıkıca tutacağım. Bir gün bir yerde salıvermez miyim. Kolay mı sanıyorsun. Kanım çekildi her resti çektiğimde sana. Ben yaşıyor muyum ki. Kanlı canlı bir hayat mı sürdüğüm. Bana sorarsan süründüğüm. Ben mi istedim o kadar borca girmeni. Ben mi istedim her konuda ayrı düşmeyi. Ben mi istedim bağırış çağırış geçinmeyi. Ben mi istedim her hareketime mana bulmanı. Ben ister miydim sevgini hiç göstermemeni. Oturup konuşmamayı. Hep kendi odama çekilmeyi. Huzur içinde huzursuzluk çekmeyi. İster miydim seni ağlatmayı. Sana öyle geliyor. Hiç istemezdim oysa. Sen hala beni büyümedim zannet baba. Halbuki giderken küçük kızını yanıma almamıştım.
01 Ekim 2007
Düşüncelerinde gezer tüm şikayetleri. Bir şeyciği yoktur yoksa. İşinden ayrılır ayrılmaz kalmaz ağrısı sızısı. Evlilik yapmıştır bir de kendine. Kolay kolay da beğenmez. Evlenir ama evini beğenmez, gider ama dönmek ister, sever ama belli etmez. Hemfikir değildirler pek, ayrılırlar pekçok konuda ama güçlüdür bağları. Aslında elindedir. El sürmez. Mutludur da bir bakıma. Dedikoduluk bir şeyler çıkarır elindekilerle. Ertesi güne saklamaz bugünden kurar her cümlesini.