18 Kasım 2009


Altından kalkamadığım günün çektiğim her nefesinde boğulur gibi yapıyorum yapabilecekken yapamadığım, alabilecekken alamadığım kararların hacmindeyse de beynimdeki ur. Röntgeni hiçbir gün çekilmemiş ciğerlerin hastalığa yakalandığını bilmemesi kadar doğal geliyor ciğerlerime yapışan kronik mutsuzluğum. Mutluluk duyar gibi olduğum da oluyor kimi zaman ama bir tek nasıl olup bittiğini anlayamadığım zamanlarda. Lafı fazla uzatmayacağım. Uzatmalarda alınan hiçbir galibiyeti içime sindiremediğimden. Aslında öyle çok şey var ki içime attığım belli ki bu yüzden sindiremez olmuşum duymak bile istemediğim ağız dolusu konuşmayı. Bu günden başladım anlatmaya yarına geçiyorum on ikiyi geçer gibi geçemedikçe yaşananlardan, geçerken değerini bilemediğim günlerden. Geçmişe mazi denilebilseydi konusu geçmezdi. O yüzden ben hiçbir şey diyemiyorum ona. Hep üçüncü tekil şahıs kıvamında içtiğim, boğazımdan akarken geri püskürttüğüm bir şey diyorum ama ne? Ama ne olduğunu hiç bilmiyorum. Kanan olmasın diye söylemediğim yalanlar, söylediğim zamanlarda da yine yalan olmasın diye üstü kapalı anlattığım bütün doğrularım kaleme alınamaycak kadar silinik. Başka kağıda geçirilemeyecek kadar da uzun üstelik. Lafı fazla uzatmayacağım. Uzayan saatlere katkıda bulunmak istemediğimden. Şimdi geçmiş karşına gitmeni söylüyorum gözlerimin içine tam da bakacakken sen. Üstelik gözlerimi kaçıramayacak kadar doğru bir laf ettiğime tüm kalbimle inanırken. Son bir yokluyorum ne kadar sahiciler gözlerin. Ve çok kızıyorum onlara açık oldukları için her defasında. Çok kızıyorum orada oldukları için her baktığımda. Çok kızıyorum beklentisiz değilse de her hissin üstünü tamamlayabilecek gözlerine. Sonra mı? Lafı hiç uzatmadan affet diyorum. Ama ondan da önce affediyorum.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:27 ÖS

0 yorum  

 
>