İlkokul bire başlamanın heyecanındayım, gecesinde muhabbet kuşum öldü. Doğdum doğalı uçuşuyor evde düşünsenize. Neyse sabah kalktık, Maviş'imin renginde önlüğümü giydim, daha doğrusu o beni giydi, benim bir tek yüzüm görünüyor, biraz da ellerim papuçlarım, anneciğimle gittik okula. Sıraya girmiş, sınıfa doğru ilerlerken yüzümü astım, gözlerim dolu dolu, birilerinin farketmesini bekliyorum. Sınıf arkadaşlarım da dahil bütün okul bilsin istiyorum üzüntümü. Ama kimse bilmedi. Sormadılar niye kederlisin bu kadar, niye yaşardı gözlerin. Herkes kendi derdindeydi. Kolay mı, evde evcilik, bahçelerde koşup oynamak varken sınıflara kapatıyorlardı insancıkları. Annelerinden ayırıyorlardı. Daha o gün anlamıştım kimseyi ilgilendirmiyordu benim kuşum, ilk hatırı sayılır kaybım. Anlamıştım ki kimsenin kuşu kimseyi ilgilendirmiyordu. Hayat buydu.
Bazen neye üzüleceğini şaşırır, hangi birine üzüleyim ki der, üzülemezsin. Bu arada kalmışlıkla size neyi nasıl açıklayabileyim de anlayabilesiniz. Yormayın o güzel kafanızı. Ben hep yalnızken buldum çözümleri. Seviniyorum ki tüm kan bağlarımdan ayrıyım. En yakınımdakiler değil ama en yakınlarımdan sebep dolardı gözlerim. Dolardı içim. Çok önemsemeli, çok çabuk affetmeli, çok sevmeliydim... Öyle gördüm açıldığı anda gözlerim. Ama şimdi seviniyorum ki ayrıyım onlardan. Kan bağı bağlanmaya fazlasıyla yetti, anlaşabilmeyeyse hiç yetmedi. Ya da ben yettiremedim. Seçemiyorsun, kapıyı çarpıp gidemiyorsun. Uzaklaşmak ufak bir kaçamak olarak kalıyor hayatının bir yerinde. O yerden geliyorsun her gidişte. Aklın erdiğinden beri öldüklerini düşünüp bin defa ölsen de, uzakken daha iyi sevebilmenin bilmem telafisi var mı, bir gün bulunur mu. Bulunsa uzağa giden beni yaklaştırır mı... İçime işlemiş anladığım dilden sevilmeme korkusunu yendirir mi. Artan sevilme isteğimi köreltebilir mi. Bu yaşa geldim hala bilmiyorum. Sevincime kapılmak istemem ama ayrıyım beni bilmediğim gibi sevmeyenden. Çok ayrıyım öylelerinden. Göstermediği değer yıllardan sonra çıkıp karşıma ağzından iki bilemedin üç kelime, nasıl görünebilir ki gözüme. Neyi getirir ki geriye. Ya da birkaç aya, haftaya, güne bilinen kıymetimin ne kıymeti kalır. O anda olmayan olanların bir olayı yok bende. Zaman zerre değişmiyor siz dönünce. Odamda, şimdiki zamandayım. Ne vicdan sahibi olun ne pişman. Olan olduktan sonra. Tek diyebileceğim bu geçmiş olanlara.
04 Kasım 2012
Bir tane hayalle yatmış, bin tane düşünceyle kalkmışken ayın kaçı olduğunu hatırlayana kadardı hayata karşı şımarıklığım. Yarın günlerden kira. Ve aynı zamanda elektrik, aidat, internet ve su... Havayı da unutmamak lazım, çektiğim her nefesin bedelini ödetirken... Havalandırılması gereken bir ev var, değiştirilmesi gereken çarşaflar, uçması gereken kokular var... Parasız aşk değil acısı bile çekilmiyor. Bkz: Hayat her zaman daha gerçektir aşktan.
02 Kasım 2012
Yolda yürürken geçen bir arabadan,
ya da geç saatse geçen birkaç adamdan,
omzumdan tutup koruyan ne adamlara şahidim ilk günden,
iki günde sakınmaktan sakınıp yolda bırakan.
Yoldan geçen herhangi bir adamdan farkı kalmayan,
ne adamlara...
Erkeklikten anlamayıp,
kadınların anlaşılmazlığına değinen adamlar tanıdım.
Öyle iyi tanıdım ki onları,
şahidim elimde kalan erkekliklerine.
Ne laflara şahidim giderken söyleyip dönerken yuttukları.
Ayrılmak için girdikleri şekilden şekile şahidim,
girip de bir daha çıkamadıkları...