Radyoyu karıştırırken çok sevdiği bir parçayı bitmek üzereyken yakalamış gibi. Aslında kaçırmak denirdi buna. Bulduğunu sandığında bilmiyordu çok şey kaçırdığını. Üstü kapalı anlatımlarıyla üzerini örtmeye çalıştığı hislerinden sıyrılabildiğinde anlayabildi bunu ancak. Ama çoktan anlamını yitirmişti. Hayatın tadına varmak yerine yalnızca karnını doyurmak için gittiği işinin dışında uyuyarak geçirmek oldu boş zamanlarını yaşamak dediği. Yaşamak denirse. Ağzının tadı bozulmuştu bir kere. Ölmekse uğraş vericiydi. Sevdikleri açısından zor bir karardı. Üstelemedi o yüzden de.
En yalnızlığını kimseyle hemfikir olamamaktan alırdı. Desen desen deli gömlekleri vardı. Her gün birini giyerdi. Eli kolu bağlı. Neyi anlattığına değil ne şekilde kurduğuna bakılsa cümleleri mantıklı gelebilirdi dedikleri. Çoğu yalan olsa da.. Yalan olmayanlar da yalan olmuştu. Başka şeyler çıkarılmasın konuşmalarından. Çok zorlandı severken. Başka yere çekmeyin. Her gün biraz daha yenildi. Bunu yenmek için kendi başına kalmak istedi bir süreliğine. Arkasını döndüğünde baktı ki kimse kalmadı. Görmezden geldi. Baştan beri biliyordu her şekilde yalnız olduğunu ama yine de kararını etkiledi.
19 Kasım 2007
12 Kasım 2007
Yabancılık çekmek niye yanında. Saat farkımızın git gide artmasına ne demeli. Kafanı dağıtmak istemene. Benim kafam yeterince dağınık değil miydi sence bir de sen dağınıklık etmeli miydin. Aklıma kazınman niye. Niye kazıyamamam. Sadakat tek başına ne işe yarar. Önce bir sorman gerekmez miydi kendine. Önce bir sorman gerekmez miydi bana. Sorsaydın söylerdim. Keşke bir sorsaydın.
Köprüye gelmeden önceki son çıkışı kaçırdığından beri yolları karıştırdı..
bilmiyor nereye gittiğini gidişatım
Seninse çok olmuş köprüyü geçeli
Sürdükçe ve ayağımızı yerden kestikçe aşkımız iki yakamız bir araya gelmeyecek gibi
Açıkça belirtilen ama yeri belirlenemeyen her düşüncenin karşı yakasında durmuşuz
Biraz daha lafa tutsak yerini saptayabilirdik, kesmesek birbirimizin sözünü..
bilhassa da sen
Aynı anda konuşmasak..
Uzaktan bir el sallayarak yürütemezdik değnekleri olmadan sallantıda kalmışlığımızı
Sakat kalmıştı aldığı ilk darbeyle
Gece daha uzunsa da cezbetmiyordu yarıda kesilmiş sevişmeleri
Aklımızı başımızdan almıyordu hayatımızdan erotik sahneleri çıkardıkça öfkemiz
Daha aklı başında bir şeylere ya muhtaç kalmıştı ya biz muhtaç bırakmıştık..
ya da ikisi de aynı yere çıkıyordu..
Ayağımızı yerden kesse yeter sandık oysa aynı hızla sürdürülmezmiş onu anladık..
10 Kasım 2007
Arka tarafa bakıyor penceremiz
Gerçekleri göremedikçe romatizmalarımız azıyor
Gördüklerimizse resmiyete dökülmüş haliydi
Haliyle mesafeliydik birbirimize..
Lüks içinde elleri kirli hepsinin. Para dediğin işte. Yalancılıkla suçlayacağım sizi yanlış anlamazsanız. Siz değil miydiniz ki her taşın altından bir yalan çıkaran. Kaldırın bakalım taşların altını kim zararlı çıkacak. Bu size dokunur mu. Zarar ziyan edilir mi. Soru(n)larla yarına çıkılır mı. Biraz zor derim ben. Siz ne dersiniz bilemem. Tatminkarlığınızın yanından geçemeyeceğim kesin. Böyle bir yüzden üstelik. Hiçbir şeyi kabul etmezsiniz. Siyah desem beyaz dersiniz. Paraya para demezsiniz. Bütün terimler değişir o pis ellerinizde. Peki ne dersiniz. Yanlışım varsa yanlış anlamakta serbestsiniz. Bana bakmayın. Daha dün ne dediğimi unutuyorum ben.
Vuracağınız yerin altına diğer avucunuzu koyduğunuz için size döndü yine tokatınız. Çekirdek çıtlatmakla geçmezdi aileyle yaşamak. Koruduğunuz yetmedi bir de kolladınız. Acımak size düştü hep. Kandırıktan bir eh sana eh sana yapmakla söz dinletilmezdi ama. Yine de gözleri korkmuştu. Kılığıyla kıyafetiyle ilgili olmaktan içlerini göremediniz. Tek başlarına yendiler korkularını. Ve ilk işleri yüzünüze vurmak oldu tokat gibi hiç acımadan korkarken diyemediklerini. Öyle sarmıştınız ki boy atamamamıştılar. Yer bırakmamıştınız büyüyecek. Birden patladılar sonra büyüdüler sıkıntıdan, bu yüzden yıkıldı duvarlar, bu yüzden darmadağın oldunuz.
İçinizi göstermeyen astarınız var sizin. Bense tranparanlıktan ele veriyorum kendimi. Yakışmıyorum yanınıza almayın beni. Neyle giyilsem müstehcen kalıyorum. Gizli bir hayranınızım sizin. Hayran kalıyorum göstermedikçe siz kirli çamaşırlarınızı. Her şeyin yanında bir astar istiyorsunuz. Olur da üstünüzdeki eskir bir yeri aşınır. Ödünüz kopuyor bir yeriniz gözükecek diye. Ters düşüyorum sizlere. Biliyorum çok göz önündeyim. Bana maruz kalıyorsunuz yıllar yılı. Olsun ama stres atıyorsunuz sayemde. Gücünüz bana yetiyor bir tek. Aman alınmayın sakın. Ne demek lafı mı olur aramızda.
06 Kasım 2007
Sizli bizli konuşmaktan alamıyorum kendimi. Sanki bir hastalığa yakalandım ve ettiğiniz tek bir sözle yataklara düşüyorum. Bu hastalıktan kurtulamıyorum. Araba giderken dışarıya dalmak gibi. Ne gözümü alabiliyor ne sabit kalıyordu baktığım yer. Bu yolculuğu sürdürmek zoruma gidiyordu. Sizin anlayacağınız göz yoruyordu aşkınız. Sizse öylesine zor. Çaba böyle sarfedilmezdi. Ziyanlıktı. Uyduruktan bir hissetmekle, uyduruktan bir gece geçirmekle, uydurulan şeylerle sağlanmazdı uyum. Uydurulmazdı böyle şeyler. Gerçeği en çok hak eden hislerdi kafanızdan attığınız. Yavaşça bir yere koymalıydınız oysa ki. Böyle değil. Fırlatıp atmamalıydınız kalbinizi ok zannedip. Aynı işi görür sandınız. Yanıldınız. Gelişi güzel bir duyguydu sizin bana bahşettiğiniz. Sizi bilmem ama bana hiç güzel gelmedi. Size öyle gelmiş olmalı. Yalandan yere gelmemi beklediniz. Yalandan yere övgüler yağdırdınız. Belki de hiç bilmediğiniz belki de hiç olmayan bir yerdi. Sözledikleriniz yersizdi. Üzgünüm. Ama gitmeliyim. Sizin olmadığınız bir yere.
05 Kasım 2007
Her gece başka biriyle yatınca daha zinde kalkanlarınızın hiç midesi kalkmaz mı. Başınızı kaldıracak haliniz mi yok yoksa. Artık kalkma vakti. Ovalayın gözlerinizi. Uyanın asırlık uykunuzdan. Hiç olmazsa bir süreliğine. Çocukluğunuza inin arada bir de. İnsan olmaya yetmez ama duygu kıpırtısına rastlarsınız bakarsınız. Bir düşünün. Aradaki yüzlerce farkı bulun. Parmağınızla gösterin. Bu seferlik de böyle olsun. Biliyorum ayıp denildi parmakla göstermek, ancak öyle gösterebilip, ne olduğunu öğrenebilmişken cisimlerin. 'Aç ağzını' dediler bebekken habire, şimdi ağzımızı kapatmaya çalışıyorlar tek bir söz edecek olsak. Bütün alışkanlıklarımızın yerine ayıplar, günahlar kondu. Yerimize kondular bize yer kalmadı onlardan. Ne çok korkutulduk küçükken incir çekirdeğini doldurmayacak konular hakkında. Hala incir yerken sütü değer de yara olmaktan korkarız. Öcüleri kötülediler ama asıl insanlarmış korkmamız gereken. Olmadık, olmayacak şeylerle büyütüldük. Oysa herkes mantıklı bir açıklama bekliyordu bizden. Hiç mantık kuramadık ki küçüklükle büyüklük arasında açıklayabilelim. Ya baştan söylenmeliydi gerçekler ya da saklanmalıydı. Siz ne yaptınız, sır tutmayı bilemediniz ama hiçte sırrınızı açıklamadınız. Güya iyi yetiştik ama bir tek sırrınızı bile bilmeyiz. Aslında çok haklısınız. Kendiniz gibi gördünüz. Hiç ayırmadınız kendinizden. Siz neyseniz biz de oyduk gözünüzde. O yüzden de paylaşmadınız sırrınızı söyleriz diye.
02 Kasım 2007
Uykusu bölünmesin diye yolunu uzattı. Canını sıkmasın diye yürüdü dünya kadar yolu. O n'apardı onun için bakar körlüğünden ödün vermemek dışında. Bas bas söylemeden anlamazdı O, anladı. Kendi başının çaresine yine kendi baktı. Kendi kadar düşünceleri yüklenip. Leb demeden anlayabilirdi ağzından çıkanı ne var ne yoksa. Arada bir dokunmasını bile o hatırlatırken nedense unutmuşluğunun içine her daim dahildi. Kılını kıpırdatması yeter de artardı ne de olsa onun için. Arta kalan için fazla söze gerek yoktu. Her ne kadar sözü söz olmasa da söz sözdü. O'nun kapalı kutular ardına iteklemesinin aksine apaçık ortadaydı sevgisi. Şikayetçi miydi bu durumdan veya olsa n'olurdu. İçini dökerdi yine kendi silerdi. İçiyle beraber dökülecek bir incisi yoktu nasılsa. Ertesi gün olduğunda yine en çok o düşünecekti O'nu. Yine en çok o özleyecekti. Yüzüne bakınca yüz vermeme süreci kısaldıkça kısalıyordu ne de olsa. Ve de olan olmuştu.
İçini dökerdi yine kendi silerdi akan yaşlarını, kurursa hiç çıkmaz diye.
Efsane geri döndü..
Yeni hayallerin barınacağı, bir evden diğerine taşınılan en ağır eşya sayılabilecek hatıraların tozunun alınmayacağı, yeni yaşanmışlıkların dolduracağı, artık aşkların kalıcılaşacağı, yeni yeni insanların misafir olacağı, dostların da evi sayılacağı yepyeni evimize daha alışma safhasındayken birkaç kez gözüme bir şey ilişti. Küçük kara bir şey. Spidi Gonzales hızında. Yok dedim. Olamaz dedim. Psikolojine işlemiş dedim. Göz yanılması dedim. Yok artık daha neler dedim. Dedim ama ta ki saygıdeğer kuzenim sabah işe hazırlanırken önümden fare geçti diyene dek. O anda kendimi bir duvardan ötekine vurmak istedim. Ne güzel kandırıyordum kendimi ben. Kaç kere bir karartı geçti önümden de kondurmadım. Sana öyle gelmiştir diyordum içimden. Her gerçeğe açığım ama bu gerçekle yüzleşmek istemiyor canım. Başıma gelmesini isteyebileceğim en son şeydi bu fare. Bundan öncekinin bir önceki evimden vazgeçme nedenimin baş kahramanıydı. Ya o gidecekti ya ben. Terkettim evi. Küçüklüğümden beri anneannemin bahçesinden evine adım atmamam hep o kapana sıkışırım korkusu, ben sıkışmasam fare yakalanır derdi. Kalbim dayanmaz. Yeni bir kapan kuralım kurmayalım krizi daha yaşamak istemiyorum ki ben. Kriz atlatılamadı. Hamza bizimle yaşamaya kararlı anlaşılan. Bu ne sevgi ah bu ne ızdırap.
01 Kasım 2007
Üstünlük kurun üzerimde
Arka tarafımdan, belimin oradan kuruluyorum
Baştan söyleyeyim de boşuna uğraşmayın bulmak için
Bakın kolaylık da sağlıyorum size
Dileyin benden ne emrederseniz