23 Temmuz 2013


Kendi ülkenizin,
kendi yönetiminde,
düşünme payı bırakmışsınız bana.
Özgürlüğü olmayan.

Çin işkencesiyle hapsi boylama genişliğinde.
İki cümle arası bir tırnak kaybı.

Bir şey değil.

Sessizce açılmış,
esrarengiz konular bunlar.
Devir yalnız kalma devri.
Devrimse hiç olmamış gibi.

Siz kazıkları attıkça,
içim bir hoş oluyor dostlar.

Beni benden çıkarıp,
çileyle toplayıp,
eski aşklara bölüp,
çarpılmadık yer bırakmadıkça dostlar,
içim çok hoş oluyor.

Öyle ki,
boş gözlerle bakıyorum sizlere.

Hiçbir şey değil.

Kırk bir yerinden bıçaklanmış göğüs boşluğumu,
tıpta çareler tükenmezlerle,
kırk bir kere maşallahlarla avutuyorum.
Yaşıyor o da.

Hayattan bir soğuyup bir ısınışım,
şok etkisiyle dinç tutabilmek adınaydı benliğimi.
Şimdiyse adımı hatırlamıyorum.

Anlatmadığım aşklarımı o an komik gelmiyordu tabilerle,
anlatacak gibi olduğum anılarımı o an komiktilerle geçiştiriyorum.

Anahtar kelimeleri seçmekte güçlük çektiğimdendir,
kalbimi size açamayışım.

Kendi kendine derler bir de.
Yalan.
Kiminle konuşsam deli diyorlar.

Çok da düşünmüyorum,
çok düşünüyorum sizi dostlar.

'Da' apayrı bir anlama çıktığından.

Kalbimin anahtarı olmayışındandı,
kitlemeden gidişleriniz.
Kalbime yedek anahtar yaptırışındandır,
ona kitlenişim.

Tam içimde yaşayacaktım ki,
yine kameralara yakalandım dostlar.
Tarafınızdan geri çevrilmek,
evirip çevrilmelerin,
en dehşet güzeliydi.

Ki yakın uzak farketmez dostlukların en güzelinde.

Karın boşluğumda bir yerlerde,
bulunca gösteririm,
verdiğiniz hissi.
Görürsem söylerim,
zamanın olmadığı bir ülkeden geldiğimi.
Söyleyemem,
zamansızca sevdiğimi.

Havaya giremezsek duygusala bağlarız dostlar,
çok da zor değil,
ama çok mu zor.

Ola ki 'da' bozarsa anlam bütünlüğünü.

Gözlerimden yaş gelen o dakikadan,
o cezbediş saatinden sonra,
bana işler mi sanıyor döktürdüğü gözyaşları dostlar.

Ona kadar,
herkese benden kucak dolusu sevgiler başlayışındaydı,
hayata sunabileceklerim.
Ona gelince tam gaz devam görüşünde sevgi tüketimim.

Ondan beridir herkese eşit davranamıyorum dostlar.

Aynı anda aynı sivrisinek ısırdığında sanmıştım ki,
aynı anda aynı uykuya dalarız.
Siz olsanız ne sanardınız dostlar.

Yani ben de sanmıştım ki, beni tutmayan uyku onu da tutamaz.

Size diyorum,
hiç sanıyor musunuz ki dostlar.

Sahi dost muyuz hala dostlar?

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:43 ÖÖ

0 yorum  

11 Temmuz 2013


Tek bir sinek ısırığıyla biz olur,
ayrıca bir yara açmayı da biliriz bilmesine.

Yeri geldiğinde sen ben,
gerektiğinde sizli bizli olur,
ayrı da yazılırız yazılmasına.

Altı üstü köpeköldürenle bütün aşkları diriltebilecek yetiye sahip çıkar,
her gün aynı hissetsek o enerjiyle dünyayı kurtarırız kurtarmasına.

Aşk zorlar bünyeyi,
boylamasına,
enlemesine.
Zorlamaya hiç gelemese de,
gelmezse de gelmesin.
Da Vinci'nin şifresini çözmüyoruz,
Amerika'yı yeniden keşfetmiyoruz.
Olursak da oluruz.
Olacaksak da olacağız.

Olduysak da olduk,
orasını bilemeyiz bilmesine.

Çektirmekteki birinciliğin zannettirmesin ki özlemekte eşitlenmeyeceğiz.
Senin tasladığın üstünlük benim bilmişliğimde çürür de çürümesine,
'bende bu aşk olmasa' demiş Aşık Veysel'imiz.

Ben konuşurum öyle,
elden bırakayım deme sakın birinciliği.
Her gün hissetsem dünya kurtulur kurtulmasına,
orası kesin de,
üstün güçleri olan sensin,
ben değil.
Oksijenliymiş oksijensizmiş,
hücre içimde parçalanarak enerjiyi açığa çıkaracak sensin,
ben değil.
Dünya barışından söz etmişken,
aldatmasın seni genelleştirmedeki ileri gidişim.
Çok daha ileri gitmesini de bilirim bilmesine,
tek geçmede.

Geçen günkü soruma ağzından çıkan cevaptan çok daha kesin, 
gözlerinden saçılan ateşi düşünürsek;
yani ırkçı da olamayız olmasına.

Zevkler ve renkleri de tartışamayız tartışmasına.

Gözlerin nasıl bakarsa baksın,
yineliyorum;
ırkçı da olamayız olmasına.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:43 ÖS

0 yorum  

 
>