Vursana hadi. Acımadı. Daha sert. Hadi ama. Acımadı işte. En sertin bu kadar mı. Daha hızlı. Acımadı. Acımadı. Acımadı. Daha acıtıcı vuramaz mısın sanki. Neyse boşver.
25 Nisan 2006
Mertliğinden yanına yanaşılmaz benim sevgilimin. Her gün çiçeklerle gelir. Evde koyacak yer bulamam. Pek çok sever. El üstünde tutar. Ama el elden üstündür işte. Zaman zaman o da sevdiğinden üzer. Severken öldürür. Elini bile sürmez yoksa.
Her gün mucizeler yaratır benim sevgilim. Bir gün görmese özler. Defalarca arar, sorar. Mertliğiyle tanınır. Ama işte ara sıra unutur nasıl da sevdiğini, çıkar aklından bir sevgilisi olduğu. Yoksa lafını bile ettirmez ayrılığın.
15 Nisan 2006
Silsen çöpü çıkıyor silginin silinenlerin karalığını sırtına yüklenmiş. Olmuyor ki. Ne yapsan olmuyor, ille kalıntısı kalıyor hafızandan silinip gidenlerin. En iyisi çıkanları birleştirip yeni ya da eski ne fark eder bir silgi yaratalım, sadece senin kaleminden düşenleri silmiş olsun ama lütfen. Önce bitmesini bekleyelim aynı ebatlarda olması için. Sonra tekrar silinsin, tekrar bitsin, durmadan baştan yaratalım. El emeği olsun. Kağıt parçaları yerine emek harcansın. Böyle böyle saklayalım. Tüm suçunu üstlensin bu silgi yazdıklarının, içinde taşısın sır sır. Hep onun hayatı kararsın. Simsiyah oluncaya dek. Nasılsa en sonunda daha en başında gitmesi gereken yere, çöpe gider; ama sımsıkı tutunmuş parçalarıyla, çöp çöp değil.
Babadan oğula geçen bir şeyin var mı senin? Olması lazım. Herkesin vardır. Hazır konusu geçmişken bir oğlumuz olacak mı? Pembe panjurlu evden hiç bahsetmiyorum. Ona hiç başlamıyorum.
Bugün günlerden ne? Unuttun mu? Yerinde olsam ben de unuturdum. Hep sayısını karıştırmışımdır günlerin. Boşver şimdi, neyse ne, gel ilgi uyandır bende. Duyarsızlığını duyarlıya çevir. Tek tuş yeter bunun için. Hadisene. Bir de şu aralar çok kulaç atayım, hırpalayayım, hıncımı denizden çıkarayım. Nedenim var. Çok nedenim var. Ara verdiren.. Kimin için, ne için uğraşıyorum ki. Git Allah aşkına, uğraşma benle ben.
11 Nisan 2006
ilk sorudan başladım okumaya önce ama uzun sürmedi.. Arasam mı? Daha onun cevabını verememişken ikinci soruya atladım.. Arasam açar mı? Gururumun kırılıp kırılmamasından geçtim, gurursuzlaşmamak için çabalıyorum. Aslında gurur denmez buna, yanlışlarımın arasına ufak ufak doğruluklar serpiştiriyorum. Yapıyorum.. Yapıyorum.. Yapamayacağım sanırım.
Alttaki soruları niye cevapladığımı merak etmişsinizdir şimdi, hatta bir anlam verememeyi bırak, delidir ne yapsa yeridir düşüncesiyle yaklaşıyor bile olabilirsiniz. Kendi kendime konuşmadım, kendin pişir kendin ye de değil yaptığım. Sobelendim, sobeleyecek kimse de kalmadı. Arkamı dönüp tekrar yüze kadar saymalıyım.. Önüm arkam sağım solum saklanmayan ebe.
1- Tüm bilim adamları (Galileo, Einstein, Newton, Maxwell, Rutherford, Pascal, Buhr) saklambaç oynuyorlar. Einstein sayıyor, diğerleri saklanıyor. Einstein, kimi sobelemiştir?
Newton, Maxwell ve Pascal aynı yere saklanır ve 'önce sen çık, hayır sen' diye konuşurlarken Einstein seslerini duyup üçünü de sobeler.Buhr durduğu yerde çürük yumurta ünvanını kazanır.Diğerleri zaten sayılardan, bilmem nelerden başka şeyden anlamadıkları için oyuna alınmamıştır.
2- Okuduğunda seni en çok etkileyen kitap?
'Sana gül bahçesi vadetmedim'. Ama gün be gün değişir. Başka birini okurum, daha ağır basar, bunun pabucu dama atılır, o bakımdan diyorum.
3- Takip ettiğin dergi?
Hiç olmadı ki. Ama sanırım geçenlerde mutlaka okuduğum bir sanat dergisi olması konusunda beni uyaran, konuşurken ağzı değil, sakalı ve bıyığı açıp kapanan, bıyık altından konuşan adamı alaya almak yerine dikkate almalıyım.
4-Günlük gazete?
Çoğu zaman aklıma bile gelmez, geldiği zamanlarda radikal. O da içinde sadece haber edilecek şeylerin olması bir yana anadan doğmaların olmaması sebebiyle.
5- En yaramaz çocukluk anım:
Bakınız: Yok artık..
Ve inanın ben uslu bir kızdım, sanırım seven ayartırdı beni yaramazlık etmem konusunda. Daha doğrusu bir araya gelince oldu ne olduysa, şimdi de olduğu gibi.
6-Tv yapımcısı olsam yapmak istediğim program?
Yüksek sese tahammülüm yok, bağrış çağrış olamayacağı için de bir dahaki bölüme kalmaz gösterimden kalkardı. Açıkçası hiç niyetlenmedim.
10 Nisan 2006
Uyurken hakikaten ve haddinden fazla kendimden geçtiğimin kanaatine vardım. Uyandırmaya çalışmış -?- ‘’tamam konuşacağız sonra, tamam tamam sonra konuşacağız’’ diye sayıklamışım sürekli, en ufak bir şey dahi hatırlamıyorum. Sonra dün gece de durup dururken, herkes yattığı, elektrikle çalışan her bir şey kapandığı halde ‘’hadi yatın artık, yatın hadi, sen niye tek başına oturuyorsun karanlıkta, yatsana artık’’ diye söylenmiş, hazır uyuyan insancıkları uyandırıp durmuşum, ve gene en ufak bir şey hatırlamıyorum. Erkenden yatıp, sesten rahatsızlık duyup rahatsız olduğumdan çok rahatsızlık verdiğim yetmiyormuş gibi bir de derin uykularındayken bile hem kendi uykumu bölüyorum hem de onların. Allah iyi uykular versin bana, ne diyeyim ki başka.
08 Nisan 2006
Yakartop oynamaya başladığımda yedi canım vardı, vurula vurula bir canım kaldı. Onu da kaybedersem üzgünümki hiç canım kalmayacak ve eminimki kısa zamanda bir aşka daha vurulup can çekişeceğim.
Keşke istop oynamayı hiç bırakmasaydım da yakalanan hep ben olsaydım.. O daha adil bir oyundu sanki, üstelik rengarenkti..
07 Nisan 2006
Her sabah yarım saniyeyle kaçırdığım çift katlı otobüsü, her daim aynı saatte, aynı noktada duran çocuğa kelimelerin yeriyle oynamadan ‘’afedersin, çift katlı geçti mi’’ diye soruşum ve her defasında ‘’kafa sallama’’ yanıtını alışım içimden ‘ben bu anı daha önce yaşamıştım’ dedirten.. Birinden inip diğerine binecekken otobüsün, aradaki yürüme mesafesince çiğnemeden yuttuğum simidin susamlarının dişlerimin en ücra köşelerine girmiş olabilme ihtimaliyle herhangi birini görüp tebessüm etmek zorunda kalma –en büyük- korkum.. Bütün saniye farklarının birlik olup beni okula geç bırakmasının verdiği bozuk ağız.. Asıl bağlamaya çalıştığımsa, şu an aklıma gelmeyen onca –hay- aksiliğe rağmen kinder buenonun üç gram etmeyen ağırlığıyla hayatımı yaşanılır hale getirmesi.. Mutluluk iksirim yalnızca sütten kakaodan bir çikolata. Yumurtadan çıkan sürpriz hediyelerde gözüm yok. Şimdilik.
04 Nisan 2006
Kalktım. Gözaltı torbalarım hiç olmazdı aslında. Ya da gözardı ederdim. Sevmedim yüzümü. Uykusuzluğuma kahve, mutsuzluğuma sigara bu sabah. Aç karna içmezdim aslında. Sevmedim yüzümü, gözümü.