28 Şubat 2010


Bir gerçeği açığa çıkarmak isterken açıkta kalan bir yerin gözüme ilişiyor örtmek istiyorum sonra hemen. İstiyorum ki üşüme. İstiyorum ki zarar görme. İsteklerim işte böyle çelişiyor deli yatışınla. Bencil demek istemiyorum ama kendini o kadar çok düşünüyorsun ki aklın almıyor başkalarını da demek zor geliyor. İşte böyle açığa çıkan isteksizliğimi açık olmak gerekirse gerek duymuyorum yönünü değiştiremeyeceğim hayata bakış açınla açığa çıkarmaya. Noktayı bir türlü getiremediğim uzun uzun cümleli sen çıkarımlarımla sevmiyorum sevgimin anlam çıkarmaya gücünün daima yettiği gözü karalığıyla kör noktasını bir zaman bulup da devam edemeyecek hale gelebilmesini. Sevmiyorum seni bir zaman gelip de sevemeyecek olmayı. Hiç sevmiyorum.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:55 ÖÖ

0 yorum  

Duygularla birleşir yollar. Daha başka duygularla ayrılır fikirler. Ayrı giden yolda ilerledikçe uzaklaşır. Uzaklık arttıkça değişir duygular. Değiştikçe değişse de sendeki ben bendeki sen değişen çok bir şey yoktur. Duygular dışında. İşte böyle böyle yol kateder. Böyle yolun sonuna gelir dostluk. Başka yolu yok ki bunun. Ama istersen hiç olmazsa bu konuda bana katıl da, kalmasın hatırı yollarda geçen onca günün.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:20 ÖÖ

0 yorum  

14 Şubat 2010


Bir gün…

Her şeyi konuştuk şu ana kadar yaptığım ya yapmadıklarım? Dur dur, içindeki kurt tek bir hamlede düşmesin, derin konulara gireceğim yok, sadece düşündüklerim demek istediğim. Çok mantıklı şeyler de bekleme. Her zamanki kadar saçma sapan şeyler düşündüm ama her zamanki kadar içten şeyler de. Şu an kesin içinden yine ne diyor bu kız diyorsun, inan ne demek istediğimi ben de bilmiyorum. Ne diyelim ilk günün heyecanı diyelim. Sevgimin kesin kanıtını buldum on iki saati geçmeyecek kadar önce, uykunda aldığın nefesi içime çekmek istiyorum çünkü, işte sana kanıt. Bu kadarı bugünlük yeter. Burada saat 00:40, seninleykense zaman yok.

İki gün

Az önce sana baya kızdım sanırım. Bazen lafın nereye gittiğini bilmiyorsun. Saat 23:36.

Üç gün

Baştan söyleyeyim affedilmedin. İki çift söze kanmadım. Konuya Gülşah’la başlamıştım, Filiz’le devam edip çıkmayacağımı söyleyecektim içini rahatlatmak için lafı ağzıma tıkamasaydın. Ama sanırım zaten için rahatmış pirelerinle. Bilemedim işte. Her ne ise yatmadan itirafta bulunayım dedim. Burada tıpkı telefonlar gibi hiçbir şey çekmiyor beni. Yanımda olmanı isterdim. Bu gün de kayboluyor puf diye. Saat 00:29, çok önemli bir şey söyleyebilecek kadar affedilemedin henüz.

Dört gün

Stresliydi bugün, annemle olan kavgam ve sonrasında sen. Daha affedilmeden bir huysuzluk daha çıkardın akşam akşam. Tamam kapatıyorum konuyu. Çok konuştuk Gülşah’la. Konuştuk da konuştuk. Konu erkekler, sonuç başarısız. Ne desek nafile. Tecrübeler konuştu aslında daha çok, işlevliğini kaybetmiş. Ne çok zamanımızı alıyorsunuz. Siz belden aşağı vurdukça biz durmuş akıl arıyoruz. Nafile. Tamam bu konuyu da kapattım şimdilik. Saat 00:44, engel olamayacak şekilde seni seviyorum.

Beş gün

Dün yazmayı unutmuş gibiyim. Ama değişen yok, günlerden ne, saat kaç olursa olsun seni seviyordum.

Altı gün

Yola çıkmama saatler kaldı. Oraya varmama da. Saat 14:30, seni… Dönünce tamamlarım.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:55 ÖÖ

0 yorum  

Delilerin hükümdarlığında doğup büyüdü
Deliler soyundan geldi kastettikleri
Denizleri aştı da dağları deldi inat ettikleri
Yerinde sayarken bile ilerleyen yaşlarını diyeceklerine kattı karıştırdı
Sürüp giden hayatının,
her yerinde izler kalması için her anını yüzüne sürdü sürüştürdü
Düştüğü de oldu düşüşleri de,
ne aklına gelsin diye ne aklından çıksın,
hep düşünmekten hep düşünmekten...
Kimsenin eline bırakmadı kozunu,
ne de kimseye koklattı bir fırsatını
Her çatışma kişiliğiyle arasındaydı,
o yüzden de kimseyi karıştırmadı kavgasına

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:35 ÖÖ

0 yorum  

Gişelerden geçip giden ayakları izliyorum. Telaşlılar. Bir yere yetişmeye çalışıyorlar sanki hep kaçırıyormuş gibi. Ayaklara bakmaktan yüzleri göremedim bugün. Belki yarın. Belki daha sonra. Ellerinde poşetler, çantalar ayaklarına kadar uzanan. Taşımaktan yorgunlar. Atsalar olmaz. Bir yere bıraksalar hiç olmaz bomba sanarlar. Kafamıza takılan tatmin olmamış cevaplar. Oysa sadece cevaplar mı, çok düşünülmüş sorular da yanlış çıkabilir. Ama ya hep bir cevap bekleriz ya her şeye bir cevabımız vardır. İki çeşittir. Ortasını tutturamayız hiçbir sorunun. Tam isabet değildir. Ve zordur sorular. Çok basitse altında bir şey arar, durumu zorlaştırırız. Bu yüzden her soru kafa karıştırır. Hep bir hareket halindedir çünkü düşünceler. Yerinde durmaz. Peşini bırakmaz.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:23 ÖÖ

0 yorum  

 
>