Havalandırmaya sıkışmış kalmış bez parçasının uzaklaşabileceği kadar uzağım hislerimden, inan ki söz geçmiyor aklımdan. Beyaz ötesi, şeffaf yalanlar bunlar, yalan olduğu o kadar gerçek ki. Kim kapatır bu açık yaraları, kim arkasına saklar yıllarca yalanı. Kim içine hapseder. Kim tutsak eder ortaya çıkarmaz bu yalanı.
Ben mi çok sesli konuştum, yoksa senin mi hassastı kulakların. Ben mi çağırdım yoksa senin mi yolun düşmüştü. Dört yıl aradan sonra birbirimizin olduk, diyen sen misin ya da ben miydim bunu içinden düşünen. Sanırım her ikisi de.
Hiçbir şey için söz veremem, ki söz bekleyen kim diyoloğuyla yola çıkılmış bir merak konusu, kendimizi kandırdığımız ilişkimiz. Her gidenin bir de kalanıysa, adap buysa, biraz uyduruk olacak. Tahminen sayılan bir şafakla daha o kadarcık oldu ya da o kadar oldu bile. İkisinden biri.
Göz ucuyla güvenip sırtımızı yasladığımız gün ne kadar aceleci davrandığımızı, bir o kadar da -ne- iyi ettiğimizi, göz açıp kapayıncaya kadar tükettiğimizi, onca yıla rağmen elimizle koymuş gibi birbirimizi bulabildiğimizi, çocukluktan kalma bir alışkanlıkla karıştırdığımız yaşı geçmiş hislerimizi, şu an şurada anlatmaya çalışmanın zorluğunu sana nasıl anlatabilirim? Ya da dur, en başından alalım. İlk kim geri gelmişti sen mi ben mi? Kim sormuştu birbirinden alakasız onca soruyu korktuğu cevapları duymazdan gelebileceğini sanıp? Belli her ikimiz de hayattaydık, yaşıyorduk orası kesin ama yaşanmışlık ne alemdeydi? Sen mi beni geçerdin ben mi seni? Sahiden önce kimin aklına gelmişti? Bana kalırsa hiç kimsenin.
Dur tahmin edeyim, yolun düşmüştü, gelmiştin, aklına bile gelmemiştim yoksa. Ama ne yazık ki tahminlerle yürütülmüyor ilişki. Demek istediğim, kendimi kalan hissetmiyorum, sadece bu.
31 Ağustos 2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)