25 Aralık 2009


Siz yatsı mumları
daha saymaya başlamadan saklandınız
arkamı dönmeden, en kötüsü de dönmeyecekken
Bırakın şimdi oyunu siz değil miydiniz ki gizlisi saklısı kalmayan
değil miydiniz ki sır sır dökülen
say say bitmeyen
Geçmiş karşıma bugünü çıkarıp yarını saatlere bölüyorsunuz
kanıtı dururken dünde
her anınıza tanık olmuşluğumun
Daha silinmemişken ayak bastığınız yerler, bastığınız kahkahalar
Açtığım kadar yeri dolduruşa getiriyorsunuz şimdi
girintili çıkıntılı hayatınıza bakıp, kanıp
Çıktığı yeri beğenmez kriterleriniz biliyorum ama
n'olur yatsı mumları doldurması zaman alıyor
Ağırınıza gitsin diye demiyorum ama
açıldığınız yerler meğer ne boşmuş kaplasanız bile
Ama olsun
Beni uğraştırmayın yatsı mumları
çok zaman alıyor
Düşerken ıssızlaşan bir adada
böyle olacağını bilmediğimden yanıma almamışım doğru kararları
Yanlışlarla bir başıma kalışımın trajikomik bir yaklaşımıdır şimdi kararsızlığım
En tepeden düşerken içimdeki ağırlığınızla
her yere saçılsam da katiyen pişman etmedi atlayışım
Vardır elbet cayır cayır yananınız
Eften püften dilek için bir nefeste üflenmeyeniniz
Çoğu zaman çarpıntı yapmışsa da kahve tadında içirdiğiniz hissiyat
yanında daha çooook sigara yaktırırdı
en katıksız sevgi gösterişim
Kaldı ki sizin sevgi gösteriniz benim doğaçlamamdan çok daha alkış toplar, gerek kalmazdı
Yatsıya kadarmış sizinkisi mumlarım
Bir de sessizliğimi dinleyin o zaman, söz dinlemezseniz
Nasılsa kayıtsızlık kulak tıkasanız da farkedilir

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 8:02 ÖS

0 yorum  

18 Kasım 2009


Altından kalkamadığım günün çektiğim her nefesinde boğulur gibi yapıyorum yapabilecekken yapamadığım, alabilecekken alamadığım kararların hacmindeyse de beynimdeki ur. Röntgeni hiçbir gün çekilmemiş ciğerlerin hastalığa yakalandığını bilmemesi kadar doğal geliyor ciğerlerime yapışan kronik mutsuzluğum. Mutluluk duyar gibi olduğum da oluyor kimi zaman ama bir tek nasıl olup bittiğini anlayamadığım zamanlarda. Lafı fazla uzatmayacağım. Uzatmalarda alınan hiçbir galibiyeti içime sindiremediğimden. Aslında öyle çok şey var ki içime attığım belli ki bu yüzden sindiremez olmuşum duymak bile istemediğim ağız dolusu konuşmayı. Bu günden başladım anlatmaya yarına geçiyorum on ikiyi geçer gibi geçemedikçe yaşananlardan, geçerken değerini bilemediğim günlerden. Geçmişe mazi denilebilseydi konusu geçmezdi. O yüzden ben hiçbir şey diyemiyorum ona. Hep üçüncü tekil şahıs kıvamında içtiğim, boğazımdan akarken geri püskürttüğüm bir şey diyorum ama ne? Ama ne olduğunu hiç bilmiyorum. Kanan olmasın diye söylemediğim yalanlar, söylediğim zamanlarda da yine yalan olmasın diye üstü kapalı anlattığım bütün doğrularım kaleme alınamaycak kadar silinik. Başka kağıda geçirilemeyecek kadar da uzun üstelik. Lafı fazla uzatmayacağım. Uzayan saatlere katkıda bulunmak istemediğimden. Şimdi geçmiş karşına gitmeni söylüyorum gözlerimin içine tam da bakacakken sen. Üstelik gözlerimi kaçıramayacak kadar doğru bir laf ettiğime tüm kalbimle inanırken. Son bir yokluyorum ne kadar sahiciler gözlerin. Ve çok kızıyorum onlara açık oldukları için her defasında. Çok kızıyorum orada oldukları için her baktığımda. Çok kızıyorum beklentisiz değilse de her hissin üstünü tamamlayabilecek gözlerine. Sonra mı? Lafı hiç uzatmadan affet diyorum. Ama ondan da önce affediyorum.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:27 ÖS

0 yorum  

18 Ekim 2009


Değişkenliğin tavan yaptığı dostluklardan başımı kaldıramadım çıkar röntgencisi bir dünya insan seline kapılmaktan
Ne dur durak ne yol yordam
Bilmedim
Önüme ne çıksa durdurdum olabilecekleri bir yerinden yakalamak istercesine
Sele karşı durmuş bir el bir nefestim
Nefessiz kaldım
Sizse elimde kaldınız anlayışsızlığınız, memnuniyetsizliğiniz ve her türlü işkenceye dirayetinizle
Bana mısın demediniz
Duygusallığı gerektirmeyen her işkenceye sessiz kalırken yanıma kaldınız hislerden süzülmüş, gözetçiliğini yaptığınız çıkarlarınızla
Öyle bir yayıldınız ki iç organlarıma halbuki başımın üstündeydi yeriniz
Yer edinemediniz

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:49 ÖÖ

0 yorum  

01 Eylül 2009


Havadan sudan konuşmaktan Havva'dan Adem'e kadar uzanan konuları atlar olmuşsunuz. Bazı sabahlar odaya nereden girdiği bilinmez, ağza burna konan sinekten de rahatsız edici ondan da beter olmuşsunuz. Alkollü her gece labirentte dönüp duruyormuşsunuz tek bir çıkış yolu uğruna yine aynı çıkmaza düşme pahasına. Bir de beni sorar olmuşsunuz tanıdıklara. Hemen arkasından da ekliyormuşsunuz civatası gevşemiş bir güven duyduğunuzu artık kadınlara. Teker teker tekrar eder olmuşsunuz oradan buradan alıntı yaptığınız kendinizi. Tanıdığım günden bu yana kendine gelmemiş, belki de hiçbir gün kendinde olamamışlığınıza ilaveten. Yine de beni sorarsanız, sayenizde içimden geçenleri tutmakta o kadar ustalaştımki, sizi düşünmeye ayırmıyorum tek bir saniyeyi bile kaçırılan vakitlere eklenmesin diye.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:58 ÖÖ

0 yorum  

26 Ağustos 2009


Nefes darlığında bir bluzdu hayalindeki kadın. Daraldıkça daraldı nefesim içine sığmaya çalışırken. Tam manasıyla felç geçirircesine durağandı nefesler o hale bürünürken. Oysa karın gurultusundan başka bir şey değildi yanında kaldırmak gözkapaklarımı. Açlıktan farksızdı. Kedi hırıltısının çağrıştırdığı, o kadar mütevazi, o kadar içgüdüsel, bir o kadar ilgi arsızı anlamına geliyordu beklentilerim. Belki işime öyle geliyordu. Derin bir nefesti aldığım ve fişinden çekilmiş televizyon kadar ansızın kapanmıştım içime. Ne yazık aynı hızla açılamıyordum derin derin nefeslere rağmen bir başkasına, bir başka kanala. Suçu kimseye atma gereksinimi duymadan atıyorum bunu da içime. Dışarıda olan gözlerin durmadığından göz hizamda, gözümde değil değiştirdiğin yerlerin ne tarihi, ne yeraltı kaynakları, ne de yüz ölçümü...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 4:03 ÖÖ

0 yorum  

25 Temmuz 2009


Sıcağın cılkının çıkış anına dek denk getirilmeyen öylece sereserpe serilmiş postunun en sert yerinden rahatsızlık vermeden sıyırdım seni işin içinden. Yeter ki sen düşünüp de üşenme. Ve yeter ki icraatın ucundan bile geçme naif kıpırtınla. El üstünden de üstün tuttum altın defterinin gümüş sayfalarını. Akvaryum huzurunda uykuna daldırıyorum elimi ellerimle uyutmak adına seni. Kornişinden çıkmış perdenin her çektiğinde biraz daha ayrılması kadar huzur bozucu uyanıklığınla karşılaşmamak da senin adına tabi. Masum yılların yakınından bile geçemediğimi anladığım günlerden daha ıslak artık günlerim. Masumiyetini kaybetmiş dakikaların kuruluğunu hatırlatır gibi geçip gidiyor bir sırılsıklam bir kupkuru... Bir sırılsıklam bir kupkuru...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:11 ÖS

0 yorum  

19 Temmuz 2009


Bir hale sokulmayan inadın hiç gelemediğim huzursuzluk arasında mekik dokuyor. Sana ne diyebilirim ki. Meydan okunamayan kıskançlığının rahatına düşkün beynimle varamadığı gibi bir karara. Daha ne diyebilirim ki. Duyduğumuz o şey çıkmadıkça yüreğimizden, algılarımız yanılgıya çevrilmedikçe tamamen bir şey denmez ki...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 7:05 ÖS

1 yorum  

01 Temmuz 2009


Ne bilmiyorum ama 'bir şey' istiyorum. Çocukluğumdan bu yana tek değişmeyen şey belki de bilemiyorum. Ne istiyorsun diye sorduklarında 'bir şey' derdim, tamam da ne istiyorsun? 'Bir şey'...
Hiç bilemedim o şeyin ne olduğunu. Belki de buldum ama sandığımdan çok farklıydı ve konduramadım istediğim şeyin o olduğuna. Bilemiyorum. Bildiğim tek şey hala arıyor olduğum. Bazen ulaşacak gibi oluyorum, bir zaman sonra anlıyorum ki o da değil. E tabi umudunu yitiriyorsun her defasında yanılınca.
Hayat da bu galiba. Yaşananlar artsa da verdiği mutluluğun süresinin günden güne kısalması. Olgunlaşmak deniyor buna da sanırım. Ama ben büyümek istemiyorum ki. Ne olduğunu hiç bilemesem de 'bir şey' istiyorum, 'bir şey'!

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:04 ÖS

0 yorum  

30 Haziran 2009


Pek şaşaalı aklından geçenler. Pek şatafatlı. Süslenmekten dilinden düşemedi gitti kokoş sözlerin. Şimdi senden tek bir söz bekleyip geri çekiliyorum. Ama senin bana ayıracak vaktin ne yazık ki çok ileri bir tarihe atılmış. Randevu defterinin yırtık bir sayfasından ileri gidemediği gibi hayatındaki yerim. Belki tekrar çiğnenir düşüncesiyle tabağın kenarına yapıştırılmış sakız gibi uzatmalarımız, çok uzattığın mevzular gibi dilimize yapışmışlığı... Aklının en cafcafsız yerinden, sana göre yerli yersiz konuşmalarımın olduğu kısımla bavulumu tıka basa doldurup, kapıyı göstermene hiç gerek kalmadan bulur gibi yolumu, bir kere daha kapıya kadar geçirmene fırsat vermeden kaybeder gibi kendimi...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:30 ÖS

2 yorum  

25 Haziran 2009


Sorguya çekilmemiş düşüncelerimden arta kalan kararlarımda senin payın yok. Belki bugün aynı masaya yatırıyoruz açabildiğimiz kadar konuyu ama bu ne dünü ayağına kadar getirebilir ne de yarın garanti kapsamında. Ne zamanı geri getirecek bilmek istemendeki inatçılığın ne de bizi geleceğe kucağında taşıyacak. Bildiğini sandığın tüm erkek tarihi daha bir anlaşılır kadın gözüyle göz göre göre bakılınca... Bildiğin gibi değil.
Sen bizzat katılırken muhabbetlere, ben kulak misafiri ola ola ezbere biliyorum erkekliği. Misafirliğin daha makbul olan kısalığında kendimi koruyabilecek, bozulmadan muhafaza edebilecek kadar iyi biliyorum hem de.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:23 ÖS

2 yorum  

Bir anı bir anını tutmayan bu his illetinin hangi kısmıyla ilgilenirdin, sana dönük ya da boynu bükük? Yanıp tutuşurken bir de bakıyorsun kül olmuş. Peki değişen ne üzerine atılan her ateşle alevlenecekse yeniden gelmiş geçmiş demeden? Şimdi sana söylüyorum ki şaşırma, akan yaşları silerken ağlama nedenini de silmiş oluyorsan yanlışlıkla, hiç boşuna bakakalma. Kulak astığın söz öbekleri öbek öbek toplanmış, savaş açmış, sevgini yok etmeye çalışırken uzaklaşan gözlerinin peşindeyim. Canını değil bizi kurtarmaya çalışıyor cesaretim. Kulağına gelen kayda değmeyen bir sözle yerlerde sürünen cesaretine karşın. Nedense gözüme çarpmadı çaban. Aşk bu değil.
Tekrar tekrar gözünden düşürüyorsa tekrarladığım patavatsızlığım, bir zahmet gözünü kapat da düşmeyeyim o zaman.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:47 ÖÖ

0 yorum  

24 Haziran 2009


Sana nasıl anlatılır ki. Bir bir. Bu ufacık şeyler. Bugünden pay biç. Bi de yaşadıklarımı kat onlara. Birkaç şey var takıldığım. Her anını isteyen, ne kadar sevse belli etmeyen. O kadar aç ki doymak bilmiyor. Merak edilmek istiyor. Ama bir yanı var ki, senin sevmediğin yanı, kendi haline bırakılmak istiyor. Hiçbir şeyden memnun olmuyor. Yarım saatlik yol gidiyorsa sekiz saatlik yol gitmek istiyor, sonra birden ağlamaya başlıyor, dönelim diyor. Uzaklaşamıyor da diğer yanından. En tepedeki ayakkabı için bütün ayakkabıların üstüne çıkıp alıyor onu, sonra da bu herkeste var deyip beğenmiyor, öbür ayakkabıları niye ezdim diye ağlıyor. Ben kıskanmam diyor, kıskançlıktan geberse de söyleyemiyor...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:45 ÖÖ

0 yorum  

23 Haziran 2009


Hazmedemediğin, işin kötüsü de hiçbir zaman hazmedemeyeceğin o kadar çok şey var ki, bu her halinden belli. Diyelim ki bir şeyi çok istiyorsun, seni zorluyor veya kolayca elde ediyorsun, işte o şeyi elde etsen, artık senin olduğunu bilsen bile bir türlü hazmedemediğin için istediğin gibi olmuyor hiçbir şey. Devamlı bir hazımsızlık çektiğin.

Yormadan, sormadan, çok da kişiselleştirmeden başlamak gerekli işe önce, üzerinde çok düşünmeden, pek bir hissiz pek bir katıksız, acımasız başlamalı her şeye...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:05 ÖS

0 yorum  

Bir gerekçe göstermeyerek salına salına yerleşmiş oluyorsun şehrime. Ne çabalarla yer etmiştim halbuki ben. Hazıra konarken bile suskunsun. Rahata ererken bile mutsuz. Ses etmiyorum. Sessizce söylüyorum diyeceklerimi anlayışsızlığa mehal vermeden.
Tadı kaçmış yalnızlıkların en ıssız yerinden yakalamıştım kolunu. Geçmişinde upuzun bir bağ bırakmadan önce uzanamamışsam da... Nerede kalmıştıklarla geçirdiğimiz günlerin haddini hesabını ancak zaman gösterebilirdi. Düşmeden hemen önce yakalamıştım kolundan. Yukarı cekmiş miydin yoksa ben mi çıkmıştım yukarı, inan hiç önemi yok. Çekildiğim kenarlar daha bir ıssız gelecekti artık, daha bir sensiz. Alışkanlıktan, bir eşimi daha bulduğumdan. Bunu bilerek, kabul ederek razı gelmeliydim sana. En ufak bir yalnızlık eskisinden çok daha ağır gelecekti. Bunu bastırabilecek bir cevap bulundurmalıydım yanımda yanına gelirken, bir kıvama gelene kadar yoğurulabileceğim.
Otobüs kamyon tren kısacası korna sesi var kulağımda çocukluğumdaki bir oyunu anımsatırken ne kadar da büyüdüğümü anlatan. Yine de ses etmiyorum. Bazı günler var özlediğim, bazı evler, bazı yerler, bazı bazı da tanışmalar... Ve tabi özlemekle hatırlamak bile istememek arasında kaldığım durumlar. Yok ses etmiyorum. Biliyorum ki sesimi çıkarırsam kaybedecek bir seyim var. Sesimi çıkarırsam kaybedecek çok şeyim var. Sesimi çıkardığım anda yitip giderken arkasından bakarken bulmak istemediğim kendimi.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:08 ÖÖ

0 yorum  

20 Haziran 2009


Poşet çay yüzeyselliğinde konuşmalar yaparken kimi zaman da demlenmeden doldurmaya çalışıyor boş vakitlerini eşsiz sadakatin, çürümeye yüz tutmuş yüzünün aldığı şekilsizlikte. İçimden ona kadar sayıyorum ve en ılımlı en sakin tavırlarımın sergilendiği tezgahlarda satılıyor sabrım. Saate dakika başı bakmayı huy edinmiş ama aynı zamanda canı da çıkmış bir çift gözüz seninle. Bir anlık duygu, anlık bir geçmemiş vakitten çok, hayat boyu sürecek geçimsizlik bizimkisi. Sıkıldığımız bir yer adı ya da başımızdan geçen konuşmalar yok, başlı başına hayattan sıkılan tek bir bedeniz. Saate bakmakla geçen hayatı konu alan hiçbir film ya da kitap uyarlayamaz bu uygunsuz tavırları. Sereserpe sergilesek de satmayan ucuzluğumuzla...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:21 ÖS

0 yorum  

15 Haziran 2009


Ne biliyorsun sinirimin geçtiğini?
Ara ara hatırlatıyor olamaz mı kendini elini kolunu uzatıp
Nereden biliyorsun ki yatıştığımı?
Nereden çıkardığın gibi mesafe faktörünü...

Bir tarafından uydurmadığın ne malum?

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:09 ÖS

0 yorum  

13 Haziran 2009


Cani yürekten istemedim hiçbir şeyi. İstedim, olmadı başka... Olsun da, ne olursa olsundu. Hala bilmem çayı kaç şekerli içtiğimi, ister ince belli, ister kupa, aynı şekeri attım hep. Sevmiyorum bilir herkes oysa çoğu zaman üşendiğimden tuz dökmedim yemeğe ya da öyle de yiyebildiğimden. Dilimden düşüremediğim hiç olmadı hayatta. Çok gitmek istemelerimi gidemediğim anda hazmettim içimde tek bir kıvılcım yanmamışcasına. Sonra aşklarım... Tek bir kıpırtı kalmadı içimde daha giden köşeyi dönmeden.
Belki öyle de sevebildiğimden...
Belki de hiç gerçekleşmediğinden bende aşk.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:40 ÖS

0 yorum  

04 Haziran 2009


Beni ağırlaştıran, hiç alışık olmadığım sürekli mutluluğun halsizliğiyle, sokak kadar sınırlı olmasa da, uzun yolların çıkmazında bir yön vermeye çalıştığım beklentilerim ve hep hiç beklemediğim anda geldin diyen diller, eskilerden kalma. Diller diye hitap etmek istiyorum onlara. Hatta ve hatta ben sustum onlar konuştu demek istiyorum, ben baktım onlar kafalarını çevirdi, ben gördüm onlar kördü de diyebilirim. Kime sorsam geçici duyma bozukluğuydu ama hep çınlattılar hep çınlattılar. Hiç beklenmediği anları mı kollar insan? Hep hiç olmayacak zamanı mı bulur? Mutluluğu yakalamak öyle basitti ki mutlu kalmak için hiç uğraşmadım belki de. Nasılsa koşar adımlarla gidilebilirdi mutluluğun başkasına. Aceledendi kaçırdıklarım ve aceleyle görmeyi unuttuklarım. O kadar hapşurdum o kadar çok durdu kalbim o kadar çok yaşadım ki ne öyle ne böyle, hiçbir yola gelemiyorum şimdi.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:58 ÖÖ

0 yorum  

28 Mayıs 2009


Bazen sitem ettiğim kadar çok değil üzüntüm ama n'apayım üzülüyorum işte, çeneme vuruyor sonra da. Bazen daha hisli bazen değerini bilmeden ama n'apayım seviyorum işte, en ufak bir hareketin gücüme gidiyor sonra da. Bazen çok düşünüp kararsız kalabiliyor bazense hiç düşünmeden davranabiliyorum ama n'apayım yaşıyorum işte, hata ettiğimi düşünüyorum sonra da...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:09 ÖS

0 yorum  

17 Mayıs 2009


Özürle başladım söze. Birinin sözünü kesmiş olabilirim ihtimaliyle. Öyle ya da böyle yer açtım kendime söz hakkımı kullanarak. Lafı uzun tutup tutmayacağımı bilmeden kabahat işliyorum. Korkmayın, yalnızca kendimi işletirim ben. Beş parmağımın yarısı kadar kişiyi çıkardım hayatımdan. Birini tam çıkarabilmiş değilim. Ne olmuş lafını böldüysem? Diyeceğini aklında tutmalıydı, o ne yaptı? Unuttu.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:58 ÖS

0 yorum  

17 Nisan 2009


Yettiremedim bu pastayı. Kaça bölsem bilemedim. Sana ayırdığım zaman diliminde bilemedim kaça bölünsem. Bilemedim eşit parçalanmayı. Bilemedim kestirip atmayı. Belki bir bıçak yardımı. Bir bilemedim spatulayla yer değiştirmeyi. Ama düzgünce. Yetinemedim de tek bir dilimle. Yarına geçmesin gün diye diye tüy biten dilimde bilemedim uç kısımdaki tatlı tadı. Hiç bilemedim.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:23 ÖÖ

0 yorum  

12 Nisan 2009


Kaynama noktasını çoktan geçmiş bir münasebetin, münasebetsizce, münasebetsiz kişilerce talan edildiği geçmişin doğurduğu bu geleceğin göreceği de ne yazık ki çok riskli bir ameliyatla gözlerinin açılmasına bağlı. Görüleceklerin kurtulma şansı adeta yüzde birin altında. Şikayet etmiyorum, yani komple, sadece zamana yayıyorum, alıştıra alıştıra söylüyorum ki hayatın bitişinde diyeceklerim kalsın. Yok şikayet etmiyorum. Demiş olmalıyım ki kesin demişimdir, boşa geçirdiğim zamanlar diye, o değil de zamandan çok kendim harcanıyorum bugünlerde. Ertelenen bakışlar, ödeme günü geçmiş hissiyatlar, günlük faiz işledikçe büyüyor gözlerimde. Ne yapsam kapatamıyorum bu borçları.
Odak noktası tutturulamamış bir atışın, atmayan kalbine bile isabet ettirilememişliğinden güç bulup yaşama devam eden bir kalpsiz... Kriz değil kalp krizindeyim.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:31 ÖÖ

0 yorum  

01 Mart 2009


Israrla görmezden geldiğin vukuatların
Vakti zamanında ne de hoyratça işlerdin suçları parmak izine bakmaksızın
Olgunlaşabileceğin aklına gelir miydi
Şimdi kaçar olmuşsun ne çıkar
Bir türlü sokamamışken doludizgin, tıkabasa aklına
Israrcı bir geçmişin aklından çıkartamadığın zamanlarıyla cebelleşir olmuşsun ne zamandır
Bunlar birkaç yıl öncesine kadar çok boş şu ansa çok ağır sözler
Hadi hiç yaşamamışsın diyelim
Yetinebilir miydin yalnız bugünlerle
Tamamlanmazsan eksiksin, tamamlanırken de eksilirsin
Yok ki başka yolu
Anlatacak ne çok şey vardı oysa şu zamanlarda
Ama sen şimdiden susmuşsun
Susturmaya uğraşanları dinlerken...
Önüne bak ışıklarda olduğunu göreceksin
Kimisi durmadı, geçti
Kimisi yanıbaşında tamam ama ne zamana kadar
Hayat bu
Ve zaman sırasıyla;
Kırmızıda beklerken büyüdün...
Sarıda hazırdın yaşamaya...
Artık yeşil yandı... geçebilirsin...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 6:04 ÖS

2 yorum  

23 Şubat 2009


Giden bir geminin ardından gelen bir gemiyi gözlüyorsundur aslında. Tam önünde durmuş dikiliyorsundur. İlk anda zordur bunu kabul etmesi. İşine gelse de gelmese de, pişmanlık yeni başlayan bir mücadeleyi eline yüzüne bulaştırmaktan başka bir yeti kazandırmaz ki sana. Ama sen yine devam et istersen inkar etmeye. ‘Bu da yetmiyormuş gibi’yle başlar genelde anlattıklarımız. Üst üste gelir genelde. Genele vurursak ne çok şey varmış yolumuzu kesen. Kesmese de bizi. Daha ne yollar alınır satılır. Daha ne yolla.. Kendimize daha yeni gelmişken, kendine bir o kadar zor gelmiş biriyle kesiştirmeye çalıştığımız yollarımız ve hiç kesinleşmeyecek gelecek. Uzaktan kesmeye benzemiyor değil mi? Asıl yakınlaştıkça uzaklaşır gibi, karışır gibi kafalar birbirimize karıştıkça. Başka yöne kayıyor bakışlar, başka başka.. Uzaktayken daha net bakar gibiydik yanılıyor muyum?

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:36 ÖS

1 yorum  

02 Şubat 2009


Gözümde canlandırdığımda hiç olmadığın kadarsın
Şaşıyorum düşündükçe
Her yıldız kaymasıyla başkasına akan aklın karıncasız, capcanlı
İstemediğin kadar her şey bu gece
Gözümde canlandırabildiğim kadar ayrı geçen zamanlar
Ve gözümde canlandırabildiğim kadar ifadesiz kaldığı anlar yüzünün
Her yönünü ele almadan,
göze alabildiğim kadar sana dair tüm inanışlarım
Bende istemediğin kadar her şey bu gece..
Sesimi dinleyen bir özel numaranın diğer ucunda duruşunsa cansız elin değebileceği kadar yüze;
çünkü hayallerim daha canlı
Tanışırken unuttuğum isimler,
tam tersine aklıma kazınan yüzleri
Notları yarına geçirilmiş bugünün kimsesizliği
Bir anlam teşkil etmeyen göz göze gelmeler, gitmeler..
Geçmişin süzgecinde bir anlam taşıyamayacak kadar güçsüz
Her seferinde bu sefer olacak der gibi karşı yakadan bu yakaya mekik dokuyan vapur seferleri
Aklını yitirmiş duygular
Zihni açık duygu yoksunları
Sevmek için can atmayan kalplerin dolup taştığı sokak araları
Organların bir araya gelip bedenlerini oluşturmasından öteye gidememiş insan kılıklılar
Her şeyiyle ve hepsiyle bu şehir hiç istemediğimiz kadar içinde saklı,
birbirinden habersiz iki geçmişin..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:31 ÖS

0 yorum  

10 Ocak 2009


Dünü unuttuğum bir anda, tam bugüne alıştım derken, karşılığını tam veren, şu ana dek duyduğum en güzel sözdü verdiğin. Üçüncü dereceden yanık tenimle terinin tuzuna, verdiği acıya dayanabileceğimden bile çok, çok daha uzun bakabilirim kaçırdığın gözlerine, yeter ki hep aynı sebepten bakamıyor olduğunu bileyim. Yeter ki kaybettiklerimi sende bulabileyim ve yanında uzanırken, yorgun düştüğüm bir anda, hiç düşünmeden kaybolabileyim. Yeter ki benden bile önce bul kayboluşumu. Ve yeter ki hiç yetmesin geçirdiğimiz saatler, günler, aylar.. yıllar boyunca..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 4:59 ÖS

2 yorum  

07 Ocak 2009


Çok önceden demek isterdim bunları. Çok daha önceden görmek isterdim bunları. Çok daha küçükken ağlaya zırlaya, bir seferde çıkarmak isterdim seni hayatımdan. Daha çocukken, doğmadan da önce unutmak isterdim seni. İlk yaşıma bastığımda yetişmiştin hayatıma. Çocukluğumuz belki birlikte geçmedi, ama oradaydın, o oyun dolu bahçede. En dışlanan çocuktun. Kimse sevmezdi seni o bahçede. Kimse oyuna almazdı. Şimdi düşünüyorum da, yıllarca hiç konusu açılmadı bunun, hiç konuşmadık seninle. Ara sıra gelirdim o bahçeye ve beni de aralarına alır, seni yine dışlardılar. Hiç anlamazdım niye. Yalnızdı çocukluğun.

Ve büyüdük. Büyüdükçe de anlaştık. Aynı fikirlerimizden güç aldık. Aynı giysilerimizden fikir aldık. Sabahlamalar başladı, beraberce bekledik geceyi. Sabahında aynı yatakta bükülmüştü belimiz. Aynı müziğe kulak verdik, aynı şekli verdik saçımıza, aynı düşüncelerle başladık aşklarımıza.. Ama her geçen gün büyüdük.

Hiç ayrılmazdık ama büyümüştük işte, gidebilen gitmeliydi gidebileceği her yere. Ben gittim. Sen kaldın. Ama orada kalmadı hiçbir şey. Seni de götürmüş gibi yanımda her anımı yaşattım sana, gittiğim her yeri, her bir anını anlattım durdum.. Sen de hiç sıkılmadan dinledin.

Sonra bir gün geldin yanıma, ugraş verdin ve kaldın, dönmedin geriye. Bu bir kutlama sebebiydi o gün bizim için, ama şimdi anlıyorum ki dostluğumuzun sonuna gelmiştik farkında olmadan. Son günlerini yaşayacaktı sevgimiz. Bizse bilmiyorduk.

Onca yılın yapamadığını son bir yıl yapmıştı. Aynı çatı altında değiştik. Aynı evlerde, ayrı fikirlerde iki insandık. Ne olup bittiğini anlamadan aramız, her gün biraz daha açıldı. Birer birer çıkıyordu sorunlar. Teker teker kaybediyordun çevrendekileri.. Ve en sonunda da beni.

Şimdi o kadar iyi anlıyorum ki seni. Hiç kapanmayacak bir yaraydı çocukluğun. Kaç yaşına gelsen de yaraydı. Çocukluğunda seni aralarına almayanlara inat yapar gibi, şimdi de sen uzaklaştırmıştın herkesi yanından. Çocukluğuna dönmüştün. O küçük kızın öcünü almıştın herkesten. Bense o hiç kabullenemediğin, hiçbir şeyden habersiz senin katılamadığın oyuna son katılan kız olarak kalmıştım gözünde, ve bu hiç değişmedi. Bu yüzden hayatın boyunca ne sevebilir, ne de nefret edebilirdin benden.. Artık ayrıyız, ayrı ayrı yollarda bulmaya çalışıyoruz yolumuzu, içindeki hesaplaşma bitti. Onca yıl bu gerçeğe direnmişiz ama, belki de en doğrusuydu.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:18 ÖÖ

0 yorum  

 
>