30 Aralık 2010


Bir gece kanadı olmadan ne kadar hızlı geçebilir. Ne kadar özgür olunabilir geceler bu kadar çokken ve her biri üzerine çuvallanırken. Ateş yokmuşçasına biri söndürülüp diğeri yakılırken sigaranın. Geçeceği varsa da geçer mi duman ağırlaştırdıkça geceyi. Geçen yazın sonundan bu yazın başına değin sana hissettiğim her bir kelimeyi gözüm görmesin istiyorum şu anda. En iyisi bu. Şimdi gidiyorum. Sakın arkamdan gelmeye kalkma.

Aslında kanatsız bir geceydi şu an olduğu gibi. Sadece ben uçtuğumu zannediyordum. Bundan ibaretti aşkımızın başlama tarihi.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:20 ÖS

0 yorum  

Tek ayak üstünde duruyorum sanki. Cezalandırmış, bütün hayatın karşısında tek ayak üstünde dikmiş gibi biri. Yorulunca ayak değiştirmek yok. Bir süresi yok. Belki hayat boyu belki birazdan geç otur diyecek biri. O zaman da canım oturmak istemez, kaybettiğim zamanlara inat daha da yorabilirim kendimi. Dolaşabilirim, hiç dönmeye bilirim. Bozuk bir para gibi elden ele dolaşabilirim, bir yabancı, ülkesine götürüp hatıra parası yapana dek beni. Belki o zaman hatırası var der o yabancı, önemli hisseder, orada öylece durabilirim. Huzur bile bulabilirim.

Ne anlama geldiğimi dün değil ondan önceki gün değil ondan da önceki gün daha iyi biliyor gibiydim. Yarın bugün olduğu an unutuyor gibiyim kimliğimi yanıma almayı. Anında çıkıyor aklımdan kim olduğum. Rutine bağlanmış bir kurgu gibi hayatım, geçişleri kopuk. Başlı başına bir dejavu. Ben bu hayatı daha önce yaşamıştım.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:07 ÖS

0 yorum  

12 Aralık 2010


Kimi insan demek istediğin şeyi ısrarla anlamaz, hissettiğin şeye bakar. O da yeterli olmaz hiç anlatmaya. Seni -herkesten iyi- tanır, belki -herkesten çok- sever bile ama sen kendini anlatamadıkça tahtalı köyü boylar o sevgide, aşk da, anlıyor olması da. Hislidir, hissetmiştir, sahiden öyle hissediyorsundur kabul ama şu şu şu yüzden bunları hissediyorum derken, açıklama getirmek için bin dereden su getirirken sen, o hala ne hissettiğini okuyorsa yüzünden, hala bildiğini okuyorsa tüy bitmiş dilinden, sus bence en iyisi.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 6:05 ÖS

0 yorum  

Bir akrabam vardı yurt dışında yaşayan. Geçmiş zamanmış gibi bahsediyorum çünkü yıllar oldu görmeyeli. Çok açık giyinirdi. Türkiye'ye geldiğinde de aynı şekil. Eski zamanlarda bir düşünün Adapazarı gibi bir yeri -Bilenler bilmeyenlere tek kelimeyle anlatsın, ki bir kelimeye sığacak kadardır-. Ben düşünmek bile istemem.

Velhasıl etek boyuna, giydiği bluza karışan eden olduğunda, ki mutlaka olurdu, öyle karşılık verirdi ki yıllar geçti hala aynı tazeliğini koruyor hafızamda. Bir gün yine biri karışmış, o da olağanca kendini beğenmişliğiyle şöyle demiş: "Nedenmiş o, sakınacak bir yerim mi var da kapatayım". Küçüklüğümden beri ne kadar doğru bir laf ettiğini düşünürüm o laf edenlere. Şimdi ne oldu ona diye sorarsanız ellili yaşlarda kız kurusu olarak kaldı. Ama bu benim gözümde verdiği cevabın haklılığını değiştirmedi.

Sözüm o ki, ben kendimi iyi hissettiğim, içinde iyi hissedebileceğim bir hale bürüneyim de, ne çıkarsa bahtıma...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 4:43 ÖS

0 yorum  

08 Aralık 2010


Günler geçiyor ama bir kabız gibi. Tanıştırayım, zaman benim azılı düşmanım. Haberlerde yine uzaylılar dolaşıyor. Daha dünya üzerinde doğru düzgün hayat süremezken uzayda yaşam var mı inanın merak etmiyorum. Tek derdimiz bu olsa keşke. Başımızın tacı mahalle ağzıyla yumuyor gözünü yine. Neymiş sırlar dökülmüş ortaya. Tabi herkesin bildiği bir sırsa.

Haberlere veriyorum kendimi halime şükretmek için bu günlerde. Özellikle de sabahları ağzımda acı bir tatla uyanmanın can havliyle. İşime konsantre oluyorum, yığıldıkça işler sövüp rahatlamak için. Tanımadığım kimliklere anlatıyorum derdimi. Göz kuruluğumu ilerleten ekranlara. Başlatan klimalara. Bunlarla yetinmeyip bir de et kesikleri ediniyorum kendime, ağrım sızım unutturur belki diye. Hareketleri eksiksiz yapıyorum. Derin derin nefes veriyorum, çoğunlukla almayı unutuyorum. Uzun yollar gidiyorum yürüme bandıyla. Çok uzaklara daldığımı farkedersem son ses açıp geri getiriyorum kendimi. Rahat bir nefes alıyorum sonra. Anlıyorum ki yeterince yormuşum. Anlaşılan o ki yattığımda düşünemeyecek kadar yorulmuşum.

İki ileri bir geri adımlar atıyor ayak uyduruyorum aklıma. Geçenleri sormayın gitsin. Sabah olsa da işime versem yine kendimi. Kısık sesime aldırmadan ağzıma geleni söylediğimi sanıp rahatlatsam içimi tanımadığım insanlar ve paraya olan açlıklarıyla.

Yemeye de kaldığım yerden başlasam. Tadını unutunca daha bi tatlı gelir yediğin yemekler. Ara sıra ara vermek gerek. Koku da öyle. Açken duyduğun yemek kokusu şişirebilir her yerini ama tıka basa yediysen yayılan kokular bozabilir mideni. ilişkiler gibi. Başta aç oluyor, doyunca da 'ağır bir kokusu' var oluyor, kaldıramıyor, terkediyoruz. Terketmekten söz açılmışken, normale indirgememden güç bulurken sen, ne varmış yani diye geçirirken içinden, unutmadan söyleyeyim; damak tadı değişkendir ama bir kere sinmişse kokusu derinlerde bir yere, sinmişse derine kırk yıl geçse, kırklansan da nafile. Nerede çıksa karşına, ne zaman seslense, değdiği her yerde... Beş duyu organının en büyük hissesine sahip olanıdır çünkü kokusu. Zaman geçer, zamanla her şey alır başını gider, ama koku sabittir, kendine has hafızasıyla olduğu yerde kalakalır.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:06 ÖS

0 yorum  

06 Aralık 2010


Bir yerlerini yırtarcasına ağlıyorsun sonra da gidip spora pestilini çıkarıyorsun bak bakayım bir şeyin kalıyor mu.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:05 ÖS

0 yorum  

Sırların en verilmeziydi aramızda sıkışıp kalan. Tutabilirdik, tutamadık. Başka türlü biliyorum olmazdı ama yine de düşünmüyor değilim bazen.

Biliyordum diyebileceğim bu sonu hazırlarken hayat, benim en başından beri bildiğimi unutmuş olacak ki al sana der gibi. E ben zaten biliyordum. Aylar boyunca çıkarmaya çalıştığım aklım bir şans bile vermedi ki ikimiz için. Kılını bile kımıldatmadı ki zaman.

Yanılıyor olmayı isterdim ilk günden beri. Ama maalesef yüzlerce duygunun kurbanı olup da kesileceğini önceden hissetmesiydi bu yüreğin. Olmaz, olamaz.

Aşkın yüz yıllık geçmişini inkar eder gibi, çıt çıkarmazlığın mağarasında yankılanıyor şimdi bıçak açmayan ağzımıza inatla beden dilimiz. Dilsizken daha bi gerçek sanki. Daha bi gerçekleşiyor sanki sevgiler. El kol hareketleriyle ifade edilebileceği kadar, hislerimiz gibi yalanlarımız da. Ama bakarsın hisleri tam olarak yansıtamazken, yalana sıra gelmez. Kelimelerin bile kifayetsiz kaldığı bir anda -öyle denir hani-, dilsizlik kapatır belki çenemizi. Açıklarımızı.

Dediğim gibi biliyordum seninle beni, kendimi, değişeceğini. Devasa değildi, olduğundan büyük görünmüyordu hiçbir şey. Aksine o kadar net, o kadar gerçektin ki karşımda dururken, aldanamadım. Gerçek dışı değilse, yalan değilse aldanılmıyor görünenlere; inanılıyor. Ben de onu yaptım, inandım. En kötüsü de bu işte. Sonu olmadığını bildiğin halde o anki gerçeğe inanmaktan alıkoyamamak kendini. Ama her şey değişir. Gerçekler bile. Aşklar bile.

Bir zamanlar capcanlı, yanı başımda duran elinin, kaşının, gözünün hayalini bile kuramaz oldum. Gözlerimin önüne getiremez oldum. Peki, elimize geçen neydi bırakırken ellerimizi? Elimizde değildi deme lütfen. Elele tutuşmak kadar kendiliğinden olamaz hiçbir zaman o eli çekmek.

Ben şimdi seni çağırıyorum ölen aşklar ruhlarından. Kimseye de ihtiyaç duymuyorum yüzleşirken aşkımın ölüsüyle, dirisiyle olduğu gibi. Ve olduğu gibi kabulleniyorum son yolculuğuna çıkarırken onu. Ruhunu huzura kavuşturmazsam unutamam, yaşamla ölüm arasında kalır diye.

Geriye dön ya da yoluna devam et, eni konu bu. Adam gibi yani. İşte şu an olduğu gibi birçok cümlemin noktasını başkalarına bıraktım kendi hayatımda. Elim gitmedi ya da gittiğinde titredi, birden fazlalaştı noktalar. O yüzden diyorum ya, o yüzden o kadar üstüne geliyorum ya. İstiyorum ki tak etsin canına, bitir birlikte kurduğumuz şu cümleyi.

İnatçısın her şeyde olduğu gibi bugün de. Yarın da öyle olacaksın biliyorum. Ama dedim sana, yapma. Bir an olsun inat yapma. Sana dediğim şey çıkacak bak göreceksin. Aradığımız şey hiçbir zaman biz değildik ki bulduğumuzu zannedelim.

Gözü görmeyen bir mutluluk çıkıp gelsin hayatına ki çıkıp gitsin göz gözü görmeyen göçebe duygularınla yerleşik hayata geçiremediğin hissin. Bırak gideyim. Gideyim ki geçsin karnımızı doyururken bile hiç susmayan karın gurultumuz.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:43 ÖS

0 yorum  

05 Aralık 2010


Gece yatmadan önce şöyle bir düşünüp, başımı yastığa koyduğum gibi uyuyorum anlattıklarının etkisiyle. Demek istediğim masal gibi geliyor anlattıkların. Bazı zamanlar geceyi bile bekleyemiyorum anlatman için ayakta uyutuldukça daha bir anlaşılır olduğundan bütün olanlar. Bir varolup bi yokolduğun, yalanın daniskasına yaraşır hayatımdaki yerin gibi masallarındaki kahramanlar. Oysa iyiliğe karşı yenilirdi kötülediklerin, hani ne oldu kılıcına? Patenti sen doğmadan alınmış hayatında söz hakkın bile yok. İleriyi göremeyen düşüncelerin önünü zor görüyor. Sen hakkını vermedikçe doğru sözün, hakkını bir türlü bulamayan arayışın da yersiz kalıyor masallara hayran kalınan bu hayatta. Bütün hakları elinden alınmış el becerilerin ve dudak uçuklatan kabiliyetinle tarihte yerini alıyor masal kahramanı olarak düşüncesizliğin. Bizse bir vardık bir yok olduklarla bitiriyoruz sözü kapanınca konu. Yüzümüze kapanınca telefon. Yüzümüze kapanınca kapılar.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:25 ÖS

0 yorum  

Sıraselviler'den aşağı doğru inerken gözüme bir yer takıldı. Geçen sene bugün, bu saatte oradaydım, dedim içimden. Her nedense bundan daha mutlu ya da umutlu değildim, de dedim.

Sonra mı? Yoluma devam ettim.

Vardığımda renkler artık daha canlıydı. Şimdilik sadece umutluyum ama u su düşecek yakında, hissediyorum. Ve hissetmekle yetinmeyip buraya yazıyorum, hayat bana çok büyük bir iyilik yapmak üzere.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:53 ÖS

0 yorum  

 
>