Sırların en verilmeziydi aramızda sıkışıp kalan. Tutabilirdik, tutamadık. Başka türlü biliyorum olmazdı ama yine de düşünmüyor değilim bazen.
Biliyordum diyebileceğim bu sonu hazırlarken hayat, benim en başından beri bildiğimi unutmuş olacak ki al sana der gibi. E ben zaten biliyordum. Aylar boyunca çıkarmaya çalıştığım aklım bir şans bile vermedi ki ikimiz için. Kılını bile kımıldatmadı ki zaman.
Yanılıyor olmayı isterdim ilk günden beri. Ama maalesef yüzlerce duygunun kurbanı olup da kesileceğini önceden hissetmesiydi bu yüreğin. Olmaz, olamaz.
Aşkın yüz yıllık geçmişini inkar eder gibi, çıt çıkarmazlığın mağarasında yankılanıyor şimdi bıçak açmayan ağzımıza inatla beden dilimiz. Dilsizken daha bi gerçek sanki. Daha bi gerçekleşiyor sanki sevgiler. El kol hareketleriyle ifade edilebileceği kadar, hislerimiz gibi yalanlarımız da. Ama bakarsın hisleri tam olarak yansıtamazken, yalana sıra gelmez. Kelimelerin bile kifayetsiz kaldığı bir anda -öyle denir hani-, dilsizlik kapatır belki çenemizi. Açıklarımızı.
Dediğim gibi biliyordum seninle beni, kendimi, değişeceğini. Devasa değildi, olduğundan büyük görünmüyordu hiçbir şey. Aksine o kadar net, o kadar gerçektin ki karşımda dururken, aldanamadım. Gerçek dışı değilse, yalan değilse aldanılmıyor görünenlere; inanılıyor. Ben de onu yaptım, inandım. En kötüsü de bu işte. Sonu olmadığını bildiğin halde o anki gerçeğe inanmaktan alıkoyamamak kendini. Ama her şey değişir. Gerçekler bile. Aşklar bile.
Bir zamanlar capcanlı, yanı başımda duran elinin, kaşının, gözünün hayalini bile kuramaz oldum. Gözlerimin önüne getiremez oldum. Peki, elimize geçen neydi bırakırken ellerimizi? Elimizde değildi deme lütfen. Elele tutuşmak kadar kendiliğinden olamaz hiçbir zaman o eli çekmek.
Ben şimdi seni çağırıyorum ölen aşklar ruhlarından. Kimseye de ihtiyaç duymuyorum yüzleşirken aşkımın ölüsüyle, dirisiyle olduğu gibi. Ve olduğu gibi kabulleniyorum son yolculuğuna çıkarırken onu. Ruhunu huzura kavuşturmazsam unutamam, yaşamla ölüm arasında kalır diye.
Geriye dön ya da yoluna devam et, eni konu bu. Adam gibi yani. İşte şu an olduğu gibi birçok cümlemin noktasını başkalarına bıraktım kendi hayatımda. Elim gitmedi ya da gittiğinde titredi, birden fazlalaştı noktalar. O yüzden diyorum ya, o yüzden o kadar üstüne geliyorum ya. İstiyorum ki tak etsin canına, bitir birlikte kurduğumuz şu cümleyi.
İnatçısın her şeyde olduğu gibi bugün de. Yarın da öyle olacaksın biliyorum. Ama dedim sana, yapma. Bir an olsun inat yapma. Sana dediğim şey çıkacak bak göreceksin. Aradığımız şey hiçbir zaman biz değildik ki bulduğumuzu zannedelim.
Gözü görmeyen bir mutluluk çıkıp gelsin hayatına ki çıkıp gitsin göz gözü görmeyen göçebe duygularınla yerleşik hayata geçiremediğin hissin. Bırak gideyim. Gideyim ki geçsin karnımızı doyururken bile hiç susmayan karın gurultumuz.
06 Aralık 2010
Gönderen
kıyıköşeyazı
zaman:
9:43 ÖS
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder