31 Mayıs 2020


Bundan yedi yıl önceydi hatta az önce hesapladım ve bir kez daha dehşete düştüm zamanın akıcılığı ve umuda kapıldım bazı şeylerin geçiciliği konusunda. Her neyse uzun zaman önceydi bir denizin ortasında etrafım güzelliklerle çevrili, içim iyilikle kaplıyken biri girdi denizime ve sandım ki birlikte yüzeceğiz derinlere nefesimiz kesilirken. Ama o yüzme bilmiyordu ve güzelliklerin, iyiliklerin farkında bile değildi. Kurtarılmayı bekliyordu tek bir kulaç atmadan, kimseye güvenle tutunmadan. Kim bilir yardım etmeye çalışan kaç kişiyi boğmuştu, boğulmak üzereyken kurtulmuştu kim bilir kimler. Böyle böyle hayatta kalacaktı, yaşamak denebilirse. Sadece kendi canının değil kendi keyfinin de derdindeydi. Ben kurtarmaya çalıştıkça beni de dibe çekiyordu, en ufak bir çabası yoktu kıyıya ulaşmak için. Sonra kendi istemedikçe kimsenin kurtulamayacağını anladım. Kendimi ondan kurtarıp yüzmeye başladım, ne dalgalar ne fırtınalar çıkarsa da ardımdan. Kıyıya vardığımda ise hazmedemediği tek şey onsuz daha derin bir nefes alabiliyor oluşumdu.

Yaş ilerledikçe nefesini kesen anlara yeğliyor insan derin derin nefesler almayı. Şimdi o günleri ve o hallerimi düşündüğümde ne kadar güçlü olduğumu fark ediyorum. Duygularıma yenik düşüp, düşüncelerimi değiştirmesine asla izin vermediğim için. Doğru bildiğim şeyden, kendi gerçekliğimden bir gün bile geri döndüremedi. Hakaretlerine, küfürlerine, bağırışlarına, defalarca gördüğüm şiddetine yani sevgisizliğine rağmen. Bir an bile vazgeçiremedi kendimden. Kaybetmekten korkuyordum, kendisinden korkuyordum; yalan değil deliler gibi korkuyordum yokluğundan da varlığından da. Ama bu karşı görüşlerine bir gün bile boyun eğdirmeye yetmedi. Bedenen çok daha güçlüydü benden bu kesin peki ya ruhen? İşte bu yüzden o günlere döndüğümde kendimle ilgili emin olduğum şeyler ‘neden benim başıma geldi’ sorusunun önüne geçiyor. ‘Neden ben’ diye ağlayan küçük kızın gözyaşlarını silip, başım dik, ben olmanın hazzını yaşıyorum aldığım her nefeste.

Kendi okyanusumda. 

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 6:06 ÖS

0 yorum  

08 Mayıs 2020


Belki başkasına etki etmeyecek bir ilacın yan etkisiyle uykusuzluk çekiyorum bir yanım yarını iple çekerken. Hani o milyonda bir görülen yan etkiden etkilenen bünyeyle. Bir insanla hayatı paylaşmak hoş bir söylem, önceki hayatları ayrı ayrı kapsamasa da. Hayatında olmadığı bölümü nasıl paylaştırabilirsin ki haksızlık olur, söz hakkı doğar. İlişkideki anksiyete bozukluğudur geçmiş. Ani heyecanlanmalar, kalp çarpıntısı, kaybolan gerçeklik algısı. Anne karnındaki günlerine kadar uzanır oradan aşırıya kaçar. İlişkideki bozukluğun bipolar çeşidi de olabilir geçmiş. Bir çölde gezinirken volkan patlamasına şahit olursunuz, hep geçmişten. Güneşli günde çığ düşer üzerinize, hep geçmişten. Gölde yüzerken köpek balığının saldırısına uğrarsınız, hep geçmişten. Nadiren havuzun en dibine dalmışken rengarenk balık sürüsü geçer önünüzden, hep hep hep geçmişten. Acısıyla, tatlısıyla, ekşisiyle, tuzlusuyla. Derinlere inmişken tatlı su balıklarıyla tuzlu su balıklarının ayrı dünyaların balıkları olması gibiydik seninle. Neyse ki çabuk fark ettik dünyalı olduğumuzu, başka bir dünya mümkünse de başkalaşmayacağını. Tabi bu dünyalara bedel olmamıza engel değil. O balıkların da değişinimle karaya çıkabileceği gibi, tatlı tuzlu demeden sularına karışmama engel değil. Aramızdaki şeyi iki kelimeyle anlatmamı istese biri ‘şey işte’ derim, o şeyin ne olduğunu bildiğimi sanan varsa diye. 'Yaşadığımız onca şeye açık ara fark atmasıyla oluşan bir şey' de diyebilirim lafı çok uzatmadan ki uzatmamı isteyen kim. Her gece uyumadan sorular sorardım önceki hayatımda: ‘Şunu yapmasaydım şöyle sever miydi?’, 'Şunu şöyle yapsaydım beni ister miydi?'... Bil bakalım kim oyunu oynar gibi kim en çok sevdi elemeleri. Tabi bu her gece uykuya dalabildiğim anlamına gelmiyordu. 'Her gece uyumadan'ın dışında kalan gecelerde soru işaretlerinin bir kenarına oturup, hüzün taşıyan üç noktaya elindekilerini bıraktırıp, en ağırından bir hayal gücü yüklerdim, maksat herhangi bir sayıda takılı kalmadan, sonsuz noktalara bölünebilsin. Şimdi soruyorum kendime: ''Haksız mıymışım?''.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 4:43 ÖÖ

0 yorum  

30 Mart 2020


Oyuncaklarının canı yanmasın diye nazikçe kutulara yerleştiren, aynı model iki çorabı varken kırmızısını daha çok beğendiği halde, mavi çorapları üzülmesin diye onları giymekten kırmızıları giyemeden ayakları büyümüş, bir gün annesi havuç rendelerken görüp Bugs Bunny onu öyle yemekten hoşlanmaz diye hüngür hüngür ağlamış, bir parçası kaybolur korkusuyla bebek eviyle doyasıya oynayamamış, ablasına da ona da aynı kalem alındığında sevineceği yerde bir köşeye geçmiş dertli dertli düşünürken bulduklarında, ablası kalemini hemencecik eskitecek ama onunkisi yepyeni kalacak diye açıklama yapan, yani anlatmak istediğim bir atom parçasına anlam yükleyecek hassasiyete sahip olup veganlığa başlaması an meselesiyken, annesinin ağız tadıyla bağıramadığı (Çünkü hemen ağlamaya başlardım, şu yaşıma geldim bir tartışmayı gözlerim kuru bitirebilmişliğim yoktur) o sulu gözlü kızın gözlerinin açılması niye otuz yıl kadar gecikti bilemiyorum. Bunun için çok üzgünüm. Toplumsal düşünceler, dinsel inanışlar, ikiye ayrılan bilimsel gerçekler ve yalanlar insanın algılarını nasıl da kapatıyor azıcık aralasak yetecekken. 

Özetle a’dan z’ye canlı cansız her şeye manevi bir değer biçmeli. Bu arada sebze yerken düşünmüyor değilim, meyvenin üzerindeki gözle görülmeyen mini minnacık bir böceği de. Ne bitki ne hayvan sınıfına giren mantar desek başka bir alem. Her şeyi açıklayamayabiliriz. Amaç da zaten dünyadan en az zararı vererek geçmek değil mi? Hiç kimseye hiçbir şeye kötülüğüm dokunmaz dersek yalan olur, bilerek ya da bilmeyerek yaptığımız hataların bir de sonuçları var başka hayatları kelebek misali etkileyen, başka başka hayatlara mal olan. Mesela sen sadece karnını doyurmak istersin, bir canlınınsa yaşamı son bulur. Biliyorum diyeceksiniz ki doğanın kanunu, onlar da aç kaldıklarında birbirlerini avlıyorlar. Bakın ne güzel düşünebiliyoruz ve bu sayede iç güdülerimize rağmen, içimizdeki vahşete son verebiliyoruz. Yani biz yine de okul sıralarına yazı yazmayan, bir karıncayı bile incitemeyen insanlar olmayı deneyelim.


Beslenme alışkanlığımızla haftada en az bir hayvanın canını kurtarmanın ve birçoğunun canını yakmamış olmanın hazzı inanın hiçbir şeyde yok. Ve es geçilen bir şey var, vegan olduğumuzda yalnızca onların hayatını değil, insan neslini yani kendi canımızı kurtarmış oluyoruz. Yaşamı boyunca hayvan ve hayvansal gıda tüketen tek bir insanın çevreye verdiği zararı bir araştırın derim, sonra bana hak vermeseniz de olur.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:51 ÖÖ

0 yorum  

 
>