Oyuncaklarının canı yanmasın diye nazikçe kutulara yerleştiren, aynı model iki çorabı varken kırmızısını daha çok beğendiği halde, mavi çorapları üzülmesin diye onları giymekten kırmızıları giyemeden ayakları büyümüş, bir gün annesi havuç rendelerken görüp Bugs Bunny onu öyle yemekten hoşlanmaz diye hüngür hüngür ağlamış, bir parçası kaybolur korkusuyla bebek eviyle doyasıya oynayamamış, ablasına da ona da aynı kalem alındığında sevineceği yerde bir köşeye geçmiş dertli dertli düşünürken bulduklarında, ablası kalemini hemencecik eskitecek ama onunkisi yepyeni kalacak diye açıklama yapan, yani anlatmak istediğim bir atom parçasına anlam yükleyecek hassasiyete sahip olup veganlığa başlaması an meselesiyken, annesinin ağız tadıyla bağıramadığı (Çünkü hemen ağlamaya başlardım, şu yaşıma geldim bir tartışmayı gözlerim kuru bitirebilmişliğim yoktur) o sulu gözlü kızın gözlerinin açılması niye otuz yıl kadar gecikti bilemiyorum. Bunun için çok üzgünüm. Toplumsal düşünceler, dinsel inanışlar, ikiye ayrılan bilimsel gerçekler ve yalanlar insanın algılarını nasıl da kapatıyor azıcık aralasak yetecekken.
Özetle a’dan z’ye canlı cansız her şeye manevi bir değer biçmeli. Bu arada sebze yerken düşünmüyor değilim, meyvenin üzerindeki gözle görülmeyen mini minnacık bir böceği de. Ne bitki ne hayvan sınıfına giren mantar desek başka bir alem. Her şeyi açıklayamayabiliriz. Amaç da zaten dünyadan en az zararı vererek geçmek değil mi? Hiç kimseye hiçbir şeye kötülüğüm dokunmaz dersek yalan olur, bilerek ya da bilmeyerek yaptığımız hataların bir de sonuçları var başka hayatları kelebek misali etkileyen, başka başka hayatlara mal olan. Mesela sen sadece karnını doyurmak istersin, bir canlınınsa yaşamı son bulur. Biliyorum diyeceksiniz ki doğanın kanunu, onlar da aç kaldıklarında birbirlerini avlıyorlar. Bakın ne güzel düşünebiliyoruz ve bu sayede iç güdülerimize rağmen, içimizdeki vahşete son verebiliyoruz. Yani biz yine de okul sıralarına yazı yazmayan, bir karıncayı bile incitemeyen insanlar olmayı deneyelim.
Özetle a’dan z’ye canlı cansız her şeye manevi bir değer biçmeli. Bu arada sebze yerken düşünmüyor değilim, meyvenin üzerindeki gözle görülmeyen mini minnacık bir böceği de. Ne bitki ne hayvan sınıfına giren mantar desek başka bir alem. Her şeyi açıklayamayabiliriz. Amaç da zaten dünyadan en az zararı vererek geçmek değil mi? Hiç kimseye hiçbir şeye kötülüğüm dokunmaz dersek yalan olur, bilerek ya da bilmeyerek yaptığımız hataların bir de sonuçları var başka hayatları kelebek misali etkileyen, başka başka hayatlara mal olan. Mesela sen sadece karnını doyurmak istersin, bir canlınınsa yaşamı son bulur. Biliyorum diyeceksiniz ki doğanın kanunu, onlar da aç kaldıklarında birbirlerini avlıyorlar. Bakın ne güzel düşünebiliyoruz ve bu sayede iç güdülerimize rağmen, içimizdeki vahşete son verebiliyoruz. Yani biz yine de okul sıralarına yazı yazmayan, bir karıncayı bile incitemeyen insanlar olmayı deneyelim.
Beslenme alışkanlığımızla haftada en az bir hayvanın canını kurtarmanın ve birçoğunun canını yakmamış olmanın hazzı inanın hiçbir şeyde yok. Ve es geçilen bir şey var, vegan olduğumuzda yalnızca onların hayatını değil, insan neslini yani kendi canımızı kurtarmış oluyoruz. Yaşamı boyunca hayvan ve hayvansal gıda tüketen tek bir insanın çevreye verdiği zararı bir araştırın derim, sonra bana hak vermeseniz de olur.
0 yorum:
Yorum Gönder