En kötüsü de neydi biliyor musun; ayrılmak istediğini söyleyemiyor, güya çok bir şeymiş gibi başladı ya şimdi, verilen sözler, çiçekler böcekler, gelmeler gitmeler vesaire. Lafı ağzında geveliyor da geveliyor, çaktırmalar, imada bulunmalar falan filan. Bende de bir afralar tafralar, ‘bak ayrılmak istiyorsan söyle bileyim, öyle bir düşünce varsa yani kafanda’ demeler etmeler, ‘tamam üzülürüm ama nasılsa geçecek’ ve benzeri sözler. Seksen sekiz kez aynı bahaneyi tekrar edince en sonunda tak etti canıma dedim ‘ayrılmak mı istiyorsun?’ sustu pustu gözlerimin içine öyle istekli baktı ki.. Daha önce hiç öyle bakmamıştı, ‘evet evet! çok istiyorum!’ der gibi.
Başladım ağlamaya tabi, atıp tutmak kolay, yaşayınca bilir insan. Lafı ağzından almışım, ben de ne bileyim.
22 Şubat 2007
Boğazına gelişi güzel bir şekilde dizilmiş birkaç defolu sözcükten ileri gidemezken, beni kelime haznendeki sayılı kelimeden alıkoyabiliyorsun demek. Benimse tüm diyeceklerim arkandan bakakalıyor. Saklıyorum en ücra köşelerime daha sonra duymak isteyebileceğini düşünerek. Her ne kadar inanmasa da olabilecekleri harfi harfine düşünmeli insan. Düşündükçe çoğalır, düşündükçe uzar gider açılıp kapanmalı umut dedikleri kendi gözüyle görenin hiç olmadığı tek başına bir anlam taşımayan şey. Abuk ve sabuk gibi. Bir açılır bir kapanır umut, beslenir de beslenir, tıka basa doyduğunda ise kapıyı çarpıp gider. Kapana sıkışır tüm hayatlar. İş güç sahibi olmadan dert sahibi olan beyinlerimiz hep ertesi güne kurar saatlerini. Saat çaldıkça günler sonraya ertelenir. Kapatmak kimsenin aklına gelmez. Kimse kapatıp şu anı yaşama gafletinde bulunmaz. Saat zamanında çalar çalmasına ama kimse de uyanmaz. Önlemini almaz, ertesi gün haplarına kanar bünyelerimiz. Kaldırmak epey zordur bazı şeyleri. Unutmak için ne kadar uyursan uyu, bir o kadar hatırlatır zaman uyanıklık edip sana uyanık olduğun her an geçenleri. Bir bir söylerler sen ne kadar gizlemeye çalışsan da, mutlaka biri çıkar, şikayet eder. Bir çırpıda silip süpürdüğümüz, özele indirgeyemediğimiz her aşkın altında ezilmeyi alışkanlık haline getirmişiz. Hadi hadi hemen yaşayalım hiç zaman kaybetmeden tüketelim, der gibi. Kendimizi kaybetmişiz zaman kaybetmemek için hızla hareket ederken. Oysa ki kaybedecek zaman yokmuş. Çünkü zaman diye bir şey kalmamış. Ne zamandır yokmuş zaman bak onu bilmiyorum ama. Bir nevi küllükte kendi kendini içen bir sigaradır artık parmak hesabı yaparken geçen zaman. Kanlı bıçaklı olduğumuz geçmişimizse gün yüzü göstermiyor gözden kaybolacak kadar gerilerde de kalsa. Araya sıkıştırıyoruz varla yok arası bir şeyleri, geveliyoruz ağzımızda geviş getirir gibi. Bir şeyler söylüyoruz öyle ortaya, sonra da çıkıp biri üstüne alınsın diye beklemekle geçiriyoruz günlerimizi. Her şey beklemekten geçiyor. Sabır demişler. Baş tacımız etmişler sabrı. Hafıza kartının eksikliğini duymuşuz bilmem kaç mb. Hap etkisi yaratan düşüşlerden birini gerçekleştiren tüm erkeklerin soyunu çürütmek için daha ne kadar zamanımız var? Dünden ıslamayı hep unuttuğum marifetlerimin olduğunu sana hiç söylemiş miydim? Aldırış etme, olacak, az kaldı, ama önce tekrar elden geçirmelisin, azının gidip çoğunun kaldığı görülmüş müdür hiç. Gittikçe yabanileştik yanlış seçeneği işaretledikçe. Bazı şeylere akıl erdirilemeyeceğini kabul edemedik bir. İnatla anlamaya çabalarken aklımızın ermediğini akıl etmeyi unutmuşuz başka şeyleri. İşin içine girmeden anlaşılmaz denilmiş, girmiş, çıkamamışız işin içinden. Sonra aklından çıkmadan akıldan atılmazmış kimse. Sen n’apmışsın? Daha birini aklından atamazken diğerine sulanmış. Doymuşsun ama gözün doymamış. Daha sözümü bitirmeden bakıyorum ayaklandık? İlk harfini at, sonra sonuna öbürünün son hecesini ekle tamam işte. Al sana bir çıkış yolu daha. Güle güle kullan bu dediklerimi. Sözcük dağarcığını da genişlet bari bir işe yarasın, boş boş oturma. Hayaller kur sonra oturduğun yerde lafı gevelemeden, ama sakın unutma sen de benim gibi dünden ıslamayı olur mu?.. Tamam o zaman.
Ağırına gitmiş.. ağır gelmiş.. Yiyip bitirip karnımda taşımayı istemiştim, çünkü ancak o zaman büsbütün, her bir hücresiyle benim olabilirdi ve işte o zaman içimi rahatlatabilirdim; yedirmedi. Çok ağır laflar ettim. Bastıramadığım her histen daha ağır basıyorum şimdi. Biliyorum çok ağır konuştum. Beni istemediğini hissettiğim her an kemiklerini paramparça etmek isterken ilk defa öfkem sevgimi geçiyordu. Bu yüzden hemen uzaklaştım oradan. Hazmedemediğim, annesine karşı gelen bir oğlan çocuğundan başkası değildi sanki. Bu kadar açıklayabiliyorum içime sığmayan o şeyi. Başka bir örnek de gelmiyor aklıma. Beni havalara uçuran sana ağır gelen birliktelik, seni sorumlu hissettirmekle yetinen benimse sorumluluğumu yerine getirten..
Yiyip bitirip karnımda taşımalıyım seni, ancak o zaman içimi huzura erdirebilirim, demiştim. O kastettiğim şey.. her bir hücrenle seni yeniden doğurmayı dilemek.. O cümleyi hiç kurmamalıydım.
15 Şubat 2007
Üç beş çiçek kar etmiyor biz bu denli ayrı düşmüşken. En iyi tanıdığımız için belki birbirimizi, her hareketimizin altından ağza alınmayacak şeyler çıkarmamız, kimi zaman birbirimizdeki yerimizi unutup her hangi birine olan tavrımızla karıştırmamız. Ve belki daha önceki vukuatlarımız. Yediğimizin ayrı gitmemesi güven eksikliğine dönüştükçe daha çok vururuz başımızı duvarlara. Sabıka kayıtlarına geçmediğini zannederiz ama ne dersek diyelim sabıkalıyız. Afın çıkıpta suçu hafifletmesini beklersek daha çok bekleriz. Hiçbir şey olmamış gibi değil, neyse cezamız çekip, sindire sindire barışmak lazım.
10 Şubat 2007
Seviyor sevmiyor seviyor sevmiyor derken sapı elimde kalan tüm aşklarımın alnından öpmek istiyorum her gün elinde çiçeklerle gelen sevgilimin hatırına..
O zamanlar dürüsttüm ikimizi de haklayacak kadar.. Şimdi değilim. Yine de üzüleceğinin yarısı kadar üzül bana yeter. Bütün yükü üstlenmen şart değil. Bilmediğin şeylerle kelime kelime anlamanı bekleyemem senden. Bigünah değilim. Bir anlama gelmiyor kelimelerim. Tek bir anlama gelmiyor ya da. Çok içtenliğimin içine ettiğim çok anlar oldu. Sözünü dinlemeyip. Hiçkimseyi dinlemeyip. Aslında ben.. değilim. İçtenliğim yeterli gelmez bu kez temize çıkartmaya ikimizi. Çok üzgünüm. Çokta pişman.
İçinden dilediğin sayıya kadar say, şarkı da tut aklına geldikçe. Öyle öyle hafifler. Hafifleriz. Hafife alabiliriz bildik, tanıdık ayrılığımızı.