09 Eylül 2012


İstediğim kadar nefret edeyim senden; istediğim kadar nefret edebilirim ancak.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:47 ÖS

0 yorum  

06 Eylül 2012


Bir yere gönderilmek üzere yazılmış ama hiç gönderilmemiş köşe yazısı...

Bir zamanlar yendiğim bir duyguydu, ufak farklılıklar olsa da hiç yabancı gelmiyor bu gün de...


Çok bildik bir konu açacağım bugün, “Kaybetme korkusu”.
Her kadının yakından ilgilendiği bir konu.
Hangi kadın bu korkuyla yaşamadı ya da yüzleşmedi ki hayatının bir yerinde?
Nasıl aşılacağına dair bir sır vereceğimi sanıyorsanız aldanıyorsunuz; çünkü ben de bilmiyorum.
Ama sanırım olsaydı bu zamana kadar biri çıkar söylerdi.
Yani benim kulağıma hiç gelmedi.

Hatırlıyorum ben de korkardım bir zamanlar.
Bir sevgilim vardı ve bana öyle büyük bir güvensizlik veriyordu ki, ona duyduğum güvensizlik kendime güvenmemeye dönüşmüştü.
Gazetenin arka sayfasındaki güzellerden bile kıskanır olmuştum.
Ciddiyim, en arka sayfaya geldiğinde çekerdim elinden.
Yoldan geçen her kız benden daha güzel gelirdi gözüme ve önüme değil de erkek arkadaşımın ne yöne baktığına bakmaktan kaç kere takılıp düşmüşümdür, kaç kere çarpmışımdır birilerine...
Tanıdığım, tanımadığım, biraz olsun güzel bulduğum her kadınla kendimden daha çok yakıştırırdım onu.

E boşuna dememişler korktuğu başına gelirmiş insanın diye.
Kaybettim, içim rahat etti.
Yenmiş oldum kaybetme korkumu da.
Dediğim gibi bunun bir sırrı yok.
Eğer kaybetme korkun normal seviyesini aşmışsa bir kere, aşağı çekemiyorsun.
Kaybedene kadar rahatlayamıyorsun.
Size verebileceğim tek tavsiyem kaybetmekten o kadar korkuyorsanız, kaybetmeyi bekleyin.
Zamanı gelince kendiliğinden yenmiş olacaksınız korkunuzu.
O zamana kadar geçen günlerin değerini de bilin ama.
Hastalıklı bile olsa aşk aşktır...
Ve o gittiğinde ilk başta çok acısa da canınız, sonra göreceksiniz ki içinize bir rahatlık çökmüş...
Göreceksiniz ki, artık kaybetmek yok!
Bana güvenin.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:59 ÖÖ

0 yorum  

 
>