Bir yere gönderilmek üzere yazılmış ama hiç gönderilmemiş köşe yazısı...
Bir zamanlar yendiğim bir duyguydu, ufak farklılıklar olsa da hiç yabancı gelmiyor bu gün de...
Çok
bildik bir konu açacağım bugün, “Kaybetme korkusu”.
Her
kadının yakından ilgilendiği bir konu.
Hangi
kadın bu korkuyla yaşamadı ya da yüzleşmedi ki hayatının bir yerinde?
Nasıl
aşılacağına dair bir sır vereceğimi sanıyorsanız aldanıyorsunuz; çünkü ben de
bilmiyorum.
Ama
sanırım olsaydı bu zamana kadar biri çıkar söylerdi.
Yani
benim kulağıma hiç gelmedi.
Hatırlıyorum
ben de korkardım bir zamanlar.
Bir
sevgilim vardı ve bana öyle büyük bir güvensizlik veriyordu ki, ona duyduğum
güvensizlik kendime güvenmemeye dönüşmüştü.
Gazetenin
arka sayfasındaki güzellerden bile kıskanır olmuştum.
Ciddiyim,
en arka sayfaya geldiğinde çekerdim elinden.
Yoldan
geçen her kız benden daha güzel gelirdi gözüme ve önüme değil de erkek
arkadaşımın ne yöne baktığına bakmaktan kaç kere takılıp düşmüşümdür, kaç kere
çarpmışımdır birilerine...
Tanıdığım,
tanımadığım, biraz olsun güzel bulduğum her kadınla kendimden daha çok
yakıştırırdım onu.
E
boşuna dememişler korktuğu başına gelirmiş insanın diye.
Kaybettim,
içim rahat etti.
Yenmiş
oldum kaybetme korkumu da.
Dediğim
gibi bunun bir sırrı yok.
Eğer
kaybetme korkun normal seviyesini aşmışsa bir kere, aşağı çekemiyorsun.
Kaybedene
kadar rahatlayamıyorsun.
Size
verebileceğim tek tavsiyem kaybetmekten o kadar korkuyorsanız, kaybetmeyi
bekleyin.
Zamanı
gelince kendiliğinden yenmiş olacaksınız korkunuzu.
O zamana kadar geçen günlerin değerini de
bilin ama.
Hastalıklı
bile olsa aşk aşktır...
Ve o
gittiğinde ilk başta çok acısa da canınız, sonra göreceksiniz ki içinize bir
rahatlık çökmüş...
Göreceksiniz
ki, artık kaybetmek yok!
Bana
güvenin.
0 yorum:
Yorum Gönder