24 Aralık 2008


Üstüne sigara yakılmış bir hazzın aslında doymamışlığında sıkışıp kalmış düşüncelerden öteye gidemeyen de tutulmayan da dilin, çıkarır gibi yapıyorsun onu, ayıp ediyorsun sanki gerçekmiş gibi. Çok kez denenmiş bir kıyafetin, hiçbir bedene oturmamışlığının verdiği hisle reyonda durup beklemek gibiydi ve sanki döneceğini umut etmek. Artık ne sanıyorum bir şeyleri ne seni bir şey sanıyorum. Çıkmaz ayın herhangi bir günü sevmiştim, hatırlıyorum ve çıkmaz ayın bilmem ne günü unutuyorum çıkar yol kalmayınca, diyecek bir şey bulamayınca, öfkem yüzünle çarpıştığı anda var gücüyle dolaşınca damarlarımı, kazanınca yarışı. Bu saatten sonra alınmış kararların, edinmiş gücün geçerliliğini ise sana bırakıyorum, nasılsa bir daha yüzüne bakmayacağım için hiçbirinin, en çok da senin. Şu saatten sonra hepsini tek tek, en başından gözden geçireceğin için, bir geçerliliğinin olmayacağını çok iyi bilirken geçirdiklerimin, ve artık tüm sorumluluğun sana geçtiğini çok çok iyi bilirken.. Dert etme diyeceğim. Geçici bir histi diyeceğim. Hepsi geçecek diyeceğim, hiç dert etme.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 6:02 ÖS

0 yorum  

22 Aralık 2008


Dün bir kez daha şahit oldum ki seni istiyorum. Çok kez şahit oldum ki seni hep istedim. Ve şahidim ki istemeyecek kadar acıtamadın hiç canımı.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 7:05 ÖS

3 yorum  

19 Aralık 2008


İpi içine kaçmış bir mum. Süs niyetine. Yarından habersiz, bugünün neidüğü belirsiz, dünüyse atmış içinden. Atmış ama gitmemiş, en derinlere inmiş, ne yakıcı ne yok edici ne de yok sayılabilecek. Parayı görmeden düdüğe sahip olunmuyor, yıldızları yaşını aşkın otellerin eşsiz manzarasının ardından beş kuruşsuz düşünce yollara anlıyorsun bunu. Çok geç anlıyorsun. Büyüsüne kapılıp İstanbul'un koca camından bakarken iyi güzel de, ya bütün manzaranı kapatınca haz etmediğin kişiler.. Belki en büyük hatası: Yaşamadan anlamıyor insan. Gök ya da yer yüzsüzlüğünde yalnız gezen yıldızlardan daha yalnız bir gece kelebeği misali hayat. Bir gecelik. Bütün ilişkiler, sevgiler, bütün hayat. Bir gezgin bakışında sevmeli hayatı ve getirdiklerini, sıkılıp vazgeçmeye fırsat vermeden geziye devam. Elbet ki çıkar karşına bir kalp atışı daha. Yola devam.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:50 ÖÖ

0 yorum  

30 Kasım 2008


Yüzüne değen kendi saçlarının bile sinir ettiği, sıcağın çok ısıttığı soğuğun üşüttüğü, hangi şarkıyı açsan duygularını ifade etmediği, ne kadar düşünsen de bir türlü o an seni neyin iyi hissettireceğini bilemediğin, ne yaparsan yap seni seveceğinin rahatlığıyla o insana bas bas bağırdığın, ters konuştuğun, telefonu yüzüne kapattığın, arama beni dediğin, bağıra çağıra ağlasan da içinden atamayacağın bir sıkıntı duyduğunda, ağzına tek bir lokma sokmadığın, acıktıkça da daha da gerildiğinde, belki de artık evden çıkman gerektiğini gösteren bu belirtilerle daha da eve kapanmak istemendeki kendine kastında, kimseyi istemediğin, neden kimse gelmiyor sitemkarlığında, çamaşır makinasının beynini tırmalayan sesini ilk kez farkettiğinde, düşüncelerinin ince çorabına takılan kırılmış bir tırnak kadar rahatsız ediciliğinde, işte böyle lafı bir türlü toparlayamazsın.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:20 ÖS

0 yorum  

27 Kasım 2008


Kan rüyayı bozarmış.. Oysa hiç kan akıtmadık.

Kırmızıya çalan tek bir renk bile belirmedi. Bir şeyler eksikti, biliyordum. Kırmızısız çok yavan kalıyordu konuşmalar, döşemeler, modernize etmeler.. Kontsept oluşturulamadı bu kırmızısızlıkta. Kanıttan daha gerçektir kırmızı. Bilemedik; çünkü bize öğretilen bu değildi. Çok göze çarpmamalıydık onlara göre. Çok dikkat çekiyordu kırmızı, yasaktı, günahtı, üzerimizde bulundurmamalıydık. Anlaşamadık. Bütünleşemedik. Açılamadık. Akıcı bir konuşma yapamadık. Eksiktik, kırmızısızdık. Baktık ki olmuyor. Başta söz dinlemiştik ama sonra tutmadık sözümüzü. Bir bıçakla gördük işimizi. Kan gölüne döndü etraf. Kural tanımazdık, sonradan görmeydik kırmızıyı.

Öğretilenlere göre iddialı bir renkti kırmızı, ayıptı kendi gibi çağrıştırdığı her şey de. Ortası yoktu, ya hiç tanışmamalıydık ya da doğar doğmaz kırmızıya bulanmalıydık. Anladık ki alışık olmayınca tutuyormuş kan.. Ve anladık ki geç anlıyorduk..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 4:18 ÖS

0 yorum  

17 Kasım 2008


Kobay faresi gibiyim. Üzerinde her şey denenmiş, her zehrin panzehirini içine hapsetmiş. Ne daha fazla zehirlenebilir ne de öldürücü bir zehre boyun eğebilir. İnsan genlerine en yakın bir canlı. İnsana yakın bir şeyim ama katiyen insan değil. Gördüklerimden, duyduklarımdan sonra vardığım bu kararın doğruluğuyla da pek ilgilenmiyorum açıkçası. Bir kanıt aramıyorum düşüncelerime. Makyajım akmasın diye ağlamayacak kadar gem vurabiliyroum hislerime. Aşırı duygusallığın zamanla kazandırdığı duygusuzluk. Ne hissedersem hissedeyim, hissetmekten de önce yorgun hissediyorum kendimi, bu yüzden belli edemiyor olabilir, belli etmek istemiyor ya da ne hissettiğini bilmiyor olabilirim. Ama biliyorum ki insanlar iç yüzüne bakmıyor senin, hafif ya da ağır makyajının göründüğü kadar bakabiliyorlar yüzüne. Yüzleri de yok zaten.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:39 ÖS

0 yorum  

13 Kasım 2008


Herkes toplansın. Koşmaktan yorulmuş düşüncelere boğulmalarım, suyun içinde nefesimi kaç saniye tutabildiğimi deneyip yanılmalarım, dalmalarım, çıkmalarım ve iki kuruşun lafını yapan manzaraları seyre dalışlarım.. Anlatacaklarım var. Kapattım gözümü, izledim. Zihnimden geçenleri gördüm her baktığımda sizi değil. Seni ya da onu değil. Gerçekleri hiç değil. Tıpkı yaşlanmış gibi işime geleni işitmelerim, elimden geleni söylemelerim, takma dişler kadar rahatsız edici hayatım, bunamış gibi aklımdan çıkarışlarım, hep hep hep uyanışlarım.. Anlatacaklarım var. Hissettim hepsini. Hoşuma gitmeyen gidenlerim, giderlerim gelirlerim, her daim olurlarım, çenemi sıkıca tutuşlarım, aklımı kaçırtan ağzımdan kaçırışlarım, şekerle su kadar bağdaştırdıklarım, körü körüne bağlanışlarım, aç karna yediğim haltlar kadar çok parçalanışlarım.. Anlatacaklarım vardı.. Çoktu.. Ben yaşadım. Gerisini hayata bırakıyorum.

Şimdi dağılabilirsiniz.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:34 ÖÖ

0 yorum  

09 Kasım 2008


Uzanamadığım uzunlukta uzatıyor lafı. Kısa kes demek geliyor içimden geri gönderiyorum. Yazılıp da gönderilemeyen mesajlarda alıyor yerini yani kısacası eski püskü aşklar. Lafı dolandırmaya gerek yok. İletilemedi ki hiçbiri. Bakınız tekrar deniyor iflas etmiş aklım ermeye çalışır gibi. Erebilmiş değilim. Ne de kötülüklerden arınmış. Üzerini iyi örtüyorum sadece. İstenmeyen durumlarda iyi kolluyorum duruşumu. Hafif loş. Çok çok hafif. Çok kez yakılmış erimiş bitmiş mumlarımla bir romantik ortam daha yaratıyorum aşka. Belki bir daha yanmaz bile. O kadar geçmişli bir aşinalık ki bu. Oltayı attım gene birine. Rastgele.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:08 ÖÖ

0 yorum  

Bir tercih meselesiydi. Tek taraflı bir duygu kütlesini elbette ki barındırmalıydı içinde. Doğası gereği yerine getirilmeliydi. Aslında üçünü toplasan bir adam gibi aşk etmiyordu. Kanatlarını çırpmayı hiç öğrenememiş bir kuş, topal bir kara kedi, leş yediğini içine sindiremeyen bir karga üçlemesi. Her şey habersiz başlamıştı. Habersizce sarmıştı duygular onları. Sadece birinin haberi vardı olan bitenden, pek hükmedemedi kalbi çarptığında o da. Belki direnmedi. Zaten topaldı, ne kaybederdi. Uçmayı öğrenemeyen bir kuşa zarar verebilecek kadardı gücü. O da istemeyerek. Ne bok yediğini bilmeyen karganınsa bas bas bağırmaktan, sanki kart sesiyle inkar etmekten başka yaptığı bir şey yoktu o günlerde. Yerken güzeldi ama..

Ya sonrası.. Sonuçta karnı doymuştu karganın. Davul gibi gerilmişti yediği haltlardan. Başka dala uçmayı da biliyordu üstelik. Uçamayan kuş aşağıda kalmış, kara kediyse topal haliyle tırmanabildiği yere kadar gidebilmişti peşinden. Belki yetişemedi. Belli ki geride kaldı. Bu kez onun bile haberi yoktu olan bitenden; fakat olanlar olmuştu. Aşk bitmişti.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:06 ÖÖ

0 yorum  

Son bakışma azizliğine uğramış duygulardan geri kalan, işlevliği olmayan son sözlerdir. Kişiliği tam oturmamış tek kişilik ama maalesef çok karakterli hisler yerin dibini çoktan boylamış. Yeri belli, yurdu belli, gerçekliği ise belli belirsiz. Hep bir acabası kalır ya hissedilenlerin, ondan olsa gerek. Biraz uçlarından aldırıp, biraz da şekil verdirirsek bir hale sokabiliriz bu açıklamalarımı. Konuya ne denli açıklık getirebilirsen o denli uzaksındır konudan, nettir cümleler, keskindir, yumuşatmadan çıkar ağızdan. Ne denli hissetmiyorsan o denli serttir cümleler. Ne kadar uzaksan konudan o kadar kaçak, o kadar hazır ve nazırsındır sona. Tartışmaya açık bir konu değildir ki ayrılık. Beraber her günün, teneffüs ettiğin her anında alırsın kokusunu, çekersin içine bir gün solumak adına. Hep aynı havayı solumaktır karşılıklı. Havalandırmadan yaşarız soluk soluğa. Farkında olsak da olmasak da, karşılıksız bir şey yoktur aslında.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:16 ÖÖ

0 yorum  

08 Kasım 2008


Sıkandal yaratılmamıştı henüz. Taş taş üstünde değildi. Çok uzun zaman önceydi. Ve çok uzamıştı bu mesele. Daha hatırı sayılır bir şey yaşanmamıştı ki unutmak zaman alsın. Zaman da değişti sonra her şey gibi. Şimdiye döndük. Unutamıyor insan acısını. Atıp içine, katıp diğerlerine, o atıklarla yaşamaya alışıyor sadece. Her yenisi düştüğünde, soğuk su içiliyor üzerine ve kabarıyor sandoz gibi. Diğer atıkları da azdırıyor böylece. Sonra duruluyor, dibe çöküyor kalıntıları. Acın diniyor. Ne acılar diniyor. Önce acıtıp sonra dindiriyor kendiyle beraber seni de. Onunla yaşamaya alışıyorsun. Bu yüzden unutamıyorsun ya..

Uzun vadeye bölünüyor kahpe felek ama ilkin yüklü bir peşinat istiyor ödeme gücüne bakmaksızın. Kulağına tiz bir kadın sesi fısıldanıyor şarkılarla. Sakinliyorsun elinde olmadan müzikten anlıyorsan. İnsanları, olayları, gelişmeleri anlayabilmek için ilk gereken şey belki de. Düzgünce düşünebilmeni sağlayan, yormayan.

Karartının içinde, belki tam ortasında gözüme çarpan, belki de kirpiklerime, dik bakışlı, yakışıklı. Gürültü patırtı tam arkamda. Bağımlısı olamadığım bağımlılıklarımdan biriydi seni bana tanıştıran. Beni sana tanıtamamışsa da. Oradan çıkıp başımı kaldırdığımda gördüğüm bakış beni oradan çıkarmıştı belki de. Sonrası öncesine tav olmuştu bu kez. Aydınlıkta gördüğüm asıl istediğim şeye ne çok benziyordu bir diğer karanlığa kadar. Bence gereği yoktu. Söze başlarkenki alel acelelik biraz acemice de olsa erkekçeydi. Pek sıradan. Tekrar söylüyorum, hiç gereği yoktu.

Ankara’nın yolları görünmemişti gözüme. Kötü bir andı. Bir anlıktı. Anı olamadı. Bütün taşları mideme indirmişti şehirler arası görüşme. Midemi bozmuştu işittiklerim. Ya da ne desem işitmediklerim. Sağır duymaz ama sultan yapsalar onu da, duyardı tabi. O mesele. Hiç bahsetmediğin bir şeyden mi konu açıyorum burada. Öyleyse kapatalım.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:31 ÖÖ

0 yorum  

04 Kasım 2008


Herkesten daha telaşlı bir andı. Saatini kaçırmış olabilirdim. Hemen birine sormalıydım. Ya da birilerine. Ne zaman geleceği belli olmuyor bu banliyölerin, şu şu şu saatlerde gelmesi gerekirken geç kalıyor, dedi biri. Tam o sırada biri daha girdi gişelerden. Ak pak. Temiz giyimli. Boylu poslu. Düzgün şiveli. İlk görüşte anca bu kadar. Sıkış tepişikliğin banliyösünde, dokuz durak ötesinde kalmış kalp atışları. Son durağa kadar, evet oraya kadar atıp geri çarpıyor, sonra tekrar çarpıyor ve takrarlıyordu. En az rayların sayısı kadar. Bu yalansa daha çok yalan lazım bana. Daha çok yalan söylemeliyim. Dip dibeliğin banliyösünde, bir dal parçasının sıkıca tuttuğu, kökü yıllar öncesine dayanan ağaçtı. En ihtişamlı yıllarını yaşıyor gibiydi. Her sarsılışta düşecekmiş gibi bakan iki çift göze dönüşüyordu bakışlarım keskin bakışına her gözüm çarptığında. Dar alanların banliyösünde zaman da daha erken daralıyordu daha fazla dayanamayıp. Neden sonra açılıyorum. Çabuk geçen zamanların banliyösünden feraha çıktıkça ve estikçe rüzgar, denizi yarıp ilerlerken ulaşılmak istenen noktaya, bir tek sözünde noktalıyorum hislerimi. Sadece ağzın oynuyor sonrasında hatırladığım.

Herkesten daha ateşli bir andı. Dardı alan, dardı zaman. Sen ve ben ve aşk ucundan azıcık. Aynı zamanda aynı yerdeyse.. Kapıda kalıyor yalnızlığın banliyösünde aklı başındalık.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:35 ÖS

0 yorum  

06 Ekim 2008


Azınlık olmaktan mıdır isyanımız çoğunluk olmadığımızı belli etme merakından mı, yani aslında memnun muyuz halimizden. Tarif telaşımız tarif edemediğimizden mi yoksa tarif edilemez olduğundan mıdır hayatın ya da biz mi çok telaşlıyız. Yürüyüşe çıkanlarımız ve yürüyüşe katılanlarımız olarak ikiye ayırsak, duygusallığımızı veya duyarlılığımızı ölçebilir mi yoksa ayrı ayrı mı ele alınmalı, birbirine karıştırılmamalı mı o ikisi. Öyleyse hayatı mı, hayatını adadıklarını mı, hayatından çıkardıklarını mı daha çok düşünmeli insan. Her şeye duyarlı, sadece duygusal veya olduğun yerde saymak, hangisi? Hangisi daha elle tutulur? Hangisiyle tutunabilirsin hayata? Üstü kapalı söylemleriniz, yarım ağızlı davetkarlığınız, geçtim onlardan. Ya peki görünen gerçek nasıl oluyor da bana görünmeden geçip gidiyor. Tek gerçeğim.. yakalayın onu.. ağzımdan kaçıyor..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 4:55 ÖS

0 yorum  

02 Ekim 2008


Önemli şahsiyetlerin vurdum duymazlığı ağırdır eli gibi. Kendinden yana kullanır şansa bırakmadığı gücünü. O köşe kış köşesi bu köşe yaz köşesi ortadaki de sensindir, kalakalan. Geri kalan her şey onundur yaz kış, yaz kış demeden.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:55 ÖÖ

1 yorum  

13 Eylül 2008


Bugün yarına gebe dün bir önceki güne. Kim çıkarmış kısır döngüyü. Basbaya doğurgan işte her gün. Hep biri birine hamile. Hepsi de birbirine benziyor. Korunmak mümkün değil her geçen günden. İki ay on günse çoktan geçmiş oluyor biz farkettiğimizde. Güneşin doğmaması için artık çok geç. Başkasından her çaldığımız zamanı evlatlık alırız nüfusumuza geçirecekmiş gibi. Oysa hepimiz piç gibi kalırız zamanın birinde. Hatta gibisi fazla.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 4:01 ÖS

0 yorum  

11 Eylül 2008


Sağlıksız kararın önüne geçen gerçek dışı bir gülümseme. Bunlar içlerinden sadece birkaçı yolsuzluğun. Yolunda gitmeyen ama zorla götürdüğümüz muntazam hayatımızın. O kalabalıkların içinde, içlerinden biri bunların farkında. Ama sadece biri. Gerisi farkında bile değil ki umurunda olsun. Sen daha yoluna koymaya çalışırken bir şeyleri onlar yolunu bulur. Hiç merak etme. Bırak artık düşünme de. Nasılsa herhangi bir zaman diliminde herhangi bir kuş herhangi bir evin çatısına konacak ya da havalanacak. Çok değil, bu kısaltmalardan ibaret yaşayışlarla büyütüyoruz bedenlerimizi. Dıştan bakıldığında ‘ne kadar da büyümüşsün sen’ sözlü müzikli akraba ziyareti değil de akraba düğünleriyle, sadece düğünden düğüne karşılaştığımız için, moral buluyoruz. Başı sonu belli yalnızlıklar. Kesinliği olan tek şey olarak çıkıyor her yerde karşımıza. Kimsenin gözünün içine baka baka da dememek lazım yalnızım diye. Ulu orta söylenecek şey vardır söylenmeyecek şey. Ne kırıcı ne açık olmayalım da ne olursak olalım. İster yalancı ister dolandırıcı. İsterse de yalnız. Tam da o anda lafı çevirmek lazım sözde kalabalıklarda. Moral demişken. Moral diye bir şey kaldı mı bu şartlar altında kaldıkça. Ne bıraktı ki sağ kalan, büyük büyük dedelerimizden kalan hayat. En toparlanmaz moralle yazdıkça yazdıkça bir de baktım konuşmayı unutmuşum. Kısa bir dönemden daha geçmişti kötümserliğim. Bu defa uzun süreceğe benziyor. Uzun vadede ödetiyor bunu bana geçmiş günler. Fitil fitil. İşte bu da hayatın ibaretinden arta kalanlar. Bırak artık düşünmeyi. Bak ben hiç düşünüyor muyum.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:26 ÖÖ

0 yorum  

03 Eylül 2008


Sen git ben arkadan yetişirim düşüncesiyle oturtulmuş bir kalıba sokulmaz ki bundan sonrası. Çok zamana ihtiyacı var. Ama ne yazık ki bizim ayıracak o kadar vaktimiz yok. Yaşarken süre dolup bir de zamanla yarışacağımıza bırakalım gitsin. Elbet vurur bir kıyıya.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 6:11 ÖS

0 yorum  

31 Ağustos 2008


Havalandırmaya sıkışmış kalmış bez parçasının uzaklaşabileceği kadar uzağım hislerimden, inan ki söz geçmiyor aklımdan. Beyaz ötesi, şeffaf yalanlar bunlar, yalan olduğu o kadar gerçek ki. Kim kapatır bu açık yaraları, kim arkasına saklar yıllarca yalanı. Kim içine hapseder. Kim tutsak eder ortaya çıkarmaz bu yalanı.

Ben mi çok sesli konuştum, yoksa senin mi hassastı kulakların. Ben mi çağırdım yoksa senin mi yolun düşmüştü. Dört yıl aradan sonra birbirimizin olduk, diyen sen misin ya da ben miydim bunu içinden düşünen. Sanırım her ikisi de.

Hiçbir şey için söz veremem, ki söz bekleyen kim diyoloğuyla yola çıkılmış bir merak konusu, kendimizi kandırdığımız ilişkimiz. Her gidenin bir de kalanıysa, adap buysa, biraz uyduruk olacak. Tahminen sayılan bir şafakla daha o kadarcık oldu ya da o kadar oldu bile. İkisinden biri.

Göz ucuyla güvenip sırtımızı yasladığımız gün ne kadar aceleci davrandığımızı, bir o kadar da -ne- iyi ettiğimizi, göz açıp kapayıncaya kadar tükettiğimizi, onca yıla rağmen elimizle koymuş gibi birbirimizi bulabildiğimizi, çocukluktan kalma bir alışkanlıkla karıştırdığımız yaşı geçmiş hislerimizi, şu an şurada anlatmaya çalışmanın zorluğunu sana nasıl anlatabilirim? Ya da dur, en başından alalım. İlk kim geri gelmişti sen mi ben mi? Kim sormuştu birbirinden alakasız onca soruyu korktuğu cevapları duymazdan gelebileceğini sanıp? Belli her ikimiz de hayattaydık, yaşıyorduk orası kesin ama yaşanmışlık ne alemdeydi? Sen mi beni geçerdin ben mi seni? Sahiden önce kimin aklına gelmişti? Bana kalırsa hiç kimsenin.

Dur tahmin edeyim, yolun düşmüştü, gelmiştin, aklına bile gelmemiştim yoksa. Ama ne yazık ki tahminlerle yürütülmüyor ilişki. Demek istediğim, kendimi kalan hissetmiyorum, sadece bu.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:48 ÖÖ

0 yorum  

31 Temmuz 2008


Affet sırtından geçinen bir kalbi. Yemesi aylarca süren bir leş bırakmıştın arkanda. Bitirilmek için çok uğraşılmış, leşi çıkmış bir aşk. Leşini çıkartmıştık. İnan bitirmek için çok uğraştım. Kendi avını yakalayamayacak kadar uyuşuk bir o kadar aciz. Sırtından geçinen bir sırtlan bırakmıştın geride. Günden güne gözünde büyüttüğü avcıydın. Gün geçtikçe devleşen bir cüsse. Sığıntı gibi hissetmekte haksız sayılmazdı kalbine küreklerce gömüp. Korkunun başa gelmesi gerçekçiliğinde, güneşin başa geçmesi dikkatsizliğinde hüzün şaheseriydi. Adı gibi bilirdi her bir damla yaşı. Kaç damla düşeceğini, akarken yüzünün hangi hücresine değeceğini ve ne kadar zamanda kuruyacağını. Bu gereksiz ayrıntılarda nefes alamaz hale gelirdi çoğu kez. Bile bile yaşamaktı. Bile bile yaşamanın acısı kendi etmiş bulmuşluğuyla katlandıkça daha da yaşardı inadına. Nefes darlığı mesafesindeydi bütün hayatı. İki tırnağında bir kırılırdı beklentisi hayattan. Lafa dalıp unutabileceği hiçbir anı olmadı ya da zamanın nasıl geçtiğini anlamadığı biri hiç olmadı yanında. Seçeneği bile yalnızdı, tek bir seçeneği vardı, ya üzülecekti ya da zaten üzülüyordu. Küllerin arasında kül olmuş bir kedi kabakların başka şeye dönüşmediği. Belki toz pembe değil ama çingene pembesiydi gördüğü hayat, her şeyin olurluğuna inandığı, timsahın bile gözlerinin dolabileceğine akıl yürütebildiği. Renk uyumuna bakmadı hiç teni değerken ürperdiyse eğer. Sadece yaşadı. Kurşunsuz bir sevgisi vardı.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:58 ÖÖ

1 yorum  

Karanlıkta bir lamba, bütün sinekleri etrafında toplayan. Diğer adıyla umut. Zamanın en uzun süre durduğu bir zamanda ne denli zamansız olabilirse o denli hazırdı hayata. Vızıltılar eşliğinde saçtığı ışıltı yine geçiyordu zamanı. Bildiği kadarıyla her şimşeğin bir gürültüsü vardı hayatta. Işık kaçar ses kovalar, bir nevi aşk. Bildiği kadarıyla duyar, bildiği kadarıyla tadar, bildiği kadarıyla tükürür, bildiği kadarıyla yaşar hayatı her canlı veya canlanan. Geri kalan her şey, sonradan kazanılan önceden kaybedilen şeyler. Bir diğer adıyla umutsuzluk.

Karanlıkta bir lambaysan vızıldayanın çok olur ama değil mi.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:06 ÖÖ

0 yorum  

10 Şubat 2008


Kaybetme korkunu ancak kaybedince yenebilmenin ucuzluğu, çekip aldı kendini elinden nefretin tam sırası, günlerce kıskançlıktan deliye döndüğün, tarif edemediğin her hissin, diz kapağının üzerine düşer gibi geçti geçti demese de annen geçti gitti hiç dönmemek üzere, kabuk bağladı seni ona bu sefer de koparırken kendinden, en büyük kötülüğü yaparken sana, kabuk da düştü vakti gelince, kendini atmadan senin koparmandı her raslantı ayrılık anlarında, yarayı deşen, kanatan, bu muydu yani hırpalayan, onca zaman dövündüğün, buydu ve ucuzdu, ucuz yırttın, çok ucuz.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:53 ÖS

0 yorum  

 
>