Herkesten daha telaşlı bir andı. Saatini kaçırmış olabilirdim. Hemen birine sormalıydım. Ya da birilerine. Ne zaman geleceği belli olmuyor bu banliyölerin, şu şu şu saatlerde gelmesi gerekirken geç kalıyor, dedi biri. Tam o sırada biri daha girdi gişelerden. Ak pak. Temiz giyimli. Boylu poslu. Düzgün şiveli. İlk görüşte anca bu kadar. Sıkış tepişikliğin banliyösünde, dokuz durak ötesinde kalmış kalp atışları. Son durağa kadar, evet oraya kadar atıp geri çarpıyor, sonra tekrar çarpıyor ve takrarlıyordu. En az rayların sayısı kadar. Bu yalansa daha çok yalan lazım bana. Daha çok yalan söylemeliyim. Dip dibeliğin banliyösünde, bir dal parçasının sıkıca tuttuğu, kökü yıllar öncesine dayanan ağaçtı. En ihtişamlı yıllarını yaşıyor gibiydi. Her sarsılışta düşecekmiş gibi bakan iki çift göze dönüşüyordu bakışlarım keskin bakışına her gözüm çarptığında. Dar alanların banliyösünde zaman da daha erken daralıyordu daha fazla dayanamayıp. Neden sonra açılıyorum. Çabuk geçen zamanların banliyösünden feraha çıktıkça ve estikçe rüzgar, denizi yarıp ilerlerken ulaşılmak istenen noktaya, bir tek sözünde noktalıyorum hislerimi. Sadece ağzın oynuyor sonrasında hatırladığım.
Herkesten daha ateşli bir andı. Dardı alan, dardı zaman. Sen ve ben ve aşk ucundan azıcık. Aynı zamanda aynı yerdeyse.. Kapıda kalıyor yalnızlığın banliyösünde aklı başındalık.
04 Kasım 2008
Gönderen
kıyıköşeyazı
zaman:
11:35 ÖS
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder