08 Kasım 2008


Sıkandal yaratılmamıştı henüz. Taş taş üstünde değildi. Çok uzun zaman önceydi. Ve çok uzamıştı bu mesele. Daha hatırı sayılır bir şey yaşanmamıştı ki unutmak zaman alsın. Zaman da değişti sonra her şey gibi. Şimdiye döndük. Unutamıyor insan acısını. Atıp içine, katıp diğerlerine, o atıklarla yaşamaya alışıyor sadece. Her yenisi düştüğünde, soğuk su içiliyor üzerine ve kabarıyor sandoz gibi. Diğer atıkları da azdırıyor böylece. Sonra duruluyor, dibe çöküyor kalıntıları. Acın diniyor. Ne acılar diniyor. Önce acıtıp sonra dindiriyor kendiyle beraber seni de. Onunla yaşamaya alışıyorsun. Bu yüzden unutamıyorsun ya..

Uzun vadeye bölünüyor kahpe felek ama ilkin yüklü bir peşinat istiyor ödeme gücüne bakmaksızın. Kulağına tiz bir kadın sesi fısıldanıyor şarkılarla. Sakinliyorsun elinde olmadan müzikten anlıyorsan. İnsanları, olayları, gelişmeleri anlayabilmek için ilk gereken şey belki de. Düzgünce düşünebilmeni sağlayan, yormayan.

Karartının içinde, belki tam ortasında gözüme çarpan, belki de kirpiklerime, dik bakışlı, yakışıklı. Gürültü patırtı tam arkamda. Bağımlısı olamadığım bağımlılıklarımdan biriydi seni bana tanıştıran. Beni sana tanıtamamışsa da. Oradan çıkıp başımı kaldırdığımda gördüğüm bakış beni oradan çıkarmıştı belki de. Sonrası öncesine tav olmuştu bu kez. Aydınlıkta gördüğüm asıl istediğim şeye ne çok benziyordu bir diğer karanlığa kadar. Bence gereği yoktu. Söze başlarkenki alel acelelik biraz acemice de olsa erkekçeydi. Pek sıradan. Tekrar söylüyorum, hiç gereği yoktu.

Ankara’nın yolları görünmemişti gözüme. Kötü bir andı. Bir anlıktı. Anı olamadı. Bütün taşları mideme indirmişti şehirler arası görüşme. Midemi bozmuştu işittiklerim. Ya da ne desem işitmediklerim. Sağır duymaz ama sultan yapsalar onu da, duyardı tabi. O mesele. Hiç bahsetmediğin bir şeyden mi konu açıyorum burada. Öyleyse kapatalım.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:31 ÖÖ

 

0 yorum:

 
>