24 Temmuz 2011


Ben öyle demek istememiştim. Sen sorunca öyle demek zorunda kaldım. Hayır daha başka anlamlara çekilir de gerçek bir hataya dönüşür diye. Çünkü orada hayır demek sana evet demekti. Diyemezdim.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 6:57 ÖS

0 yorum  

18 Temmuz 2011


Sabahını sorsanız da söylemeyeceğim bu hayli yorucu gün uyuyunca geçecek gibi değil. Denizden çıkmadığım saatlerin gücü yetmedi aklımdan çıkarmaya. Dakika başı kayalara tırmanıp atlarsam aklımı başımdan alır sandım. Su beni ayıltmadı kısacası. Güneş kremi düşüncelerden korumuyor insanı sere serpe yatarken. Güneşlenmek en büyük düşmanım. Vücudumdan çok içimi kararttı. Her daldığım düşünceden çıkıp suya dalarken içime atacağıma attım kendimi en yüksek kayadan. Öyle yaparsam geceyi de bu yorgunlukla atlatırım zannettim. Ya da umarım sadece benim zannımca değildir. Sabah için bir B planım yok.


Uyandığım anda saplanan, çok önceden geçtiğini düşündüğüm, bu yaştan sonra olmaz dediğim, nasıl olduysa olan, karnımın sancımasından hiç bahsetmeyeceğim. Bir tüyo vereyim, et kesiği hafif kalır yanında.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:43 ÖS

0 yorum  

Gecenin en saf halidir daha kötüsü olamaz dediğin. Kurşun geçirmez bir camdır kendini koruma hissi. Ama camdandır nihayetinde etrafa saçılmasa da paramparça edebilir her an her şey. En fazla birinin ayağına batmaz. Hava değişikliği, başka şehir, başka ev düşünceni de, duygunu da başka yere taşır, insanlarına ayak uydurur. Çok değil az önce, çok olmasa da uzaklardan bir ses “kusurumuz olduysa affet, yani afedersin” dedi, içimden bir sesse “yine vicdan yaptılar seni”. Gittim, şu halde bile huzura boğan, her yerin havasını değiştiren anneme kızdım, iyi bir kız dünyaya getirdi diye. Ben de kötü olmak istiyorum dedim, baktı yüzüme, güldü. Bir anne kızının ne olamayacağını bilir. Hiçbir şey demeden yatmaya çıktım. En korkulu rüyamdı orman tarafı çatı katının, orada kim yatacak dendiğinde, ben yatarım dediğimde büyüdüğümü anladım. Annem de anlamıştır artık. Deniz tarafının bile kapı arkasında kalan yatağında korkarken ne günlere geldim. Başta anlamıyorsun ama bi bakmışsın büyümüşsün. Sonra düşündüm, karar verdim, aşkın iqsu hep düşük. Çenem gibi. O kadar sert ve hızlı ki yere yığıyor ama sanırım herkesin bir kurşun geçirmez yeleği var. Ya da kurşun isabet edene kadar kaçtın kaçtın. Anlatmadığım bir şey kaldı mı acaba. Nasıl ki sürekli konuşmak iyi bir iletişim kurduğunu göstermez, aşk da yaşını göstermez.

Çatı katının orman tarafının perdesiz balkon kapısı ve camından hala yanık olan birkaç evin ışığı umudu olsun bu gecenin. Sabah olsun hayrolsun.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:30 ÖS

0 yorum  

13 Temmuz 2011


Bir gün gelecek en ince ayrıntısını yazacağım buraya. Hiçbiriniz ne görecek ne anlamayacaksınız.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:42 ÖS

0 yorum  

12 Temmuz 2011


Bildiğim bir şey varsa hep unutuyor olduğum.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 10:07 ÖS

0 yorum  

10 Temmuz 2011


Günler günleri kovalayınca sezgilerin ayrımına varana kadar, ilk günden hissetmiş olmak sonu hızlandırmıyor ama yol gösteriyor. Sorular yanıtsız, konuşulanlar yalansa ve umursanmak hayalse lafı fazla uzatmamak gerek. Durup düşünmek birçok farklı açıdan görebilmektir olmayacağı başından belli şeyi. Durmuyorum bütün açılarla aram düzeldiğinden beri. Bir dakika durmuyorum. Önce muhatap kesilir, sonra muhakemeye başlanır biten şeylerin seni iten acılara geçerli bir neden bulmak için. En başından başlanır. Her şey açıktır. Kavgada söylenmez artık "neden?"

Kapıdan çıkarken unuttuğu şey kapıdan çıkmadan hatırladığından daha samimiydi. Geçirilen vakitler kalitesini artırmadı bakışının. Çomak batırmadan da gelip seni bulabiliyor böylesi. Ama şimdi biraz uyku biraz yavaş kalp atışları. Beynimdeki seslerden ne konuştuğumu anlamıyorum.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 8:50 ÖÖ

0 yorum  

07 Temmuz 2011


Farklı kokular alırken arada bir kahve koklamak fena olmazdı, ayırt etmekte zorlanınca. Kalbin de korunması gerekmiyor mu aşk üstüne aşk yaşayınca? Bence gerekli. His virüsü belki bulaşıcı değil ama yaygın bir hastalığa dönüşüyor her geçen gün. Hastalığa yakalanıyoruz sanki aşık olmak yerine. Çünkü değeri düşmüş bir altın, tarihi geçmiş bir ürün, geçmişte kalmış bir beyin şimdi. Parmakla gösterecek kadar azken gerçek olanları iyiye işaret olarak görünmüyor her nedense. Tarihi güzelliklere verilen değeri de gördük gerçi. Aşkta ise yaşayıp da öğrenilemeyen tek şey olduğundan olabilir, yaşayıp da nasılsa öldürmediğinden olabilir. Olabilir de olabilir.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:07 ÖÖ

0 yorum  

02 Temmuz 2011


Mutluluk içimi acıtan bir hal aldı zıt anlamlısıyla çakışınca. Anlamı kaçtı kısa ve özlüğünden. Acıtasyon yapıyor. Ben de oturmuş bekliyorum. Kurduğum bütün cümlelerin üzerine gaz dökülüp yakılmışken.

İlk ve son günlerine yakındı dün can çekişmeli beraberlik. Doğru yer eğri adam ama zamanlama kötüydü. En kolayı suçu ona atmak, zaman bütün suçu kabullenir, nasılsa geçiyor.

İlk başta iyi güzel de, ilerleyen saatlerin aleyhine işlediğinden habersizken göreceli oluyor güzellik kavramı. O son kadehi içmeyecektim. Yapmam dediğimi yapmayacaktım. Heyecandandır dedim, inandı mı bilmem. Ben olsam inanmazdım.

Kesik kesik hatırladığım ondan sonrası sabah gözlerimi açtığımda anlık bir şaşkınlıkla beraber gün sonunda birleşti. Ben n'apmışım. Madem sarhoştum, hatırlamasaydım. Aslında oraya kadar da her şey normal. Sabah bütün odalara bakıp baktığım son odada çıkmasaydı karşıma. İşte orada başladı. Başladım anlatmaya gelmiş geçmiş demeden. Dilimde tüy bitiren yaşamışlıklarımı baştan almak zorunda değildim. Öyle yordum ki kendimi hal kalmadı bende aşka. Bu bazı konulara girmemiş, çoğunu da kısa kesmiş halim. Sordu, hatırlamıyorum dedim. İyi demişim. Duygusala bağlanmamışken son kadehin verdiği yanlışlıkla. Arabası pislenmemiş, evi de batırmamışken. Hazır gönül borcum yok. Ben gitsem iyi olacak.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 8:03 ÖS

0 yorum  

 
>