Yılın son kış günlerinde evimde bulduğum huzur ve kendimde bir bulup bir kaybettiğim güçle baştan alıyorum hayatımı. Yapamadıklarımı bir kenara bıraktım, şimdiden sonra yapmak istediklerimi aldım elime sıkıca tutuyorum. Ve geçen zaman içinde, biri benden kendimi anlatan bir cümle istediğinde verecek bir cevabım var: "Çabuk unutuyorum."
Unutmak... Sanki tüm mesele buymuş gibi önem görüyor. Her şeyi unutan biri olarak söylüyorum hiçbir şeye çözüm değil unutmak. Yaranı sarmıyor, iyileştirmiyor. Ve hatta daha kötüsü içinde kötü bir his var ve sen nedenini bilmiyorsun; çünkü çoktan unutmuşsun. Anlamsız bir üzüntü var içinde. Anlamını bilmediğin, tarif edemediğin bu belirsizlikle iyi hissetmeye çalışıyorsun, bundan kötüsü olabilir mi?
Bakınca her yer temiz ama hiç bitmeyen bir süpürge sesiyle yaşamaya devam ediyorum. Hani pis olsa hiç değilse etraf temizleniyor diye katlanılabilir bir ses olabilirdi ama olamıyor.
İçimden sesler korosu; git diyorlar, gel diyorlar. Bir gidip bir geliyorlar. Gel zaman git zaman. Zaman zaman. Bişeyler bişeyler. Bana güç kablosu lazım repliğiyle sesleniyorum hayata öyle zamanlarda. Sonra da hayat hiç gelmeyen, o sonsuz son sözünü söylemiş oluyor. Çocuk gibi son vurup kaçan hep o olmak istiyor. Falan filan. Baştan uyardım ama içimden sesler korosu diye. Neyse işte zaman öyle kötü ki sana taş atana kırk fırın ekmek atsan ziyanı var. Kötü zamanlama diye bir şey yok, zaman kötü. Tuvaletten çıkan kızın diğer kıza gülümsemesi gibi istemsiz aşklar sanki aşk tozunun gerçekliğine inandırılıp daha da yalana bulaşıyorlar.
Ola ki günün birinde beni o zamanki bana benzetirseniz diye cevap veriyorum: "İnsanlar çift yaratılmış derler."
17 Şubat 2012
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)