24 Aralık 2006


Sen istersen elde edemeyeceğin kimse yok; fakat o istemedikçe elinde tutabileceğin kimse de.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:19 ÖS

13 yorum  

05 Aralık 2006


Uzun lafın kısası; sen giderken ben ana avrat düz gideceğim.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:05 ÖS

30 yorum  

24 Kasım 2006


Ettiği hatalar arttıkça, arkadan konuşmalar artıyor, direniyorsun yüzüne karşı da söylemek için ama yüzüne söylerken seçtiğin kelimelerle, başkasına anlatırken kurduğun cümleler gitgide değişiyor, değiştikçe de mesafe artıyor. Hataların dozajı arttıkça ikilemler, arttıkça idare etmeler, artıkça alttan almalar, arttıkça artıyor mesafe. Ona en ılımlı şekilde tarif etmek için çabalarken geçmiş yıllar. Arayı yapayım derken mesafeyi açmış, mesafeyi aşmış söylemler. Sevgi bundan çok sene geride kalmış, yetişememiş bugünlere, boy ölçüşemez olmuş hatalarla. Bunca senedir en açık halin, bunca yıllık açık sözlülüğün yetmiyor yürütmeye. Daha açık olamazdın; çünkü olunmaz.
Dostluk bitiyor.
Kısacası dostluklar bitiyor.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:45 ÖÖ

11 yorum  

18 Kasım 2006


İnsanlık halidir. Olur olmaz şeyler yaptırır insana. Başka başka kimliklerle düşündürür, içindeki insanlar konuşur durur durmadan, konuşurken konuşurken birbirlerine girer o insanlar, hiç düşünmeyeceğin şeyleri düşündüğün bile olur tamam ama içinden sessizce. Sonra kendi kendine de konuşursun evde yalnızsan, yemek hazırlarken birden kendini yemek tarifi veriyor bulursun, parmağını kesen bıçakla kavgaya tutuşursun saç baş, kimsenin olmadığını bile bile içeriye seslenirsin müzik açın diye tamam da yani o anlık şeylerdir bunlar hep. Öylesine bir şeyler dersin. Ya bana ne demeli. Benimki başka. Fısır fısır fısır. Anlatıp duruyorum. Olanları, bitenleri, o gün birine dediklerimi tekrar ediyorum, ya da işte diyemediklerimi. O biliyor. Şahit oldu. İnkar edemedim, göz bebeklerime bakıp hemen anlardı çünkü biliyorum. Yapıyorum ben bunu. Üstelikte konuşabilecek biri varken hemen yakınımda. Az önce de bir başkasına yakalandım. Onu diyecektim. Bulaşık yıkıyordum, gene takılmışım bir konuya. Nasıl konuşuyorum fısır fısır. Nasıl utandım karşımda onu görünce. Beni duyunca. Boşta bulundum, şarkı dedim, şarkı söylüyorum. Hangisi dedi. Sen bilmezsin dedim. Bir de yani mırıldandım da. Ritim bile tuttum daha inandırıcı olsun diye, şarkı diye yutturduğum kendi kendime konuşmalarımla. Çok utandım. Bu kadar zahmete gireceğime açık açık söylemeliydim galiba. Utanç verici. Neyse geçti. Alın işte, söylüyorum, artık utanılacak bir şey kalmadı. Deli miyim neyim. Ama bazı günler öyle biriyle görüşüp eve döndüğümde aynanın karşısına geçip ona baktığım gibi baktığımı söylemeyeceğim.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:40 ÖS

4 yorum  

15 Kasım 2006


Bir şeyler bitiyorsa vardır bir bildiği. Yanımda bir yalan makinesiyle dolaşacak değilim ya, kim dürüst kim yalancı. Elbet vardır bir bildiği. Yaşamadım demem işte. Kimileri kabul etmez, yemeden içmeden kesilir, uyku tutmaz. Ben de aksine canım almaya almaya yer, uykudan uykuya dalarım. Bir uyku bastırır ki sormayın. Uyuyunca geçiyor mu ne. Neyse ne. Ben her şekilde uyurum. Sırası gelmişken, o gece boyunca uykumu bölen herkese öfkeliyim. Sesimi çıkarabilsem neler derdim neler. Ne küfürler. Neyse ki sesim çıkmıyordu. Tekrar uykuya dalana kadarki süreçte üşüşen düşünceleri gidip bir taraflarına sokmak istedim. O zaman anlayışla karşılarlardı. Ama önce bir açıklama gerekirdi. Sesim çıkmadığından vazgeçtim o düşünceden de. Şaka maka kalp krizi gibiydi bu seferki. Kaç saat içerisinde beni saf dışı etme kararına varılmıştı acaba. Merakım ona. Benim bildiğim iki bilemedim üç saat. Tabi en iyi ihtimalle. Günah çıkartmaya gitmişti. Günah ondan gitmişti. İnancı olmayan birinin günah işleyebileceği ne kadar asıllıysa. Bir de öbür yüzünü görmek lazımdı; bir yüzünde önce doğum günü hediyesi seçilip alınır, sonrasında daha rahat konuşabilmek için hat açtırılırken.. Tabi bunlar tamamen duygusaldı o sırada. Ta ki telefonu fırlatıp, elinde hediye poşetiyle kalakalana kadar. Bir tarafına sokmak istendi ama o kişiden çıkan sesler -üff..- bu dileğini de yerine getiremeden sesini soluğunu çıkartamaz hale getirdi. Üff..leyen kişi de haksız sayılmazdı hani, boşluklar doldurulmuştu, kalındığı yerden devam edilebilirdi. Hava hoştu. Tercih meselesiydi. Artık ondan çıkmıştı olay. Konu kapanmıştı. Onu alakadar etmezdi. Alır başını giderdi. Ona neydi.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 8:06 ÖS

5 yorum  

14 Kasım 2006


-Onu incitmek hiç istemedim.

Çok yanlış. Sen ne dersen de, nasıl belli etmeye çalışırsan çalış, yanında olduğun sürece her kim olursa olsun umutlanacak, anlamayacaktır. İncinmesin derken kırıp dökmüşsün resmen.

..

Beni incit tamam mı?

-Tamam.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:47 ÖÖ

2 yorum  

11 Kasım 2006


Çok şakacısınız. Ama ne yazık ki şaka kaldıracak halde değilim. Çok afedersiniz. Bir yerimi eziyor olabilirsiniz. Bastığınız yere dikkat edin.. Bastığınız yere çok dikkat edin. Çünkü artık arkanızdan gelip adımlarınızı sayıyor olmayacağım.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:43 ÖÖ

14 yorum  

16 Ekim 2006


İşlenilmiş suçlar anatomisi:

Küçükken bir manav kasası bulup bir yere koyar, bir dal parçasıyla destekleyip, yarı açık bir şekilde bırakır, dalın ucuna da ip bağlardım. Kasanın oralara ve içine yem serpiştirir, sonra da ipin yetiştiği yere kadar uzaklıkta bir şeyin arkasına saklanır, kuşların kutunun içine girmesini beklerdim. Kuş yemin devamını yemek için kasanın altına girdiği anda ipi çeker ve yakaladığımı zannedip bakmak için sabırsızlanırdım. Hiç yakalayamadım. Ama hep bir umut besledim içimde, deneyip deneyip, beceremeyip kuşları beslediğimle kalırken. Önemli olan o ipi çekiş anıydı zaten. Kuşu değil anı yakalamaktı asıl derdim. Hiç tutturamadım o anı. Tam zamanında yetişebildiğim bir şey hiç olmadı hayatımda. Ya çok erken davrandım ya da çok geç kaldım. Bunu bildiğim için ne yaşadıysam sakınmadan, içimden geleni kaçırmadan yaşadım, ne yaşadıysam hatırda kalsın diye yaşadım, sonunu bile bile. Zaten bildiğim bir şeye ses çıkaramam. Bu yüzden de sona gelindiğinde yakınmadım, kurcalamadım, gitmedim üzerine.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:51 ÖS

6 yorum  

10 Ekim 2006


'Her şeyden çok ağzını severdim' romanını okuyun derim. Ben kendimden çok şey buldum. İşte bu da onun hakkında:

"Küçükken gardırobun arkasındaki sığınağıma girmiş, elimde tabancası, tetiği çekememiştim. O köşede, orada, duvarın kenarıyla, açılınca sığınağa kapı olan gardırop kapağının kesiştiği yerde oluşan o büyük yalnızlıkta büzülmüş, uzak, yalnız, gizlenmiş, kendimi dünyadan koruyordum, dahası tuzağımı kuruyordum dünyaya."
Yabanıl ve hırçın bir kız çocuğu, kıvırcık saçlı, koyu tenli, çingeneyi andırıyor. Aşırı, bastırılamaz bir baba sevgisi; neşe, şefkat, tutku. Ölüme karşı içgüdüsel bir çekim; acı ve çelişki dolu bir yaşam bağı. Genç kızlığın başlangıcında ortaya çıkan hastalık; kişisel bir iç savaş; dünyayla, varoluşla, anneyle; ulaşılmaz güzellikle hesaplaşma... o güzel yüzle, öpmeyi bilmeyen o ağızla hesaplaşma. Yılların, anıların, belleğin değişkenliğinde düş ve gerçek. Özyaşam kesitleri...
Bilinçli ve acı dolu, kadınca bir deneyimin romanı: Tutkulu ve berrak.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:13 ÖS

4 yorum  

Günlerdir yaptığım hiçbir şey yok. Güler gibi yapıyor, gülmüyorum. Yer gibi yapıyor, yemiyorum. Anlatacak gibi oluyor, anlatmıyorum. Gider gibi yapıyor, gitmiyorum. Dinler gibi yapıyor, dinlemiyorum. Konuşacak gibi oluyor, konuşmuyorum. Seviyor gibi yapıyor, sevmiyorum. Öpecek gibi yapıyor, öpmüyorum. Evet diyecek gibi oluyor, demiyorum. Ağlayacak gibi oluyor, ağlayamıyorum. Aslında yaşar gibi yapıyor, yaşamıyorum ben.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:06 ÖS

4 yorum  

09 Ekim 2006


Ağlatacak bir düğümü hep saklı tutardı karnına gelmeden boğazının altında. Hiç çözmezdi. İstese de çözemezdi zaten. Düğüm üstüne düğüm atılmıştı. Ne zaman istese ağlatabilecek bir güce sahipti içinde düğüm olan o şey. O ise hiç aldırış etmez, var gücüyle severdi. Sevememekten ödü kopardı. Kim bilir belki de sevilmeyişini kapatıyordu kendince. Ne olursa olsun severdi. Kim olursa olsun. Aldırmaz, elini verirdi her aşka. Ama ellerinden birini hep arkasında tutardı. Hep bir şans daha bırakırdı kendine. Prensti onun için her biri ve prensesler gibi yaşatılacağına olan inancı hiçbir şeyin önüne geçemezdi. Kimseye anlatamazdı derdini. En ince ayrıntısına girerek anlatırdı anlatmasına ama yine de bir türlü anlatamazdı derdini. Kırk yıl düşünse hiçkimsenin aklına getiremeyeceği şeyleri düşünürdü çünkü. Ona göre kıyamaz, herkes severdi onu. Her öpüşün altından binlerce kalp atışı çıkarırdı. Her öpüşmenin ardındansa kabarık elbiselerine sığınırdı. Elbiseleri hep kabarıktı. Takı takmayı cildi kaldırmaz, taçlarsa düşerdi başından. Ama elbiseleri hep kabarıktı. Kimsenin dile getiremediği bir sevda yaratır, herkesi de bunun gerçek olduğuna inandırmak isterdi. Ama kanıtlayamamıştı bir türlü. Çünkü elinde hiçbir delil yoktu. Bakın demeye kalmadan ortadan kaybolurdu yanında getirdiği aşkı. Ne usandı ne uslandı. Bir daha denerdi, olmadı bir daha. Bu sefer olacak derdi, bu sefer olacak.. Olmazdı. Böyle zamanlarda aynaların yanlış gösterdiğini düşünürdü. Aynadaki belki de o değildi. Eğer gerçekten o olsa niye sevilmesin ki. Bu içten davranışlarıysa bir başkasına aitti. Çünkü eğer o o olsaydı sevilmemesine hiçbir neden yoktu. Neyse ki çabuk çıkarırdı aklından bu düşünceleri. Yine inanmaya başlardı aynalara, kendine. Yine bin bir şekil çıkarırdı öpüşlerden. Tüm halini takınır, sesini soluğunu çıkarmaz, girerdi kalabalıkların arasına üstüne basılmasın diye eteklerini tutarak. Böyle böyle söndü elbiselerinin kabarıklığı. Böyle böyle söndü içinde yanıp duran ateş. Ne bir daha kabarık elbiselerinin içine girebildi, ne de tekrar yakabildi bir avuç yüreğini..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:14 ÖS

2 yorum  

18 Eylül 2006


İlerleyen saatlerde ne hissettiğimi bileceğim..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:17 ÖS

15 yorum  

02 Eylül 2006


Siyasi mesajlar, gündelik birliktelikler, açlık ve benzerleri var hayatta, olmaz mı. Ama yaşayıp gördükçe içimize kapanıyoruz. Hayaller, hayaletler var, olmaz mı. Hepsi birer birer çoğalıyor bir öncekine dert yanarak. Çok alakasız şeyler işitiyor, midemizi bozuyor, sonra da duymak bile istemiyoruz, olamaz mı. Evlilik telaşımız var birileri bir yerlerde savaş verirken, olmaz olur mu. Yaşayıp gidiyoruz. Bir sonrakini anlat anlat bitiremezken hep bir öncekini b..luyoruz. Atıflarda bulunuyoruz. Bulunmuş oluyoruz. Kostüm partileri veriyoruz sokaklarda, kostümü olmayanı almıyoruz. Dışlanıp durdukça o almadıklarımız, günlerden bir gün yuvarlanıp giderken bir de bakıyoruz sokmadığımız zorla içeri dalıyor, yağmalıyor. Ayıbımızı kapatamıyoruz, savaşı durduramıyoruz, olacak şey mi. Her günümüz bir öncekinden güzel geçsin istiyoruz farkına bile varmadan geçip giderken, olamaz mı yani. Uyku tutmayan gecelere soracak hesabım var, olmaz mı. Ama baktıkça siz, ben pusuyorum..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:37 ÖS

2 yorum  

15 Ağustos 2006


Geçti gitti. Atlanmadan çevrildi eski sayfalar. Teşekkürlerimi sunarım.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:21 ÖS

2 yorum  

31 Temmuz 2006


Oyunlarımla akılda tutmayı öğrendim.. Lades tutuşmayı. Oyuncuların bir kısmı aklında tutamadığı için lades olan, bir kısmı hiç aklından çıkaramayan.. Zamana yenilen ve yenilmeyip lades yapan..

Daha o zamanlar belliymiş ne olacağım. Her verileni hiç düşünmeden alacağım. O kadar da savaş verirdim lades olmamak için. Ama yok en sonunda yine alırdım elinden ne verse. Baktım olmuyor, savaşmayı bırakmıştım.
Sonra sonra tutabildim aklımda, onu da zamanla öğrendim..

Git gittiğin yere, ister ters istikametime, ister önümden yürü, istersen de arkamdan, kalabalığa karışalım, kafamızı kaldırınca tanımayalım birbirimizi, tanıdığımız ne malum diye geçirerek içimizden.. Ne yenil ne yenilme, hiç bitmesin kemiği kırayım derken beni iki parçaya ayırıp başlattığın bu oyun, büyük parçası da sende kalsın, küçüğü de, ne ben bir şey uzatayım sana ne sen al elimden onu, öylece sürsün gitsin, ama benim AKLIMDA..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:06 ÖS

2 yorum  

29 Temmuz 2006


Rüyanda beni gör, söz mü? Artık yalnızca rüyasında göreceklere inat.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:15 ÖS

3 yorum  

26 Temmuz 2006


Çevirmeli telefon kullanır gibiydim.. Yanlış numara çevirip hep baştan çevirmek zorunda kaldım. Küçük rakamlar yoktu. Dokuzluydu. Daha bir zorladı. Parmağım erişmedi ve bazen. Son anda geri çevrildi tam numara düşecekken. Aslında gibisi fazlaydı o günlerde..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:52 ÖS

0 yorum  

24 Temmuz 2006


Nasıl kızabilirim ki sana. Beni senden kurtardın. Daha büyük bir iyilik yapamazdın.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:41 ÖS

0 yorum  

Sigaranın yanına en iyi ne giderdi.. Çay mı, kahve mi..

Bir ‘He’ demememe bakıyormuş benimle ilişiği. Kişilik edinememiş iki bacaklılar var hala hayatta. Kıronun önde gideninin dahi kişiliği oturmuşken. Yadırgamamak lazım. Ömrünce süren bir kişilik sapması belki de kişiliksizlikteki. Yer edinememe. Kendine haslıktan nasibini alamama. Ama en çok canımızı sıkan şeyler o kişilerin başı sonu olmaksızın altından çıkmıyor mu? Kişiliksizliği kişi yerine koyabilir miyiz, o da bir tür kişilik meselesi mi bilemiyorum şimdi. ‘He’ demedim diye benimle bütün ilişkisini kesebilen birinden ne beklenir ki. Koskoca iki senenin hatırımı. Kes şunu.

Neyse işte. Ben kahveyi yeğlerdim şahsen. Kimi çoğu zaman da çayı.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:50 ÖS

2 yorum  

23 Temmuz 2006


Belli ki özlemedin. Tamam da hiç mi özlemedin.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:27 ÖS

2 yorum  

Keşke daha geç başlasaydım kalbimi kullanmaya, aklımdan çıkarmaya, olduğu gibi kabullenmeye, terlemeye, bir yanı aşka, bir yanı meşke, aklımda tutmaya, yaş akıtmaya, bir bilemedin üç gün geçirilmeye, numaradan gülümsemeye, dinlemediğimi belli etmemeye, kırık dökükleşmeye, dışarı çıkmaya, beğenmeye, bu seferlik böyle olsun demeye, ve daha çoğu şeye. Belki o zaman ufak sıyrıklarla atlatabilirdim yaşamayı. Ne kadar gecikirsem o kadar az dururdum durduğum yerde. Ya da hiç unutmasaydım ilk zamanlarda. Büyük bir aşk için harcasaydım değersiz vaktimi. Bir sefer sevebilenlerden olsaydım. İçim acısaydı. Keşke uzun tutsaydım aşklarımı. Uzun uzun sevseydim. Daha ertesi günü geçti sanıp tekrar deşmeseydim yaramı. Üzülemiyorum bile diyemeseydim. Tekrar tekrar üzülmeyi bilmeseydim en iyi, üzülür gibi görünüp. Keşke dışa vurur gibi yapıp içime atıldığını önceden bilseydim. Çok birikmeseydi. Çok az zaman hissedebilmeseydim bunu içimde. Keşke daha çok düşseydi aklıma. Unutmaktan nefret ettirmeseydim kendimi. Unutamasaydım nefretimi, keşke içimde tutsaydım. Unutamasaydım da artık unutacak başka iş çıkarmasaydım başıma. Anlatabilseydim derdimi. Keşke hiç açmasaydım içimi dışımı birilerine boş yere. Açılamasaydım keşke. Ertesi gün geçecek ufacık bir şeye daha tahammülüm kalmasaydı. Hiç geçmeseydi yaram. Gerçek bir acı çekseydim. Gerçek bir sevinç duysaydım. Yıllarca aynısını düşünseydim bayağılaşmadan daha fazla düşüncelerim.. Diyorum ama biliyorum ki sabah olduğunda ben yine güler yüzümle uyanacağım, orası bir gerçek.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:54 ÖÖ

4 yorum  

11 Temmuz 2006


Yine unuttum.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:43 ÖS

0 yorum  

09 Temmuz 2006


Aldatıldığım her an güzelleştim, en güzel olduğumda en yakışıklısını bulacağım.. Varsa.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:41 ÖS

3 yorum  

12 Haziran 2006


Bir kere görmeyle aşık mı olunurmuş..

Kül kedisinin minderdeki ayakkabıyı taşıyan hizmetkarın ayağına çelme çakarak düşüren üvey kardeşine ne çok benzediğini sana anlatmak isterdim. Kırıldığını ve bir yedeğinin olmadığını. Sanki ayakkabının değil de ayağının kırıldığını, sanki ayağının değil de kalbimin kırıldığını.. En çokta telafi edilemeyenin kırgınlığını anlatmak isterdim sana. Ne kadar bir kötülük ettiğini uzun uzadıya anlatmak isterdim.

Yere düşüp kırılana kadar her şey normalmiş. O andan sonra başlamış asıl kırılmışlık. Kırgınmışta. Yedeği her şey gibi yok olmuş. Tıpkı bal kabağına dönüşmesi gibi arabanın, ayakkabı da bir şeylere dönüşmüş. Daha doğrusu dönüşümün son raddesi olarak tamamen yok olmuş prensin koşarken düşürdüğü ayakkabının öbür tekini eline aldığında saat on ikiyi vurupta puf diye yokoluvermesi gibi daha da açarsak..

Hiçbir şey seyrinde gitmemiş seyirci kalmayınca kül kedisi masal gereği saçmalıklarına. Çok gerçekçi düşünürmüş, bu yüzden de sığamamış bir türlü masalın içine. Koşarken ayakkabısını düşürmemiş ya da geri dönüp düşürdüğü yerden alıp koşturmaya devam etmiş bir külkedisi belki, çok düşünceli.. Ama kesinlikle saf.. Masalın gidişatını değiştirmiş. İzini kaybettirmiş hem de bir iz bırakması gereken yerde.. Artık çok geçmiş.. Kim bulabilirmiş ki izini eşsiz güzelliğini hafızasında canlanırıp yanına alarak.. Ne zamana kadar gözünün önüne getirebilirmiş ki büyülenmiş olsa bile.. Gözünün önünden gitmese bile..

Ana dili gibidir aşk her masalın.. Ne denli gerçek olduğuysa hayal gücümüze kalmıştır, aşk yerini bulduğunda hep son bulduğundan masallar..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:55 ÖS

0 yorum  

09 Haziran 2006


Seni tanıyamamışım sanma. Nerden bilebilirdim içinden başka birinin çıkacağını!?

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:20 ÖS

2 yorum  

05 Haziran 2006


Kendimi yalanlayarak öğreniyorum.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:50 ÖS

2 yorum  

28 Mayıs 2006


Biri çıkıpta dünden daha az ağladığımı söyleyebilir mi? Seni dünden daha az yazıya geçirdiğimi? Beni dünden daha çok sevdiğini söyleyebilecek biri çıkar mı? Kim der ki? Kim ki? Kimse.
Ağlamama dayanamayan biri varsa hemen şimdi söylesin ya da ağlamam bitene dek sussun.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:09 ÖS

9 yorum  

19 Mayıs 2006


Ben şimdi kimin için bakacaktım yeşil yeşil. Tek derdim bu olsa keşke. Bugün günlerden kötübirgün. Dedim kalk dolan. Başa sardıkça kendime dolandım boşa sardıkça. Daha baştan kaybettim. Tanış et. Uğraş didin. Sev sev sev. Sevebildiğin kadar sev. Hepsinden çok sev oldu olacak. Bir de sonra unut unutabilirsen. Karnıma ağrılar girsin istedim ben de n'apayım. Dedim iyi bak etrafına. Sonra ne olacaktı. Elinin körü. Çok mu belirgindim hayata güvensizliğimle. Özellikle kendi hayatıma. Ondan bir şey beklediğim yoktu. Hiçbir şey beklemiyordum. Ne verdi ki bana. Ne almadı ki benden. Verip verip aldığının daha fazlasını kopardım her geçen gün. El emeğimle. Onun verdiği hiçbir şey olmadı bana. Elde var bir dedirtmedi. Pes doğrusu dedirtti durdu. Onu bunu bıraktım da sahiden kime bakacaktım açıp koca gözlerimi. Daha baştan kafamda bitirirken gizlice kurduğum ilişkileri. En başındaydım hikayemin, sonuna vardım mı. Durun bir saniye, sandığınız gibi değil ki, bir sürü ilişkim oldu benim kimsenin bilmediği. Herhangi bir yerde, yolda yürürken parmağımla göstermeden, ayıp dediler çünkü, sessizce düşündüm o anki talihliği. Düşündüm; ben beğendim, o beğendi, ben sevdim, ya da sevdiğime inandırdım kendimi, o da öyle bir şey, ya sevdi ya sevmedi açık açık. Sonra senaryo yazıldı karamsarlığı üzerinde kara kalemle. Zaten hazırda vardı her daim bende ucuzluktan aldığım bir senaryo. Oradan birine oturttum onu bir güzel. Verdim tanıdığım, tanımadığım, bilinç altımın yönlendirdiği içlerinden bir karakteri. Uyuştu mu bilmem. Bence uyuştu. Kavgalar çıkardım sonra beynimde. Küfürler ettirdim onun tarafından kendime. O da ağzını bozmaya hazır. Öyle şeyler söyledi ki kaldıramadım. Ben de söyledim bir bir. Çok geçmeden -herhangi- bir şekilde bitti. Nerde kurduğuma bağlı olarak kurguyu, yolun uzunluğuna, köprü trafiğine, beklediğimin ne kadar geç kaldığına.. Yol bitiyor aşk bitiyor sizin anlayacağınız. İneceğim yere küfürler yağdırdığım da oldu müsait bir yer bulamayıp. Dediğim gibi bazen zamansız bitiyor. Zamansızca aceleye getirip terkediyor beni düşünce aşkım. İşte böyle tüm aşklarım bir çırpıda olup bitti hayata geçirmeye fırsat kalmadan. Hal de kalmadan. İç dünyamı bilen dünyada sevemezken sevebilir mi beni. Çokta merak etmiyorum açıkçası. Cevap beklemeyen sorulardan biri. Çoğunlukla soru işaretini es geçerim ben zaten. Tırstığım bir şey mi var bilmem. Gene çok açık oldum.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:40 ÖS

4 yorum  

28 Nisan 2006


Vursana hadi. Acımadı. Daha sert. Hadi ama. Acımadı işte. En sertin bu kadar mı. Daha hızlı. Acımadı. Acımadı. Acımadı. Daha acıtıcı vuramaz mısın sanki. Neyse boşver.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:48 ÖS

2 yorum  

25 Nisan 2006


Mertliğinden yanına yanaşılmaz benim sevgilimin. Her gün çiçeklerle gelir. Evde koyacak yer bulamam. Pek çok sever. El üstünde tutar. Ama el elden üstündür işte. Zaman zaman o da sevdiğinden üzer. Severken öldürür. Elini bile sürmez yoksa.

Her gün mucizeler yaratır benim sevgilim. Bir gün görmese özler. Defalarca arar, sorar. Mertliğiyle tanınır. Ama işte ara sıra unutur nasıl da sevdiğini, çıkar aklından bir sevgilisi olduğu. Yoksa lafını bile ettirmez ayrılığın.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:03 ÖÖ

3 yorum  

18 Nisan 2006


Dinlemedin ya da ben dinletemedim. Anlamadın. Nah anlatırım bir daha, dinleseydin.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 6:22 ÖS

2 yorum  

15 Nisan 2006


Silsen çöpü çıkıyor silginin silinenlerin karalığını sırtına yüklenmiş. Olmuyor ki. Ne yapsan olmuyor, ille kalıntısı kalıyor hafızandan silinip gidenlerin. En iyisi çıkanları birleştirip yeni ya da eski ne fark eder bir silgi yaratalım, sadece senin kaleminden düşenleri silmiş olsun ama lütfen. Önce bitmesini bekleyelim aynı ebatlarda olması için. Sonra tekrar silinsin, tekrar bitsin, durmadan baştan yaratalım. El emeği olsun. Kağıt parçaları yerine emek harcansın. Böyle böyle saklayalım. Tüm suçunu üstlensin bu silgi yazdıklarının, içinde taşısın sır sır. Hep onun hayatı kararsın. Simsiyah oluncaya dek. Nasılsa en sonunda daha en başında gitmesi gereken yere, çöpe gider; ama sımsıkı tutunmuş parçalarıyla, çöp çöp değil.

Babadan oğula geçen bir şeyin var mı senin? Olması lazım. Herkesin vardır. Hazır konusu geçmişken bir oğlumuz olacak mı? Pembe panjurlu evden hiç bahsetmiyorum. Ona hiç başlamıyorum.

Bugün günlerden ne? Unuttun mu? Yerinde olsam ben de unuturdum. Hep sayısını karıştırmışımdır günlerin. Boşver şimdi, neyse ne, gel ilgi uyandır bende. Duyarsızlığını duyarlıya çevir. Tek tuş yeter bunun için. Hadisene. Bir de şu aralar çok kulaç atayım, hırpalayayım, hıncımı denizden çıkarayım. Nedenim var. Çok nedenim var. Ara verdiren.. Kimin için, ne için uğraşıyorum ki. Git Allah aşkına, uğraşma benle ben.

Günlerden hangisi, ondan haber ver, başlarım pembe panjurlu eve.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:52 ÖS

0 yorum  

11 Nisan 2006


ilk sorudan başladım okumaya önce ama uzun sürmedi.. Arasam mı? Daha onun cevabını verememişken ikinci soruya atladım.. Arasam açar mı? Gururumun kırılıp kırılmamasından geçtim, gurursuzlaşmamak için çabalıyorum. Aslında gurur denmez buna, yanlışlarımın arasına ufak ufak doğruluklar serpiştiriyorum. Yapıyorum.. Yapıyorum.. Yapamayacağım sanırım.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:35 ÖS

8 yorum  

Alttaki soruları niye cevapladığımı merak etmişsinizdir şimdi, hatta bir anlam verememeyi bırak, delidir ne yapsa yeridir düşüncesiyle yaklaşıyor bile olabilirsiniz. Kendi kendime konuşmadım, kendin pişir kendin ye de değil yaptığım. Sobelendim, sobeleyecek kimse de kalmadı. Arkamı dönüp tekrar yüze kadar saymalıyım.. Önüm arkam sağım solum saklanmayan ebe.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:34 ÖS

0 yorum  

1- Tüm bilim adamları (Galileo, Einstein, Newton, Maxwell, Rutherford, Pascal, Buhr) saklambaç oynuyorlar. Einstein sayıyor, diğerleri saklanıyor. Einstein, kimi sobelemiştir?

Newton, Maxwell ve Pascal aynı yere saklanır ve 'önce sen çık, hayır sen' diye konuşurlarken Einstein seslerini duyup üçünü de sobeler.Buhr durduğu yerde çürük yumurta ünvanını kazanır.Diğerleri zaten sayılardan, bilmem nelerden başka şeyden anlamadıkları için oyuna alınmamıştır.

2- Okuduğunda seni en çok etkileyen kitap?

'Sana gül bahçesi vadetmedim'. Ama gün be gün değişir. Başka birini okurum, daha ağır basar, bunun pabucu dama atılır, o bakımdan diyorum.

3- Takip ettiğin dergi?

Hiç olmadı ki. Ama sanırım geçenlerde mutlaka okuduğum bir sanat dergisi olması konusunda beni uyaran, konuşurken ağzı değil, sakalı ve bıyığı açıp kapanan, bıyık altından konuşan adamı alaya almak yerine dikkate almalıyım.

4-Günlük gazete?

Çoğu zaman aklıma bile gelmez, geldiği zamanlarda radikal. O da içinde sadece haber edilecek şeylerin olması bir yana anadan doğmaların olmaması sebebiyle.

5- En yaramaz çocukluk anım:

Bakınız: Yok artık..
Ve inanın ben uslu bir kızdım, sanırım seven ayartırdı beni yaramazlık etmem konusunda. Daha doğrusu bir araya gelince oldu ne olduysa, şimdi de olduğu gibi.

6-Tv yapımcısı olsam yapmak istediğim program?

Yüksek sese tahammülüm yok, bağrış çağrış olamayacağı için de bir dahaki bölüme kalmaz gösterimden kalkardı. Açıkçası hiç niyetlenmedim.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:29 ÖS

4 yorum  

10 Nisan 2006


Uyurken hakikaten ve haddinden fazla kendimden geçtiğimin kanaatine vardım. Uyandırmaya çalışmış -?- ‘’tamam konuşacağız sonra, tamam tamam sonra konuşacağız’’ diye sayıklamışım sürekli, en ufak bir şey dahi hatırlamıyorum. Sonra dün gece de durup dururken, herkes yattığı, elektrikle çalışan her bir şey kapandığı halde ‘’hadi yatın artık, yatın hadi, sen niye tek başına oturuyorsun karanlıkta, yatsana artık’’ diye söylenmiş, hazır uyuyan insancıkları uyandırıp durmuşum, ve gene en ufak bir şey hatırlamıyorum. Erkenden yatıp, sesten rahatsızlık duyup rahatsız olduğumdan çok rahatsızlık verdiğim yetmiyormuş gibi bir de derin uykularındayken bile hem kendi uykumu bölüyorum hem de onların. Allah iyi uykular versin bana, ne diyeyim ki başka.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:45 ÖÖ

2 yorum  

09 Nisan 2006


...

Ben yokken nasıldın?

-B.. gibi.

Nasıl yani?

-Bildiğin b.., koku saçan, kokuşmuş.

...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 1:01 ÖS

2 yorum  

08 Nisan 2006


Yakartop oynamaya başladığımda yedi canım vardı, vurula vurula bir canım kaldı. Onu da kaybedersem üzgünümki hiç canım kalmayacak ve eminimki kısa zamanda bir aşka daha vurulup can çekişeceğim.

Keşke istop oynamayı hiç bırakmasaydım da yakalanan hep ben olsaydım.. O daha adil bir oyundu sanki, üstelik rengarenkti..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:00 ÖS

0 yorum  

07 Nisan 2006


Her sabah yarım saniyeyle kaçırdığım çift katlı otobüsü, her daim aynı saatte, aynı noktada duran çocuğa kelimelerin yeriyle oynamadan ‘’afedersin, çift katlı geçti mi’’ diye soruşum ve her defasında ‘’kafa sallama’’ yanıtını alışım içimden ‘ben bu anı daha önce yaşamıştım’ dedirten.. Birinden inip diğerine binecekken otobüsün, aradaki yürüme mesafesince çiğnemeden yuttuğum simidin susamlarının dişlerimin en ücra köşelerine girmiş olabilme ihtimaliyle herhangi birini görüp tebessüm etmek zorunda kalma –en büyük- korkum.. Bütün saniye farklarının birlik olup beni okula geç bırakmasının verdiği bozuk ağız.. Asıl bağlamaya çalıştığımsa, şu an aklıma gelmeyen onca –hay- aksiliğe rağmen kinder buenonun üç gram etmeyen ağırlığıyla hayatımı yaşanılır hale getirmesi.. Mutluluk iksirim yalnızca sütten kakaodan bir çikolata. Yumurtadan çıkan sürpriz hediyelerde gözüm yok. Şimdilik.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 7:18 ÖS

0 yorum  

Kıymetimi bilemedi o gün. Bugün de.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:30 ÖÖ

5 yorum  

04 Nisan 2006


Kalktım. Gözaltı torbalarım hiç olmazdı aslında. Ya da gözardı ederdim. Sevmedim yüzümü. Uykusuzluğuma kahve, mutsuzluğuma sigara bu sabah. Aç karna içmezdim aslında. Sevmedim yüzümü, gözümü.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:40 ÖÖ

3 yorum  

30 Mart 2006


Hayatımız boyunca hep, çalmayan telefon numaralarına aşık olduk..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 8:49 ÖS

5 yorum  

 
>