Oyunlarımla akılda tutmayı öğrendim.. Lades tutuşmayı. Oyuncuların bir kısmı aklında tutamadığı için lades olan, bir kısmı hiç aklından çıkaramayan.. Zamana yenilen ve yenilmeyip lades yapan..
Daha o zamanlar belliymiş ne olacağım. Her verileni hiç düşünmeden alacağım. O kadar da savaş verirdim lades olmamak için. Ama yok en sonunda yine alırdım elinden ne verse. Baktım olmuyor, savaşmayı bırakmıştım.
Sonra sonra tutabildim aklımda, onu da zamanla öğrendim..
Git gittiğin yere, ister ters istikametime, ister önümden yürü, istersen de arkamdan, kalabalığa karışalım, kafamızı kaldırınca tanımayalım birbirimizi, tanıdığımız ne malum diye geçirerek içimizden.. Ne yenil ne yenilme, hiç bitmesin kemiği kırayım derken beni iki parçaya ayırıp başlattığın bu oyun, büyük parçası da sende kalsın, küçüğü de, ne ben bir şey uzatayım sana ne sen al elimden onu, öylece sürsün gitsin, ama benim AKLIMDA..
31 Temmuz 2006
26 Temmuz 2006
Çevirmeli telefon kullanır gibiydim.. Yanlış numara çevirip hep baştan çevirmek zorunda kaldım. Küçük rakamlar yoktu. Dokuzluydu. Daha bir zorladı. Parmağım erişmedi ve bazen. Son anda geri çevrildi tam numara düşecekken. Aslında gibisi fazlaydı o günlerde..
Sigaranın yanına en iyi ne giderdi.. Çay mı, kahve mi..
Bir ‘He’ demememe bakıyormuş benimle ilişiği. Kişilik edinememiş iki bacaklılar var hala hayatta. Kıronun önde gideninin dahi kişiliği oturmuşken. Yadırgamamak lazım. Ömrünce süren bir kişilik sapması belki de kişiliksizlikteki. Yer edinememe. Kendine haslıktan nasibini alamama. Ama en çok canımızı sıkan şeyler o kişilerin başı sonu olmaksızın altından çıkmıyor mu? Kişiliksizliği kişi yerine koyabilir miyiz, o da bir tür kişilik meselesi mi bilemiyorum şimdi. ‘He’ demedim diye benimle bütün ilişkisini kesebilen birinden ne beklenir ki. Koskoca iki senenin hatırımı. Kes şunu.
Neyse işte. Ben kahveyi yeğlerdim şahsen. Kimi çoğu zaman da çayı.
Keşke daha geç başlasaydım kalbimi kullanmaya, aklımdan çıkarmaya, olduğu gibi kabullenmeye, terlemeye, bir yanı aşka, bir yanı meşke, aklımda tutmaya, yaş akıtmaya, bir bilemedin üç gün geçirilmeye, numaradan gülümsemeye, dinlemediğimi belli etmemeye, kırık dökükleşmeye, dışarı çıkmaya, beğenmeye, bu seferlik böyle olsun demeye, ve daha çoğu şeye. Belki o zaman ufak sıyrıklarla atlatabilirdim yaşamayı. Ne kadar gecikirsem o kadar az dururdum durduğum yerde. Ya da hiç unutmasaydım ilk zamanlarda. Büyük bir aşk için harcasaydım değersiz vaktimi. Bir sefer sevebilenlerden olsaydım. İçim acısaydı. Keşke uzun tutsaydım aşklarımı. Uzun uzun sevseydim. Daha ertesi günü geçti sanıp tekrar deşmeseydim yaramı. Üzülemiyorum bile diyemeseydim. Tekrar tekrar üzülmeyi bilmeseydim en iyi, üzülür gibi görünüp. Keşke dışa vurur gibi yapıp içime atıldığını önceden bilseydim. Çok birikmeseydi. Çok az zaman hissedebilmeseydim bunu içimde. Keşke daha çok düşseydi aklıma. Unutmaktan nefret ettirmeseydim kendimi. Unutamasaydım nefretimi, keşke içimde tutsaydım. Unutamasaydım da artık unutacak başka iş çıkarmasaydım başıma. Anlatabilseydim derdimi. Keşke hiç açmasaydım içimi dışımı birilerine boş yere. Açılamasaydım keşke. Ertesi gün geçecek ufacık bir şeye daha tahammülüm kalmasaydı. Hiç geçmeseydi yaram. Gerçek bir acı çekseydim. Gerçek bir sevinç duysaydım. Yıllarca aynısını düşünseydim bayağılaşmadan daha fazla düşüncelerim.. Diyorum ama biliyorum ki sabah olduğunda ben yine güler yüzümle uyanacağım, orası bir gerçek.
09 Temmuz 2006
Aldatıldığım her an güzelleştim, en güzel olduğumda en yakışıklısını bulacağım.. Varsa.