26 Ocak 2012


Ne zaman isteğimin önüne zamanı oturtsalar bir korku sarıyor ki beni sormayın, ben yine de söyleyeceğim ama: Beklemek hiç bana göre değil. Depremler olacak, seller basacak, kıyametler kopacak gibi geliyor o gün gelene kadar.

Ne zaman istemediğim önüme çıksa bir koku salıyor ki sormayın, söylemeye gerek yok. Bu arada zamanın çok çabuk geçtiğini farkettiğimden beri zamanla geçecek şeyler için çok fazla kafa yormuyorum demiştim ya, yalandı. Sorsan bir sürü sebep gösteririm, geçerli bir sebebin var mı elinde dersen ellerimi arkama saklar hangisi derim. Ben de bilmiyorum ki. Genelde sınırda kalıp geçemediğinden sebeplerim. Ama inanıyorum, eninde sonunda biri de beni anlayacak ve/veya isterim ki sen anla.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:21 ÖS

0 yorum  

18 Ocak 2012


Gözü kapalı atlarken teklifinize paraşütün açılmama ihtimalini öyle bir es geçmişim ki rüzgar hatırlatmasa hiç hatırlamayacaktım çakılırken yere. Bu bir işaret olmalıyla başlayan her sözün hakkını veriyor şimdi haksızlığınız. İşaretleri takip ediyor olsaydım sanmıyorum bugünden daha ileride olacağımı; çünkü bilirsiniz zaman sabittir ilerlemek konusunda.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 2:11 ÖS

0 yorum  

17 Ocak 2012


Ağza alınmayacak küfürler sarf ediyoruz. Bir ondan bir bundan laf yiyor, derinliklerimize iniyoruz. Hayatta indiriyor bir yumruk yetmezmiş gibi. Çaydanlıkta su var herkese yetecek kadar fakat yalnız demini içinler de var hayatta. Bu yüzden kimine az kimine çok kimine hiç düşüyor. Saklambaç oynamayı huy haline getirmiş yüzlerimiz gün yüzü göstermiyor. Çocuklukta edinilmiş, aileden gelen dayak usulü. Çocukluktan kalma bu izler. Ağzı laf yapanı başa geçiren de bizler değil miyiz. Sonra lafta kalıyor tüm vaatler. Olsun o kadar. Nasıl olsa dili pabuç kadar. Biz de dilimizi ısıralım hala durumlar iyiye gidiyormuş gibi. Üstelik hepsi de göbekli, hepsinin maşallahı var. İşte belli ediyor kendini yiyenle yemeyen. Başımızın eti de mezelik onlara rakı eşliğinde. Sorunlarımıza çarenin yine bizden birinin getireceğine inanır, biri çıkıp sizdenim demeye görsün tav oluruz hemen. Ama atladığımız bir şey var, halkın içinden çıkanı başa getirsek ne olur, çıkmış bir kere halkın içinden, karışır mı bir daha aralarına. Boş vaatler bunlar boş. Kendi ellerimizle doldurmaya çalışıyoruz dolu olanı seçmek yerine. Haksız da sayılmayız hani, dolu olan da dolduruşa geliyor iki çift söze. Ciğeri üç kuruş etmeyene köfteleri yedirdikçe daha çok çekeriz bu sıkıntıları. Beklerken beklerken ecel gelir, hatta ecelden önce yolsuzluktan doğan bir ölüm çıkagelir. Yoksa hala sandığa sadece oyunu mu attığını sanıyorsun. Kendini, benliğini, her şeyini oyunu kullandığının ellerine bırakıyorsun haberin yok. Durum böyle olunca da milletimizi ellerine bıraktıklarımızın elinde kalıyoruz hiç şüphesiz.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:00 ÖÖ

0 yorum  

16 Ocak 2012


Tarih gecenin kaçı ben burada durmuş daha yeni başlıyorum yıla. Kusura bakmayın ancak hazmedebildim. Geri kalan yılın yalanları öyle boldu ki bittiğine inanamadım. Kusur aramayın hepsini örtbas ettim. Jet hızıyla geçip giderken yetişemediğim bir tek hızınız olmasa da tek tek geçtim üzerlerinden. Kusur kalmayın sizi de affettim. Dudaklarınızdan ses vermeden dökülenler yüzünden belki de sökmüşümdür okumayı. Renk vermeden okumak içindir dudaklarınızı belli mi olur. Kokmasın diye tuzlayıp kurumaya bıraktığım iki ölü denizatının karıştığı kayıplardayım rüzgarla uçup. Çocukluğuma damgasını vuran her olayda olay yaratırım hayatıma bugünlere bağlayıp. Sizi sevdiğime tahmin yürütürken daha önceki her yanılgıya, her cayışa, her unutuşa beyaz bayrak çıkarır kalp yetmezliğim. Sonradan görmedir gerçeklerim. Sayılar paraya dönüşecekse ayrı yazılır, bağlaçlar ise ayrı yazıldığında anlam bozuluyorsa bitişik; konumuzla ilgisi yok ama beynim yıkansa çıkmayacak lekelerdir bildiklerim. İlle de bir yere bağlamak gerekirse hiç iz bırakmıyor bende hislerim. Diyelim ki beni aldattınız, ruhum duymasa da hissederim. İçim geçerken ağırdan alıyorum lafınızı. Netliğini elinden tutup dolaştırıyorum bulandıkça sahibi olamadığım fikirlerim. Bin kere de geçseniz içimden, gelseniz de, kaçıp gitseniz de içimden; sizi suçlamıyorum. Birbirimize giriyoruz ben, ben ve ben böyle zamanlarda. Sizi kesinlikle suçlamıyorum. Ne olmuş buysanız ve ne olmuş bula bula sizi bulduysam. Bilmem belki hiç kaybetmemişsem. Ne olmuş ve ne olamamışsa bana bırakın gidin siz. Bana batan rahatınız siz gidene kadar. Gitseniz rahatlayacağım. Ağlamaklı sözlerim uçarsa diye bu yazı. Aslında hiç gidin istemem ama ben de böyleyim işte, siz değilim ki gittiğinizi görmeden rahatıma bakayım. Sırası hiç bozulmayan giysi dolabım gibi şaşmaz benim gidişatım, sizlerin gidişatı desek daha yerinde olur her ne kadar yerinizde durmasanız da. Gitmeyi konu edinmişim ben. İşlemişim bir güzel. Şimdi siz diyeceksiniz ki beni sevmediğinizi belli edecek bir şey. Şimdi siz diyeceksiniz ki benimle ilgilenmediğinizi gösterecek bir şey. Şimdi siz diyeceksiniz ki beni istemediğinizi kanıtlayacak bir şey. Şimdi siz hep benim aleyhime konuşacaksınız. Bende bu böyle. Ve ben böyle oldukça hep başıma getireceğim şimdiki zamanlarımı. En iyisi mi şimdiden gidin siz ben kapıyı açık unutmadan.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:02 ÖS

0 yorum  

Not

Eski bir dosta yazılmış eski bir not:

Öyle ağdalı sözler etmeyeceğim. Çok önemlisin benim için. Kısa ve net. Şu an yaşadığın hayat çok acı çektirdi bana vakti zamanında. Canım çekmiyor o yüzden de. Ama sen yaşa. Ben katılamazsam kızma bana. Ne yadırgar ne dışlarım. Ne de önüne çıkarım. Ama şunu bilirim ki yaşarken seni mutlu eden o kısa anlar sonrasında yumruk gibi çıkıyorsa karşına, her defasında daha sert bir mutsuzluk kalıyorsa eline emin ol yolun sonunda o güzel ama çabuk biten şey yanına yakışmayacak derecede şiddetli bir mutluluk bekliyor olacak seni. Bir kmde bir bin artan. Ne zaman deme. Hak etmekten geçiyor bu yol.

Önce kusurlarını bul.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 5:38 ÖS

0 yorum  

 
>