17 Ocak 2012


Ağza alınmayacak küfürler sarf ediyoruz. Bir ondan bir bundan laf yiyor, derinliklerimize iniyoruz. Hayatta indiriyor bir yumruk yetmezmiş gibi. Çaydanlıkta su var herkese yetecek kadar fakat yalnız demini içinler de var hayatta. Bu yüzden kimine az kimine çok kimine hiç düşüyor. Saklambaç oynamayı huy haline getirmiş yüzlerimiz gün yüzü göstermiyor. Çocuklukta edinilmiş, aileden gelen dayak usulü. Çocukluktan kalma bu izler. Ağzı laf yapanı başa geçiren de bizler değil miyiz. Sonra lafta kalıyor tüm vaatler. Olsun o kadar. Nasıl olsa dili pabuç kadar. Biz de dilimizi ısıralım hala durumlar iyiye gidiyormuş gibi. Üstelik hepsi de göbekli, hepsinin maşallahı var. İşte belli ediyor kendini yiyenle yemeyen. Başımızın eti de mezelik onlara rakı eşliğinde. Sorunlarımıza çarenin yine bizden birinin getireceğine inanır, biri çıkıp sizdenim demeye görsün tav oluruz hemen. Ama atladığımız bir şey var, halkın içinden çıkanı başa getirsek ne olur, çıkmış bir kere halkın içinden, karışır mı bir daha aralarına. Boş vaatler bunlar boş. Kendi ellerimizle doldurmaya çalışıyoruz dolu olanı seçmek yerine. Haksız da sayılmayız hani, dolu olan da dolduruşa geliyor iki çift söze. Ciğeri üç kuruş etmeyene köfteleri yedirdikçe daha çok çekeriz bu sıkıntıları. Beklerken beklerken ecel gelir, hatta ecelden önce yolsuzluktan doğan bir ölüm çıkagelir. Yoksa hala sandığa sadece oyunu mu attığını sanıyorsun. Kendini, benliğini, her şeyini oyunu kullandığının ellerine bırakıyorsun haberin yok. Durum böyle olunca da milletimizi ellerine bıraktıklarımızın elinde kalıyoruz hiç şüphesiz.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 12:00 ÖÖ

 

0 yorum:

 
>