12 Haziran 2006


Bir kere görmeyle aşık mı olunurmuş..

Kül kedisinin minderdeki ayakkabıyı taşıyan hizmetkarın ayağına çelme çakarak düşüren üvey kardeşine ne çok benzediğini sana anlatmak isterdim. Kırıldığını ve bir yedeğinin olmadığını. Sanki ayakkabının değil de ayağının kırıldığını, sanki ayağının değil de kalbimin kırıldığını.. En çokta telafi edilemeyenin kırgınlığını anlatmak isterdim sana. Ne kadar bir kötülük ettiğini uzun uzadıya anlatmak isterdim.

Yere düşüp kırılana kadar her şey normalmiş. O andan sonra başlamış asıl kırılmışlık. Kırgınmışta. Yedeği her şey gibi yok olmuş. Tıpkı bal kabağına dönüşmesi gibi arabanın, ayakkabı da bir şeylere dönüşmüş. Daha doğrusu dönüşümün son raddesi olarak tamamen yok olmuş prensin koşarken düşürdüğü ayakkabının öbür tekini eline aldığında saat on ikiyi vurupta puf diye yokoluvermesi gibi daha da açarsak..

Hiçbir şey seyrinde gitmemiş seyirci kalmayınca kül kedisi masal gereği saçmalıklarına. Çok gerçekçi düşünürmüş, bu yüzden de sığamamış bir türlü masalın içine. Koşarken ayakkabısını düşürmemiş ya da geri dönüp düşürdüğü yerden alıp koşturmaya devam etmiş bir külkedisi belki, çok düşünceli.. Ama kesinlikle saf.. Masalın gidişatını değiştirmiş. İzini kaybettirmiş hem de bir iz bırakması gereken yerde.. Artık çok geçmiş.. Kim bulabilirmiş ki izini eşsiz güzelliğini hafızasında canlanırıp yanına alarak.. Ne zamana kadar gözünün önüne getirebilirmiş ki büyülenmiş olsa bile.. Gözünün önünden gitmese bile..

Ana dili gibidir aşk her masalın.. Ne denli gerçek olduğuysa hayal gücümüze kalmıştır, aşk yerini bulduğunda hep son bulduğundan masallar..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:55 ÖS

 

0 yorum:

 
>