31 Temmuz 2008


Affet sırtından geçinen bir kalbi. Yemesi aylarca süren bir leş bırakmıştın arkanda. Bitirilmek için çok uğraşılmış, leşi çıkmış bir aşk. Leşini çıkartmıştık. İnan bitirmek için çok uğraştım. Kendi avını yakalayamayacak kadar uyuşuk bir o kadar aciz. Sırtından geçinen bir sırtlan bırakmıştın geride. Günden güne gözünde büyüttüğü avcıydın. Gün geçtikçe devleşen bir cüsse. Sığıntı gibi hissetmekte haksız sayılmazdı kalbine küreklerce gömüp. Korkunun başa gelmesi gerçekçiliğinde, güneşin başa geçmesi dikkatsizliğinde hüzün şaheseriydi. Adı gibi bilirdi her bir damla yaşı. Kaç damla düşeceğini, akarken yüzünün hangi hücresine değeceğini ve ne kadar zamanda kuruyacağını. Bu gereksiz ayrıntılarda nefes alamaz hale gelirdi çoğu kez. Bile bile yaşamaktı. Bile bile yaşamanın acısı kendi etmiş bulmuşluğuyla katlandıkça daha da yaşardı inadına. Nefes darlığı mesafesindeydi bütün hayatı. İki tırnağında bir kırılırdı beklentisi hayattan. Lafa dalıp unutabileceği hiçbir anı olmadı ya da zamanın nasıl geçtiğini anlamadığı biri hiç olmadı yanında. Seçeneği bile yalnızdı, tek bir seçeneği vardı, ya üzülecekti ya da zaten üzülüyordu. Küllerin arasında kül olmuş bir kedi kabakların başka şeye dönüşmediği. Belki toz pembe değil ama çingene pembesiydi gördüğü hayat, her şeyin olurluğuna inandığı, timsahın bile gözlerinin dolabileceğine akıl yürütebildiği. Renk uyumuna bakmadı hiç teni değerken ürperdiyse eğer. Sadece yaşadı. Kurşunsuz bir sevgisi vardı.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 3:58 ÖÖ

 

1 yorum:

Mumdan Kadin dedi ki...

üzgünüm seni o karamsarlıktan çıkartamayacağım çünkü; hayatın çingene, pembeninse hiç olmadığını seninde kulaklarında uğuldayan gerçekler kadar iyi biliyorum. yazık ki aşkın sırtından geçinen sadece sen değilsin. bak yalnız olmadığın bir şey belirdi. üstelik sen küllerin içinde bir kedi kabakların sadece bir kabak olduğunu anladığında kırılan hayallerini benim tiksinerek öptüğüm kurbağaların yakışıklı bir prense dönüşmeyip dudağımda çıkarttıkları sihillerle kıyasla.

 
>