22 Şubat 2007


Boğazına gelişi güzel bir şekilde dizilmiş birkaç defolu sözcükten ileri gidemezken, beni kelime haznendeki sayılı kelimeden alıkoyabiliyorsun demek. Benimse tüm diyeceklerim arkandan bakakalıyor. Saklıyorum en ücra köşelerime daha sonra duymak isteyebileceğini düşünerek. Her ne kadar inanmasa da olabilecekleri harfi harfine düşünmeli insan. Düşündükçe çoğalır, düşündükçe uzar gider açılıp kapanmalı umut dedikleri kendi gözüyle görenin hiç olmadığı tek başına bir anlam taşımayan şey. Abuk ve sabuk gibi. Bir açılır bir kapanır umut, beslenir de beslenir, tıka basa doyduğunda ise kapıyı çarpıp gider. Kapana sıkışır tüm hayatlar. İş güç sahibi olmadan dert sahibi olan beyinlerimiz hep ertesi güne kurar saatlerini. Saat çaldıkça günler sonraya ertelenir. Kapatmak kimsenin aklına gelmez. Kimse kapatıp şu anı yaşama gafletinde bulunmaz. Saat zamanında çalar çalmasına ama kimse de uyanmaz. Önlemini almaz, ertesi gün haplarına kanar bünyelerimiz. Kaldırmak epey zordur bazı şeyleri. Unutmak için ne kadar uyursan uyu, bir o kadar hatırlatır zaman uyanıklık edip sana uyanık olduğun her an geçenleri. Bir bir söylerler sen ne kadar gizlemeye çalışsan da, mutlaka biri çıkar, şikayet eder. Bir çırpıda silip süpürdüğümüz, özele indirgeyemediğimiz her aşkın altında ezilmeyi alışkanlık haline getirmişiz. Hadi hadi hemen yaşayalım hiç zaman kaybetmeden tüketelim, der gibi. Kendimizi kaybetmişiz zaman kaybetmemek için hızla hareket ederken. Oysa ki kaybedecek zaman yokmuş. Çünkü zaman diye bir şey kalmamış. Ne zamandır yokmuş zaman bak onu bilmiyorum ama. Bir nevi küllükte kendi kendini içen bir sigaradır artık parmak hesabı yaparken geçen zaman. Kanlı bıçaklı olduğumuz geçmişimizse gün yüzü göstermiyor gözden kaybolacak kadar gerilerde de kalsa. Araya sıkıştırıyoruz varla yok arası bir şeyleri, geveliyoruz ağzımızda geviş getirir gibi. Bir şeyler söylüyoruz öyle ortaya, sonra da çıkıp biri üstüne alınsın diye beklemekle geçiriyoruz günlerimizi. Her şey beklemekten geçiyor. Sabır demişler. Baş tacımız etmişler sabrı. Hafıza kartının eksikliğini duymuşuz bilmem kaç mb. Hap etkisi yaratan düşüşlerden birini gerçekleştiren tüm erkeklerin soyunu çürütmek için daha ne kadar zamanımız var? Dünden ıslamayı hep unuttuğum marifetlerimin olduğunu sana hiç söylemiş miydim? Aldırış etme, olacak, az kaldı, ama önce tekrar elden geçirmelisin, azının gidip çoğunun kaldığı görülmüş müdür hiç. Gittikçe yabanileştik yanlış seçeneği işaretledikçe. Bazı şeylere akıl erdirilemeyeceğini kabul edemedik bir. İnatla anlamaya çabalarken aklımızın ermediğini akıl etmeyi unutmuşuz başka şeyleri. İşin içine girmeden anlaşılmaz denilmiş, girmiş, çıkamamışız işin içinden. Sonra aklından çıkmadan akıldan atılmazmış kimse. Sen n’apmışsın? Daha birini aklından atamazken diğerine sulanmış. Doymuşsun ama gözün doymamış. Daha sözümü bitirmeden bakıyorum ayaklandık? İlk harfini at, sonra sonuna öbürünün son hecesini ekle tamam işte. Al sana bir çıkış yolu daha. Güle güle kullan bu dediklerimi. Sözcük dağarcığını da genişlet bari bir işe yarasın, boş boş oturma. Hayaller kur sonra oturduğun yerde lafı gevelemeden, ama sakın unutma sen de benim gibi dünden ıslamayı olur mu?.. Tamam o zaman.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:26 ÖS

 

4 yorum:

seven dedi ki...

yürü be.

Adsız dedi ki...

Saygıyla eğiliyorum önünde bravo,
Böyle kararlı sıra cümleler kuzum sen öğretmenlik felanmı okuyosun ? öyleyse şaşırmam yani :))

Adsız dedi ki...

bu cümleler gibi yaşasan :) süper olcak herşey. süper olmuş bence tam süper.

kıyıköşeyazı dedi ki...

Saç telimden parmak ucuma kadar yaşıyorum, gösteremiyorum.

 
>