30 Mart 2007


Övünecekken sınıf arkadaşlarımın annelerine, ataç bile kullanmaz benim kızım, derdi annem, defterinin yanları hiç kıvrılmaz, inci gibidir yazısı, diye eklerdi. Gün arkadaşları ise odasına çekilen, kendi başına sessiz sedasız bebekleriyle oynayan bir kız olarak bilir. İlkokul hocam, kızımız çok uslu ama ne zaman ders anlatmaya başlasam çantasını topluyor, derdi benim için. O zamanki aklımla hep şunu düşünürdüm, Barbie mi Sindy mi? Ben Barbie’yi tercih ederdim ama Sindy’i tercih edenler çoğunluktaydı. Sonra her ramazan kapımızı çalan hakikaten kibritçi kız olan kızı düşünürdüm, on bir ayın sultanı dışında n’apıyordu bu kız, kibrit satamazsa ne içer ne yerdi. Ne yaparsam yapayım içimden sayardım yapana kadar. Sayarken nerede kaldığımı unutacak kadardı fakat hafızam. Olmadık şeyleri hatırlardım ama şu an da olduğu gibi. Bir ayağımın baş parmağına yarı kapalı kadın, öbür ayağımın baş parmağına saçı sağ yana taralı adam suratı çizerdi annem, ben de hep tuttururdum yine çiz yine çiz diye. Bana şunu getir dediklerinde önce davranıp benden başkası getirmişse eğer, alır onu yerine geri koyar tekrar gidip getirirdim, yoksa çenemden kurtulamazdı kimse. Bugs Bunny başladığında hep havuç çekerdi canım. Bir gün annem mutfakta havuç rendeliyordu, az ağlamamıştım Bugs Bunny öyle yemez yapma diye. Çocuk aklı işte. İspiyoncu, müzevirci kısacası aynı anlama gelen bütün kelimeleri sırasıyla bağırırdı yüzüme ablam, gururuma dokunurdu o zamanlar bile, değilim derdim, bileğimi tutup bükerdi, ben de anneme gider o dediğinden yapardım. Ne zaman film izlemeye kalksam orta yerinde mutlaka şunu yaşardım, gözlerini kapa derdi annem de babam da ayıp sahnelerde, her türlü sese duyarlı olmuşum bu yüzden..

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 9:36 ÖS

 

0 yorum:

 
>