16 Temmuz 2007


Eski yıllara ait, yıllanmış aşklar duygularını cenaze törenlerinde açığa vururlarmış. O güne değin yaşanmış her şey sanki bir sır açığa çıkmayı çokta beklemeyen. Kendinden emin. Eski yıllara aitleşmiş sahici aşklar. Yorgunluk üzüntüyü aratmazmış yolculuklardan, bir şehirden başka şehre geçişlerden. Çarpacak bir katsayı bırakmadık ki mutsuzluğu, kaçla çarpsak da denk gelmediğinden. Baştan sona kuşe kağıda olsun diye hayatları, başkalarının hayatına mal olan hayatları var kimilerinin, ama bizim onlara diyecek bir şeyimiz nedense yok. Uzun soluklu zamanlara nefesimiz yetmez olmuş, keşke duvara toslasak da geri tepsek, geriye döndürebilsek gereksizliklerle doldurduğumuz, nefesimizi boşa harcayıp anlatmaya çalıştığımız bazı anları. Hala bile aradığımız kişiye hiçbir an ulaşılamıyor bu karışıklığın içinde, çeken bir yere gidilse bile. Görmeyince felçli gibi olduklarımız var bir de, hiçbir şey yapasımız gelmez görmeden, o ise anlamaz. Yanındaki halini alıp ters çevirse anlayacak ama anlamazlıktan gelmese.. Hiçbir ilişkide bitişik yazılmıyor isimler bu devirde, herkesin kendi hayatı oluvermiş bir tek sandığımız hayat. Sahipsiz sevgilerden usanmış, sahici hayallere dalmışız. Zaman geçerken uğradımlarla geçiyor bilmiyor musun sanki, bilmiyorsan al karşına saati bak dur, nasıl da atıyor tik tak diye diye kalbinin bir sonraki atışına sıra gelmeden. Hepimiz birer külkedisi oluvermişiz; bugünlere yetiştirebilsek işleri yarınlara katılabileceğiz.. Tabi kötü kalpli kardeşlerimiz de cabası.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:03 ÖÖ

 

0 yorum:

 
>