Söze başlamadan önce etrafıma bakınıyorum. Okumasını istemediğim birileri olabilir. Leblebi tozu lezzetinde ve zararında boğazıma her kaçışında bir adam. Bir söyleyip bin düşünmem zannetmesinler ki önceden düşünmediğimden. Yanına yüzbinlerce sıfır eklerim düşüncelerimin de öyle alırım yol. Olaylar çoktan, hiç yoktan sonuçlanmış. Arkasından bakmak kalmış, baka-kalıyorum ben de. Boş kağıt vermek iyidir bazen soruya soruyla başlayıp sonunu getiremedikten sonra. Kalbi atmayan ilişkide üçüncü kişi olup kalp atışlarını duyuramadıktan sonra.
Saati kurmadan uyanmıştım. Daha yataktan çıkmadan toplamaya başlayarak yatağımı, yirmi dakika sonra kapıda bulmuştum kendimi. Koştura koştura yetiştiğim tabakhaneye daha varmadan anlamıştım. Erken uyanmıştım meseleye. O aşkta galip olamayacaktım; teslim oldum.
İşte tam o an aşkın neresinde durduğumu, onca yıldan, onca aşktan sonra ne tarafta durmam gerektiğini anladım. Beynime mi yoksa kalbime mi daha yakın durduğunu anladım. Anladım ki orta bir yerdeydi. Hatta iki eşit parçaya ayrılıyordu. Taraf tutmuyordu benim aşkım, tarafsızdı. Adildi. Hakettiği değeri veriyordu her kim olursa olsun.
Bunu anladığımda, yani otuza beş kala, yakında her şeyin yerli yerine oturacağını anladım. Duygularımın, düşüncelerimin, bütün hayatımın. Eh tabi çok uğraşmıştım bunun için. Az buz şeyler yaşamamıştım. Ne çok erken başlamıştım ne çok geç anlamıştım. Kısa zamanda hadsiz hesapsız yaşayarak anlamıştım. Çok kısa bir zamana sığdırmıştım hepsini. Pişman değilim, övünmüyorum da. Ama şunu biliyorum ki yaşamalıydım, yaşayacaktım ve yaşadım.
Kalabalık ortamlardan tek tük insan kaldı geriye. Birkaç iyi dost. Birkaç eski dost. Ama annem her zaman var. Her zaman vardı. En olmaması gereken anlarda bile bir telefonun ucundaydı. Bazen açılmayan telefonlarda. Bazen sessiz bir yere gidip konuşulanlarda, bazense bütün herkes susturulup. Evet vardı. İyi ki de vardı. Herkese annesi başka gelir, öyle bile olsa yineliyorum iyi ki o benim annemdi.
İki gün öncesine kadar küçük bir kızdan farkım yoktu. Aşkın düşürdüğü ıq hangi yaşta olursan ol küçültüyor yaşını. Bir çocuk gibi savunmasız, bir yetişkin kadar feleğin çemberinden geçmiş oluyorsun. İnce uçlu bir kalem aşk, büyüdükçe daha incesini kullanmayı öğreniyorsun, kolaylaşmıyor, yaşın gereği zorlaşmıyor da, alıştıra alıştıra. 0,9 dan 0,3 kadar gidiyor. Ama her uç bir yerde bitiyor.
Tıklım tıkış, duman altı, karanlık ve yüksek ses geçici duyma bozukluğundan çok daha kalıcı izler bırakır insan hayatında. Daha doğrusu çok şeyi orada bırakırsın müzik sustuğunda. En hafif etkisi kapalı ortam fobisi. En ağırını kaldıramazsın zaten. Açık yerlerde oturmayı seviyorum şimdi. Üşümüyorum kolay kolay. Daha az nefes alıp veriyorum. Daha az yanıyor gözlerim ve daha az sulanıyor. Her şeyi aza indirgedim duygusallık dışında. Bazıları duygusuzlaşır bazısı da benim gibi sıkı sıkıya bağlanır onlara. Bırakıp gitmek yerine sahip çıkar. En duygusuz anımdan bile onlarca, binlerce anlam çıkardım hep. Hep bir anlam kattım. Halime üzülen, saflığıma laf eden çok oldu ama ben memnun oldum. Cin olmaktansa saf kalayım istedim. Kimseye de bir şey demedim.
Yapılmayacak şeyler yaptım. Şimdi düşününce gülüyorum. Güldüğüme seviniyorum, gülebildiğime. Hiçbir kutuyu atamayışıma, hala devam eden onlara duyduğum sevgiye, olur olmaz konuşmalarıma, insanları kahkahaya boğuşlarıma, erkekler için düştüğüm hallere, aşklarımın saçmasapanlığına, dil din ırk ayrımı gözetmeyişime, sorularıma sorunlarıma, inandığım gerçekdışı gerçeklere ve insanları da öyle olduğuna inandırışıma, kıyafetlerime, değiştirdiğim sayısını karıştırdığım kadar eve, işe ve... Hatırladıkça yazacağım daha bitmedi.
Çocukluk aşkım geliyor aklıma, onların ilki. Çok garip geliyor. Daha ilk günden, o zamandan belliymiş aşktaki özverili tarafın hep ben olacağı. Bahçeli evi vardı, arkadaşlarımı toplayıp gitmiştim. Oyun oynamaya çağıracaktım. Adını seslenirken başımı merdivenlerin sivri yerine çarpmışım, kanamaya başlamış, hiç farkında değilim. Çıktı kapıya, bana baktı, başın kanıyor dedi, o an farkına vardım yüzüme doğru akan kanın. O kadar kendimde değildim. Canım yanıyor, yanmış ama ben onun bile farkında değildim. O sırada tek hissettiğim ilk aşkımdı.
Ama yine de; kapıyı çarpıp gitmek iyidir bazen elin tokmağa uzandıktan sonra. Kalbi durmuş ilişkide kötü olmayı göze alıp kalbin tekrar çarpabileceğini hatırlatamadıktan sonra.
18 Kasım 2011
Gönderen
kıyıköşeyazı
zaman:
1:49 ÖS
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder