Tam altı yıl önce, -zamana bak sen nasıl da geçmiş- tam tamına altı yıl önce elektrikler kesilmişti ve biz aşık olmuştuk, elektrik kesintisine ayak uydurmuş gibi aniden oluvermiştik, çok sonra kabul etse de o bunu. Neyse ilişkimizin başlamasıyla bitmesi arasında çok küçük bir zaman dilimi vardı. Ama aşkımızın başlamasıyla bitmesi epey zamanımızı aldı. En başından başlıyorum anlatmaya.
Bir gece hep gittiğim bara gittim o yine oradaydı, görmüşlüğüm vardı daha önceden, bir ara arkadaşım canımı sıktı, ağlıyordum -ah kör olmayasıca ben-. Yanımdan geçerken ağladığımı gördü, yere düşmüş melek harelerinden birini eğildi aldı, başıma koydu, 'melekler hiç ağlar mı?' dedi. -Sonraki 365 gün gözümün yaşına bakmasa da güzel bir andı. Geri kalan 6 saatinde güldürmüştü evet. Çilek alırken yanında pudra şekeri de alması çok düşünceli bir hareketti mesela. Ve kısa süren ilişkimizde yanıma her zaman çiçekle gelişi de.-
Devam ediyorum; sonra yanımdan her geçtiğinde gülümsemeye başladım, ve bir daha yanımdan geçiyordu ki elektrikler kesildi, bütün elektriği üzerimize çekmiş de olabiliriz, bizim aramızdaydı o sırada. Göz gözü görmüyordu, her yer kararmıştı ama diğer beş duyum yerindeydi, hissetmiştim öptüğü anda o büyük aşkı.
Sonra birkaç hafta süren mutluluktan ölmelerim, yerini mutsuzluktan ölmelere bıraktı, ilişkimiz devam edecekti yani birkaç farkla. Ayrılmak istediğini belli etti, ben de zorla söylettim. Ama bana göre büyük aşk ya, bilmişlik taslıyorum kendimce ya... Geç olmuştu eve bırakmak istedi. Yürüyoruz İstiklal'de, ben durmadan 'git şuradan, bırakma beni, istemiyorum' saydırıyorum, 'madem ayrılıyorsun bırakma bari'. Meydana kadar böyle gitti, meydanda iyice çileden çıktım, pata küte giriştim. O benim canımı yaktı ya, ben de onun canını yakacağım ya... İtekledim sonra döndüm gittim. Gelemedi peşimden, canı yandığından değil tabi, daha fazla rezil olmak istemedi insanlara.
Neyse ben ağladım zırladım, bir haftaya toparladım, hayatıma devam ettiğim soğuk bir kış akşamında, kestane ve çay huzurunda, tam bir ay geçmişken bir mesaj... -Yapamamış kahretsin.- Öyle yazmıyordu tabi mesajda, nasılsın iyi misin tarzında bir mesaj. Ama ben altında yatan gerçeklerle ilgiliydim o sırada. Duyduklarıma değil gördüklerime inanırım. Bazı zamanlar da gördüklerime değil kendi düşündüklerime.
Görüşmek istedi, görüştük. Bilmiyordum ki asıl eziyetin şimdi başladığını. İlişkimiz bitti, aşkımız başladı. Bir yıl boyunca her cumartesi işkence günüydü. Ama bana nedense haftanın diğer günleri işkence gibi geliyordu. Birbirimizi hiç aramazdık. Görmezdik. Es kaza ben bazı günler dayanamayıp tanıştığımız yani çalıştığı bara geçerken uğradım edasıyla giderdim. -Kalbimi yerinden fırlatıp heyecandan, çıkarken geri sektirirdim. Şaka bir yana kutuplara bırakılmış iguana gibi hiç hareket etmeden dururdum.- Ama nadirdir. Genelde her gün o sokağın önünden geçmeme rağmen geçer giderdim. -İyi dayanmışım.- Her geçtiğimde içimden neler neler geçerdi de ördek tribiyle geçiştirirdim. -Bunu da sonradan söyledi; çok düşünmüş bana niçin aşık olduğunu sonra anlamış ki, çünkü benim başka kimsede olmayan ördek tribim varmış... Neymişim ben.-
Günler günleri kovalarken adam her cumartesi şaşmadan benimle, ama neymiş ilişki istemezmiş, bende de her pazar yalvarışlar yakarışlar... Nuh diyor peygamber demiyor. Aylar böyle geçti. -Ah o zamanı durdurmak için ruhumu şeytanın ellerine bırakıp üstüne de para verebileceğim cumartesileri...- Sonra bir gün festivale gitti, o hafta görüşemeyecektik. -Ki daha önce bir cumartesi arayıp da gelmediği olmuştu, ben önce bara, orada bulamayınca evine kadar gitmiş, bulamamış deliye dönmüş insan. Sebebinin biz konuştuktan sonra kavgaya karışıp burnunun kırılmış olması olduğunu öğrendiğimde bile gelmediği gerçeğine takılmış insan ben.- Neyse festivaldeyken arayıp bir hafta daha kalacağını iletince yakın arkadaşına, ben döndü umutlarıyla görmeye gitmişken o bara, yine deliye dönmüş olacağım ki; öyle bir şey yapayım gelişi olmasın, dönüşüm olmasın ona kafasıyla, hayatımda belki de bir daha olamayacağım, hiç yalan barındıramayacak kadar gerçekten aşık olduğum adam dururken başkasıyla görüşmeye başladım. Ve gariptir ki kum tanesi kadar bile pişmanlık duymadım, ta ki festivalden dönüp bana hiç sarılmadığı kadar sarıldığı ana kadar...
Öyle bir özlemişti, öyle bir özlemişti ki ilişkiye başlatabilirdi bu onu... Her şeyi değiştirebilirdi o özlemle. Aylarca düşünü kurduğum adam haftanın her günü benim olabilirdi. Ama ben çoktan ölmüştüm. Aşk hayatı böyledir. Senin vazgeçmeye yakın olduğun hissine kapılmadan kapılarını açmaz kimse. Eğer ben kırıp dizimi bekleseydim o sarılma gerçekleşmezdi. Ama şu da var ki; eğer ben o sarılışı görmeseydim gözüm açık giderdim o aşktan. Ne olursa olsun, ne olmuşsa olsun o sarılmayı herkesten çok haketmiştim.
Kara haber tez duyulurmuş... Biz yine ilişki kuramadık. Ama görüşmeyi de kesemedik. Bir süre daha öyle gitti. İmkansızı gerçek kılmışken, onunla beni, yani bizi bile aşan, üçüncü kişilerin karıştığı, artık imkansızın ötesine geçen bu durumun gerçekleşmesini bekleyemezdim. Ayıp olurdu imkansızlığa. Dediğim gibi zaten ölmüştüm. Vazgeçmeye yakın olan kararımla aldık başımızı gittik başkasına.
Aradan geçen zaman öfkesini almış götürmüş, biz arada sırada görüşürken bana dedi ki: 'Ben sana çok aşıktım.' -Adama bak! Ben niye öldüm o zaman? Demedim tabi.- Dedim: 'Niye sadece haftanın bir günü görüşüyorduk?', dedi ki: 'Tutuyordum kendimi, ama ancak o kadar durabiliyordum, bir haftadan fazla dayanamıyordum.' -Vay be dedim içimden... Aşık olan ben değilmişim meğer... Yani elinden gelse hiç görüşmeyecek!-
Sonrasında ilişkiler başladı ilişkiler bitti, biz hala görüşürüz arada. Gerçi eskiden yanında ağzımı açmadığımdan yakınan adam şimdi de çenemin düşüklüğünden şikayetçiyse de görüşüyoruz. Hala beni kim üzse ona ağlanırım gördüğüm yerde, ondan çıkarırım hıncımı, neden ben o kadar aşıkken geri çevirdin diye. Hatta son görüştüğümüzde bana: 'Kimse beni senin gibi sevmedi.' dedi. -Beni de dedim, ama içimden... Çünkü bu kadar belli etmeden sevemez başka kimse, öldüm be ötesi var mı?-
Ve şunu da söyleyeyim bir erkekle kadın tam olarak aynı şeyi hissedemedikçe, tam tamına anlaşabilmeleri mucize olurdu. Şöyle bir örnek vereyim; benim artık ona olan duygularımın körelip hiçbir şey göremediği bir günde -ki zifiri karanlıkta bile hissedebilmişken vakti zamanında- geçirdiğimiz vakit için, 'en güzel anlarımızdı o gün' dedi, oysa benim için en kötü anlardı, yanında hiçbir duyguya yer verememek evlat acısıydı... -Erkek değil mi, anlamamış.- Bozmamak için bunu ona hiç söylemedim.
24 Ekim 2012
Gönderen
kıyıköşeyazı
zaman:
1:03 ÖÖ
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder