18 Aralık 2017


Bir dağın tepesine çıkmış, küçük prens ve gül... Önlerinden bir tilki geçti, gül o anda anladı durumu, küçük prens ise güldü geçti. Dünyayı baştan sona dolaşmamıştı henüz.

Bir dağın tepesinde ‘gözleri görmeyen prens’ ve gül... Vaktin nasıl geçtiğini biri anladı, biri anlamadı.  Geri dönmek istediklerinde ikisi de anladı ki, bekçi kulübesini kilitleyip evine gitmişti. Koskoca dağda küçük prens, gül, tilki ve gözleriyle görmeden de inanabilecekleri diğer masal kahramanları.

Bir dağın tepesinde ‘koku almayan prens’ ve gül... İyi ki ufak tefek talihsizliklerden gülünecek şeyler çıkarmasını biliyorlardı; çünkü bilmeseler kar onları sıkıcı bir şekilde uyutabilirdi.

Bir dağın tepesinde ‘kulakları duymayan prens’ ve gül... Tilki ise normalde olduğundan daha suskundu. Belli ki prensin anlayamayacağı şeyler olduğunu düşünüyordu. Konuşmak yersizdi.

Bir dağın tepesinde ‘tat almayan prens’ ve gül... Koskoca dağdan tek bir atkıya dolanmış iniyorlardı. Yol karanlıktı, durup durup gülüşleri ışık tutmasa. Aralarındaki bağ tek bir atkıdan daha fazlasıydı.

Bir dağın tepesinde ‘kalbe dokunamayan prens’ ve gül... Taşınabilir bir yük bindirir gibiydiler kalplerine teoride. Pratikte ise bir şarkı alıntısından ibarettiler.

Bir dağın aşağısına inmiş, “altıncı hissi olmayan prens” ve gül... Gülün gözünde bir anda büyüyen prens, durumu çok yanlış anlamış olacak ki; büyüklere özenip onlara benzemeye çalışarak, tilkiyi son kez daha haklı çıkardı. Gözlerin anlatamadığını sözler hiç anlatamazdı.

Gül ne kör ne kokusuz ne de hissizdi, sadece geçici süreliğine sağır ve bir süreliğine dilsizdi. Altıncı hissiyse yerli yerindeydi... Prens onu ne gördü ne kokladı ne de hissetti, sadece konuşarak konuşturabileceğini sandı. Anlamak istemediği şeyse, başka bir dil vardı gülün anlatmak istediği...

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 11:16 ÖS

 

0 yorum:

 
>