29 Ağustos 2013


Kimi zaman kendimizden öyle ayrı düşeriz, öyle uzaklaşırız ki o an en yakınımızda kim varsa ona mal ederiz, tüm suçlusu olur çaresizliğimizin; oysa tek suçu o an orada olmaktır, bize en yakın olmasıdır. Gidemememiz onun yollamamasından, kalamamamız onun rahat bırakmamasından, sıkıntımız onun üstümüze düşmesinden, sevgisizliğimiz onun sevilesi olmamasından, ilgisizliğimiz hep onun fırsat vermemesinden sanarız. Eksikliği kendimizde aramayız; çünkü bulacaklarımızdan tırsarız. Hatta bazen onun artılarında boğulur, eksikliğimizi daha derinden hissederiz. Onda sevdiğimiz şeylere bile nefret bürürüz. Bizim için yaptıkları arttıkça sinir bozucu bir hal alır, en ufak bir açığını yakalasak hemen yüzüne vurmak isteriz ‘ama sen de şunu yapmadın’ ya da ‘sen de bana bunu yapmıştın’ diye. Aşırı ilgi alaka rahatsız eder; çünkü içten içe bir gün kesilmesinden çekiniriz; çünkü ona kıyasla alışacak çok daha fazla nedenimiz olur; çünkü ödümüz kopar onun dediği olmasından; çünkü ödümüz b.kumuza karışır ipleri ele vermekten; çünkü hiçbir şey yapmayıp her şeyi ondan beklemişizdir uzun bir süre; çünkü alışırız bu süre zarfında. Tanımadan hislerimizin yakınından geçemez, tanıdıkça hislerimizle aramıza mesafeler koyar, tam olarak tanımadan terk ederiz olay mahallini. Kimi hızlı hızlı adımlarla nefesi erken kesilir, kimi küçük adımlarla yetişemez geç kalır, kimi emin adımlarla belki doğru belki yanlış yöne; belki doğru belki yanlış insana.

Gönderen kıyıköşeyazı zaman: 4:38 ÖS

 

0 yorum:

 
>